(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY
Gülistan Doku soruşturmasını tüm Türkiye can kulağıyla takip ediyor. Özellikle Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı Ebru Cansu’nun soruşturma dosyasına dokunmasıyla birlikte Doku soruşturması başka bir noktaya evirildi. Tabii ki, Başsavcı Cansu kadar, soruşturma aşamasında yargı mensuplarının arkasında duran Adalet Bakanı Akın Gürlek ve ekibini de unutmamak gerekiyor. Çünkü yıllardan beri tozlu raflarda çürümeye sevk edilmiş bir dosyaya yeniden adeta hayat verdiler.
Öyle ki, Başsavcı Ebru Cansu, Gülistan Doku’nun kayıp olmasını tamamen bir cinayet ve örgütlü suçlar dosyası haline getirdi. Kimler yok ki dosyada. Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, eşi Handan Sonel ve oğlu Mustafa Türkay Sonel “delil yok etme, gizleme veya değiştirme” suçlamalarıyla tutuklandı. Düşünün ki, masum bir üniversiteli kızımızı bir valinin oğlu öldürmüş, babası ve annesi de cinayeti örtbas için bütün şehrin bürokrasisini kendilerine esir etmiş. Bu bile tuzun koktuğunun resmidir.
İddialar sadece bununla sınırlı değildi elbette. Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel ayrıca Tunceli Belediyesi’nde kayyım olarak görev yapıyordu. Haliyle belediyenin bütün hesap hareketleri de onun elindeydi. Kendisi de “muktedir” olunca cinayeti örtbas için, buranın kaynağını suç örgütüne aktarmış adeta. Bu bizim şahsi kanaatimiz değil. Devletin hazırladığı resmi müfettiş raporlarının sonucu.
Gelelim meselenin özüne. Sadece Gülistan Doku’nun cansız bedeni bazı şüphelilerle irtibatlı kişiler tarafından organize ve bilinçli şekilde gömülmüş veya yok edilmiş değil. Organize kötülük çetesi ayrıca Doku’nun gebelik şüphesiyle hastanede gördüğü muayene ve tedaviye ilişkin kayıtları da kasıtlı olarak silmiş. Dosya kapsamında onlarca kişi halen tutuklu yargılanıyor. Ceset hala bulunamadığı için soruşturma bir noktadan sonra tıkanıyor. Ancak Başsavcı Ebru Cansu’nun dirayetinin bunun da üstesinden geleceği kanaatindeyim. Soruşturmanın bu aşamaya gelmesi bilr büyük bir aşama.
Şimdi burada hukuki olarak bazı noktalara dikkat çekmek istiyorum. Tabii ki Başsavcılığı’nın da elinde muhtemelen kamuoyuna yansımayan yeni bilgiler kesinlikle vardır. Ama zamanı geldiğinde açıklanacağı kanaatindeyim.
TBMM TUTANAKLARINDAKİ SOYLU AÇIKLAMALARI YENİDEN OKUNMALI
Evet, dönemin Tunceli Valisi, Emniyet personeli, Jandarma ve AFAD gibi kurumlarda çalışan onlarca kamu personeli tutuklandı. Ancak dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan henüz bir çıt yok. Hukuki olarak bu bence normal değil. Burada Soylu, cinayeti biliyordu şeklinde bir imada kesinlikle bulunmuyorum. Ancak görevi ihmali olduğu kesin. Siyasi olarak bütün sorumluluk kendisinde buna vurgu yapmam gerekiyor.
Öte yandan dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, TBMM Genel Kurulu’nda Gülistan Doku dosyasına ilişkin yaptığı konuşmada, soruşturmanın kendi takibinde olduğunu belirterek, konunun “PKK, HDP, siyaset” tarafından siyasallaştırılmaya çalışıldığını ifade etmiş ve devletin Doku’yu bulmak amacıyla çok kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü söylemişti. Bu ifadeler artık yalnızca siyasi bir tartışmanın parçası olarak değil, dönemin İçişleri Bakanı’nın dosya hakkında bilgi sahibi olduğunu gösteren resmi TBMM tutanakları olarak değerlendirilmeli değil mi? Bunun yanında Tunceli gibi bir şehirde Vali ve oğlu cinayet işliyor, bütün bürokrasisi bu menfur olayı kapatmak için var gücüyle çalışıyor, ancak dönemin Bakanı’nın hiçbir olaydan haberi olmuyor! Bana göre asla normal değil. Olmamalı da.
Dolayısıyla bugün gelinen noktada şu hukuki soru kaçınılmaz hale gelmekte değil mi?
Dönemin İçişleri Bakanı Soylu, soruşturmanın hangi aşamalarından haberdardı ve kendisine hangi bilgiler aktarılmıştı?
Daha da önemlisi:
Bugün soruşturma dosyasına giren yeni deliller, o dönemde Bakan’a aktarılmış bilgilerle çelişiyor muydu?
Eğer çelişiyorsa, bu çelişkinin kaynağı nedir?
“ASILSIZDIR” DENİLEN İDDİALARIN BUGÜN YENİDEN İNCELENMESİ GEREKİR
Dönemin İçişleri Bakanı Soylu’nun TBMM’deki açıklamalarında Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen adli soruşturmanın dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel hakkında ileri sürülen iddiaların asılsız olduğunu ortaya koyduğuna ilişkin değerlendirmeler de yer almıştı.
Oysa bugün gelinen noktada Tuncay Sonel’in soruşturma kapsamında gözaltına alınması ve savcılık tarafından çeşitli suçlardan tutuklanmasının talep edilmesi, dönemin idari ve adli değerlendirmelerinin yeniden ele alınmasını zorunlu kılmakta. Sonel’in ifadesine ilişkin yayımlanan soruşturma haberlerinde, Doku’ya ait SIM kartın resmi soruşturma makamları yerine koruma polisi aracılığıyla gönderildiğini kabul ettiği aktarılması da ayrı bir garabet.
Burada özellikle altı çizilmesi gereken nokta şudur: Bugünkü gelişmeler, tek başına geçmişte görev yapan bir kamu görevlisinin suç işlediğini kanıtlamaz. Ancak geçmişte verilmiş resmi değerlendirmelerin, bugün ortaya çıkan delillerle çelişmesi halinde, o değerlendirmelerin hangi bilgi ve belgelere dayanılarak yapıldığının araştırılması artık hukuken meşru ve gerekli bir soru haline gelir.
Burada doğrudan Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Gülistan Doku’nun ölümünden sorumludur” şeklinde bir sonuç çıkarmak hukuken asla mümkün değil. Fakat Soylu’nun, görev ve yetkileri kapsamında soruşturmanın etkin biçimde yürütülmesini sağlama konusunda bir ihmali veya görevin gereklerine aykırı bir eylemi olduğu aşikar. Hukuki olarak da Türk Ceza Kanunu’nun 257/2. maddesi, kamu görevlisinin görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstermesi ve bunun kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olması halinde cezai sorumluluk öngörmekte.
Dolayısıyla hukuken araştırılması gereken husus, Soylu’nun yalnızca “yanlış bir siyasi değerlendirme yapıp yapmadığı” değil tabii ki…
Araştırılması gerekenler çok daha somut veriler.
Soylu’ya soruşturma sırasında hangi raporlar sunuldu?
Kendisine hangi deliller ve şüpheli ifadeleri aktarıldı?
Dönemin Tunceli Valiliği, Emniyet Müdürlüğü ve Jandarma birimleri Bakanlığa hangi bilgileri gönderdi?
Doku’nun kaybolmasıyla ilgili hangi ihtimaller Bakanlık tarafından değerlendirildi?
Başta Doku’nun erkek arkadaşı olmak üzere şüpheliler hakkında hangi işlemlerin yapılması istendi?
Şüphelilerin yurtdışına çıkışı veya geri getirilmesi konusunda Bakanlığın bilgisi ve talimatı oldu mu?
Sayın Bakan’ın yeni ortaya çıkan, belgeler, yazışmalar, talimatlar, raporlar ve tanık beyanları üzerinden kapsamlı bir değerlendirme yapması gerekiyor. Özellikle Soylu’nun o dönemde TBMM’de dosyanın kendi takibinde olduğunu açıkça ifade etmiş olması, bugün yapılacak bir inceleme açısından önemli değil mi? Çünkü bu ifade, “dosyadan haberdar değildim” şeklindeki olası bir savunmanın kapsamını daraltabilecek nitelikte bir kamu beyanıdır bana göre.
Tabii ki, yukarıda ifade ettiğim gibi; Soylu’nun o dönemde İçişleri Bakanı olması tek başına ceza sorumluluğu doğurmaz. Fakat İçişleri Bakanı sıfatıyla kendisine belirli bilgiler ulaşmış, bu bilgiler ciddi bir suç veya delillerin karartılması ihtimaline işaret etmiş ve buna rağmen kanuni görevlerinin gerektirdiği işlemlerin yapılması konusunda ihmali bulunduğu somut delillerle ortaya konulabilirse, bunun ceza hukuku bakımından incelenmesi mümkün olacaktır.
Tabii ki, anayasal ayrıntıyı da gözden atlamamak gerekiyor. Anayasa’nın 106. maddesine göre, görevleriyle ilgili olarak görevleri sırasında işlendiği iddia edilen suçlar bakımından bakanlar hakkında görevleri sona erdikten sonra da Meclis soruşturmasına ilişkin özel usul uygulanmakta. TBMM’nin beşte üç çoğunlukla soruşturma açılmasına karar vermesi halinde soruşturma komisyonu kurulmakta; gerekli şartların oluşması halinde Genel Kurulun üçte iki çoğunluğuyla Yüce Divan’a sevk gündeme gelebilmekte. Bu nedenle Soylu bakımından yalnızca “savcılığa suç duyurusu” perspektifinden değil, Anayasa’nın 106. maddesindeki eski bakanlara ilişkin özel sorumluluk mekanizması açısından da konu değerlendirilmeli diye düşünenlerdenim.
Bence Sayın Bakan, masum bir genç kızla ilgili o dönemde Tunceli Valisi Sonel, Tunceli Emniyet Müdürlüğü ve Jandarma birimi tarafından kendisine resmi ve özel hangi bilgilerin geldiğini açıklaması gerekir. Şayet Tunceli Başsavcılığı tarafından soruşturma dosyasına giren deliller, o zamandan beri biliniyor da işlem yapılmadıysa vay o zaman bürokrasimizin haline… Yok, deliller yeni tespit edilip bulunduysa tek bir sözümüz olmaz.
Çünkü Gülistan Doku dosyasında adaletin ölçüsü, şüphelinin kim olduğundan ziyade, delilin ne söylediğidir.
Bu kadar net…























