(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Türkiye gündemi çok sıcak!
Sürekli sosyal medyaya son dakika haberleri düşüyor.
Ardı arkası kesilmiyor.
Fon vurgunu, CHP’li belediyelere yolsuzluk operasyonları ve MHK Başkanı ve bazı hakemlerin tutuklanması.
Türkiye kamuoyu yarın neyle uyanacağını inan tahmin edemiyor.
Çünkü pat diye birinin kapısı çalınıyor.
Hele bir de muhalifseniz tadından yenilmiyor.
Üstüne üstelik bir siyasi tarafınız varsa, vay halinize…
Ama şunu söylemek gerekiyor.
Her gün yapılan dalgalar ülkenin ruhunu bozuyor.
“Bu dalgalarda ülke boğulur” ifadesi, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a ait.
Erdoğan, Mayıs 2012’de gerçekleştirilen 28 Şubat soruşturması kapsamındaki gözaltı dalgaları için söylenmişti bu sözleri.
Sonuna kadar haklı.
Çünkü her dalga dışarıda yanlış bir imaj oluşturuyor.
Türkiye’nin artık sakinliğe ihtiyacı var.
Ama gelinen aşamada biraz zaman alacağı aşikar.
Ama sorun dalgalardan daha ziyade, yargıdaki bazı ciddi iddialarda.
Dün sosyal medyada düştü.
İstanbul’da hakim ve savcıların da aralarında bulunduğu 5 yargı mensubu rüşvet ve irtikaptan açığa alınmış.
Yıllardan beri anlam veremem.
Tespit ettiğini anında kapının önüne koyacaksın ki, diğerleri de buna tevessül etmesin.
Ama İstanbul bitti derken, bu kez de Mardin’de patlak verdi.
Bir yargı mensubu ile eşinin hesabında milyonlarca liralık hareketlilik olmuş!
Sebebini araştırmaya gerek var mı?
Maalesef yok.
Sadece meslekten atmak yetmez.
Mallarına devlet acilen tedbir koymalı.
Ne yazık ki, bir ülkede rüşvet iddiaları adliyelerin kapısına kadar dayanmışsa,
bir soruşturmada 5 hâkim ve savcı görevden uzaklaştırılıyorsa vay yargımızın haline!
Bir savcının ve eşinin hesaplarında yüz milyonlarca liralık para hareketliliği MASAK’ın radarına giriyorsa vay halimize…
Siyasetin en üst kademelerinde görev yapmış isimlerin milyarlarca liralık hisse ve fon işlemleri hakkında soruşturmalar yürütülüyorsa, ancak o kişiler hakkında hiçbir işlem yapılmıyorsa vay memleketin ahvaline…
Artık toplumun ve siyasetin sorması gereken soru çok basit:
Tuz neden kokuyor?
Kimse mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilemez.
Ama aynı şekilde, “Nasıl olsa soruşturma” deyip soruları da halının altına süpüremeyiz.
Çünkü mesele sadece birkaç kişinin hesabındaki para değil.
Mesele; adalete güven, siyasete güven, kamu kurumlarına güven ve devletin itibarını oluşturur.
Vatandaşın cebinden çıkan her kuruşun hesabı sorulurken, milyonlarca hatta milyarlarca liralık para hareketlerinin kaynağı da aynı açıklıkla sorgulanmalı değil mi?
Bir savcının hesabında nasıl milyonlarca liralık para hareketliliği olur?
Bunun acilen açıklığa kavuşturulması gerekmez mi?
Bir hâkimin rüşvet iddiasıyla tutuklanması bütün yönleriyle araştırılmalı değil mi?
Siyasetçilerin finansal işlemleri konusunda ortaya atılan iddialar bağımsız biçimde incelenmeli değil mi?
Ve bütün bunlar yapılırken hukukun terazisi kimseye göre eğilip bükülmemeli.
Çünkü adaletin içinde şüphe büyürse, devletin kurumları yıpranır.
Devletin kurumları yıpranırsa, vatandaşın güveni sarsılır.
Ve bir gün toplum şu soruyu sormaya başlarsa: “Adaletin kendisi korunamıyorsa, bizi kim koruyacak?”
İşte o zaman mesele birkaç soruşturmayı aşar.
Tuz kokmuştur.
Yapılması gereken ise çok açık.
Kim suçluysa hukuk önünde hesabını vermeli.
Kim suçsuzsa aklanarak görevine dönmeli.
Kim güçlü olursa olsun soruşturma sonuna kadar gitmeli.
Kim makam sahibi olursa olsun hesap vermeli ki, diğerlerine gözdağı olsun.
Çünkü hukuk devleti, güçlünün hukukundan değil, herkes için aynı hukuktan ibaret olmalıdır.
Son bir cümle de…
Rüşvet alan hakim ve savcıların hangi dosyalardan dolayı irtikap yaptıklarına bakmak kimsenin aklına gelmiyor mu?
Bana göre; bakış açımızı bir an önce bu yöne çevirmeliyiz.
Muhtemel daha büyük balıkların yakalanacağınızdan şüpheniz olmasın.























