(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL
Birini kırdınız.
Size söyledi:
“Beni çok kırdın.”
İlk cevabınız ne olur?
Çoğu zaman şu:
“Ama seni kırmak istemedim.”
Bu cümlede garip bir şey var.
Çünkü karşıdaki size niyetinizi sormadı.
Canının yandığını söyledi.
Siz ise ona içinizi gösteriyorsunuz:
“Bak, orada kötülük yoktu.”
Olmayabilir.
Gerçekten iyi niyetli de olabilirsiniz.
Ama hâlâ bir soru kalıyor:
İyi niyet, verdiğiniz zararı azaltır mı?
“SENİ KIRMAK İSTEMEDİM”
Diyelim bir arkadaşınız size özel bir şey anlattı.
Kimseye söylememenizi istedi.
Siz başka bir arkadaşınıza anlattınız.
Kötülük olsun diye değil.
“Belki yardımcı olur.”
diye düşündünüz.
Konu yayıldı.
Arkadaşınız öğrendi.
Size:
“Bunu sana güvenerek anlatmıştım.”
dedi.
Siz de:
“Ama kötü niyetle yapmadım.”
dediniz.
Doğru.
Kötü niyetiniz yoktu.
Ama onun sırrı artık sır değil.
Güveni sarsıldı.
Mahremiyeti ihlal edildi.
Masada artık iki gerçek var.
Sizin niyetiniz.
Ve:
Onun yaşadığı sonuç.
İkisi de gerçek.
Ama aynı şey değiller.
NİYET ÖNEMSİZ Mİ?
Hayır.
Niyet önemlidir.
Birinin ayağına yanlışlıkla basmakla, öfkeyle basmak aynı şey değildir.
Bir bardağı kazara düşürmekle, sinirlenip yere fırlatmak da.
Bardak iki durumda da kırılabilir.
Ama yapan insan hakkında aynı şeyi düşünmeyiz.
Ahlaki yargı üzerine yapılan araştırmalar da bunu gösteriyor.
İnsanlar yalnızca sonuca bakmıyor.
Kişi ne biliyordu?
Ne istiyordu?
Ne yapmaya çalışıyordu?
Bunların hepsi suçlamayı değiştiriyor.
Yani:
Niyet önemsiz değildir.
Ama niyetin neyi değiştirdiğini doğru yere koymak gerekir.
Niyet daha çok sizi anlatır.
Zarar ise karşıdaki insanın başına gelen şeyi.
Başka türlü söyleyelim:
İyi niyet sizi daha az suçlanabilir yapabilir.
Ama kırılan bardağı yapıştırmaz.
İYİ İNSANLARIN SEVMEDİĞİ CÜMLE
Sanırım bizi asıl rahatsız eden şey şu:
Kendimizi kötü biri olarak görmüyoruz.
Sonra kötü bir sonuç üretiyoruz.
İki cümle yan yana geliyor:
“Ben onu seviyorum.”
Ve:
“Onu incittim.”
“Ben çocuğumun iyiliğini istiyorum.”
Ve:
“Onu ezdim.”
“Ben eşimi korumaya çalışıyordum.”
Ve:
“Hayatına müdahale ettim.”
“Ben sadece dürüst davrandım.”
Ve:
“Onu aşağıladım.”
Bu iki şeyi aynı anda taşımak zor.
İyi niyetliydim.
Ve:
Yanlış yaptım.
İnsan çoğu zaman ikinci cümleyi küçültmeye çalışıyor.
Çünkü ilkini kaybetmek istemiyor.
“Niyetim iyiydi.”
cümlesi burada bir bilgiden çıkıp savunmaya dönüşüyor.
Aslında şunu söylüyoruz:
“Ben kötü biri değilsem yaptığım şey de o kadar kötü olamaz.”
Oysa olabilir.
Belki ahlaki hayatın en rahatsız edici gerçeklerinden biri bu:
İyi insan olmak, kötü sonuç üretmeye karşı bağışıklık sağlamıyor.
“SENİN İYİLİĞİN İÇİN”
Bu cümleyi hepimiz duymuşuzdur.
“Senin iyiliğin için yaptım.”
Bir anne çocuğunun hangi mesleği seçeceğine karar verir.
Onun iyiliği için.
Bir eş diğerinin kimlerle görüşeceğine karışır.
Onu korumak için.
Bir yönetici çalışanını herkesin önünde sertçe eleştirir.
Gelişsin diye.
Bir arkadaş hayatınıza sürekli müdahale eder.
Sizi düşündüğü için.
Belki gerçekten öyle.
Zaten mesele de burada.
Kötü niyetli müdahaleyi görmek kolaydır.
İyi niyetli müdahale çok daha tehlikeli olabilir.
Çünkü insanın elinde çok güçlü bir gerekçe vardır:
“Ben bunu kendim için yapmıyorum ki.”
Ama bir şeyi başkası için yaptığınıza inanmanız, o kişinin gerçekten onu istediği anlamına gelmez.
Bazen iyi niyet insana garip bir yetki duygusu verir:
“Senin iyiliğini istiyorsam, senin adına karar verebilirim.”
Hayır.
İyi niyet, başkasının hayatı üzerinde vekâletname değildir.
SONUCU KİM YAŞIYOR?
Bazen tek bir soru yeter:
Bu davranışın sonucunu kim yaşıyor?
Siz mi?
Karşınızdaki mi?
Eğer sonucu siz yaşamıyorsanız, kendi niyetiniz üzerinden zararın büyüklüğüne karar vermeniz biraz tuhaf değil mi?
“Abartıyorsun.”
“Bu kadar kırılacak ne var?”
“Ben öyle demek istemedim.”
“Yanlış anladın.”
Bu cümlelerin ortak bir tarafı var.
Karşıdakinin yaşadığı şeyi, sizin kafanızdaki niyetle düzeltmeye çalışıyorlar.
Sanki şöyle bir matematik var:
İyi niyet + kötü sonuç = aslında o kadar da kötü olmayan sonuç.
Ama zarar böyle çalışmıyor.
Birinin kolunu yanlışlıkla kırarsanız, kemiği daha az kırılmış olmuyor.
Parasını yanlışlıkla kaybettirirseniz kayıp küçülmüyor.
Sırrını iyi niyetle açıklarsanız mahremiyet geri gelmiyor.
Niyet sorumluluğunuzu değiştirebilir.
Ama yaşanan şeyi yaşanmamış hale getiremez.
BİR KERE BİLMİYORDUN
Bence mesele asıl burada sertleşiyor.
Birini incittiniz.
Farkında değildiniz.
Size söyledi:
“Bunu yaptığında canım yanıyor.”
Tamam.
Bilmiyordunuz.
Ama artık biliyorsunuz.
Sonra aynı şeyi tekrar yaptınız.
Yine:
“Ama kötü niyetim yok.”
dediniz.
Üçüncü kez.
Dördüncü kez.
Beşinci kez.
Bir noktadan sonra mesele ilk niyetiniz olmaktan çıkıyor.
Çünkü artık sonucu biliyorsunuz.
Bir insan ilk seferinde:
“Bunun seni incittiğini bilmiyordum.”
diyebilir.
Makul.
Ama siz söyledikten sonra artık bilmiyor değildir.
O noktadan sonra iyi niyetin sınavı sözlerde değil, davranışta başlar.
Bilgi geldikten sonra ne değişti?
Hiçbir şey değişmediyse,
“Niyetim iyi.”
cümlesi giderek daha az şey anlatır.
Çünkü gerçek niyetin davranış üzerinde bir izi olması gerekir.
NİYETİMİZİ GERÇEKTEN BİLİYOR MUYUZ?
Bir başka rahatsız edici soru da bu.
“Ben sadece yardımcı olmak istedim.”
Belki.
Ama biraz da kontrol etmek istediniz mi?
“Ben sadece dürüst davrandım.”
Belki.
Ama biraz da onu küçültmek hoşunuza gitti mi?
“Ben sadece korumaya çalışıyordum.”
Belki.
Ama biraz da kaybetmekten korktuğunuz için onu kısıtladınız mı?
İnsan davranışlarının çoğu tek nedenli değil.
Kendimize anlattığımız hikâye ise genellikle en temiz olanı.
Biz kendi filmimizde çoğu zaman iyi karakteriz.
Kötülük yapmıyoruz.
Koruyoruz.
Dürüst oluyoruz.
Yardım ediyoruz.
Fedakârlık yapıyoruz.
Belki.
Ama insanın kendi niyeti hakkında verdiği ifade her zaman tarafsız bir tanıklık değil.
Çünkü sanık da biziz.
Avukat da.
Hâkim de.
“AMA BEN BÖYLE BİRİ DEĞİLİM”
Bazen biri size:
“Bana çok bencil davrandın.”
diyor.
Cevabınız:
“Ben bencil biri değilim.”
Birisi:
“Bana yalan söyledin.”
diyor.
“Ben yalancı biri değilim.”
Birisi:
“Beni küçümsedin.”
diyor.
“Ben insanları küçümseyen biri değilim.”
Fark ettiniz mi?
Karşıdaki davranışı konuşuyor.
Biz karakterimizi savunuyoruz.
Çünkü:
“Bencil davrandın.”
cümlesini,
“Sen bencil bir insansın.”
diye duyuyoruz.
Oysa aynı şey değil.
Bir davranışımızın bencil olması için bütünüyle bencil biri olmamız gerekmiyor.
Bir kez yalan söylemek için hayat boyu “yalancı” olmamız gerekmiyor.
Birini küçümsemek, herkesi küçümsediğimiz anlamına gelmiyor.
Ama bu ayrımı yapamazsak her eleştiri kimliğimize saldırı gibi geliyor.
Sonra bütün enerjimizi kendimizi beraat ettirmeye harcıyoruz.
“Ben kötü biri değilim.”
Tamam.
Belki değilsiniz.
Ama soru o değildi.
Soru şu:
Ne yaptınız?
İYİ NİYET NE ZAMAN GERÇEKTEN DEĞERLİ?
İyi niyet değerlidir.
Elbette.
Biri sizi yaralar ve bundan memnundur.
Diğeri sizi yaralar ve keşke hiç olmamış olsaydı der.
İki insan aynı değildir.
Niyet;
suçlamayı değiştirir.
Affetmeyi etkiler.
Güvenin yeniden kurulmasını etkiler.
Bir daha aynı şeyin yaşanıp yaşanmayacağına dair beklentimizi etkiler.
Ama bence iyi niyetin asıl değeri başka bir yerde ortaya çıkar:
Zarar ortaya çıktıktan sonra ne yaptığınızda.
Çünkü gerçekten iyi niyetliyseniz, karşıdaki insanın:
“Beni incittin.”
demesi size yönelik bir saldırı değildir.
Bir bilgidir.
Ve o bilgiyle bir şey yaparsınız.
“AMA” YERİNE “VE”
Belki verilebilecek en zor cevap şu:
“Bunu yapmak istemedim.”
Sonra durmak.
Ve devam etmek:
“Ama olmuş. Bana ne yaptığını anlat.”
Hatta belki “ama” bile fazla.
Şöyle:
“Seni kırmak istemedim ve seni kırdım.”
“Ve.”
Küçücük bir kelime.
Ama bütün cümleyi değiştiriyor.
“Seni kırmak istemedim ama…”
dediğinizde ikinci taraf çoğu zaman birinci tarafı savunmaya başlıyor.
“Seni kırmak istemedim ve kırdım.”
dediğinizde ise iki gerçek aynı anda masada kalıyor.
Benim niyetim.
Senin yaran.
Biri diğerini silmiyor.
NİYETİN SINAVI SONUÇTAN SONRA BAŞLAR
Belki iyi niyet hakkında en yanlış düşündüğümüz şey bu.
Onu yalnızca davranıştan önceki zihinsel durumumuz sanıyoruz.
“Ben yaparken iyi düşünmüştüm.”
Tamam.
Ama belki asıl sınav daha sonra.
Size zarar verdiğinizi öğrendiğinizde ne yaptınız?
Savundunuz mu?
Küçümsediniz mi?
“Yanlış anladın.”
mı dediniz?
Karşıdakini aşırı hassas olmakla mı suçladınız?
Yoksa durdunuz mu?
Dinlediniz mi?
Davranışınıza baktınız mı?
Çünkü gerçek iyi niyet yalnızca:
“Sana zarar vermek istemedim.”
demez.
Bir noktadan sonra şunu da söylemesi gerekir:
“Sana zarar verdiğimi artık biliyorum.”
Ve ardından:
“O halde bir şey değiştireceğim.”
İşte orada niyet kafanızdan çıkar.
Davranışa dönüşür.
Ve ilk kez kanıtını bulur.
İYİ NİYET BERAAT DEĞİLDİR
Sanırım sonunda mesele burada düğümleniyor.
İyi niyet önemlidir.
Bilerek yapılanla kazara yapılanı ayırır.
Bir insanı ne kadar suçlayacağımızı değiştirir.
Affetmeyi kolaylaştırabilir.
Bir insan hakkında vereceğimiz hükmü değiştirebilir.
Ama yapamayacağı bir şey var:
Yaşanmış sonucu yaşanmamış hale getiremez.
Bu yüzden:
“Niyetim kötü değildi.”
bir açıklamadır.
Ama tek başına beraat değildir.
Ve özellikle size zarar verdiğiniz söylendikten sonra aynı davranışı sürdürüyorsanız, giderek daha zayıf bir açıklamaya dönüşür.
Belki kendimize yalnızca şunu sormamalıyız:
“Ben ne yapmak istemiştim?”
Bir soru daha var:
“Benim yaptığım, karşımdaki insanda ne yaptı?”
Çünkü ahlak yalnızca kafamızın içindeki niyetlerden oluşsaydı işimiz çok kolaydı.
Hepimiz kendi kafamızın içinde oldukça iyi insanlarız.
Asıl mesele orada değil.
Başkalarının hayatında ne olduğumuzda.
Ve belki iyi niyetin gerçek ölçüsü de başlangıçta ne düşündüğümüz değildir.
Verdiğimiz zararı öğrendikten sonra ne yaptığımızdır.
Kaynaklar
Cushman F. Crime and punishment: Distinguishing the roles of causal and intentional analyses in moral judgment. Cognition. 2008;108(2):353–380.
Young L, Saxe R. Innocent intentions: A correlation between forgiveness for accidental harm and neural activity. Neuropsychologia. 2009;47:2065–2072.
Malle BF, Guglielmo S, Monroe AE. A theory of blame. Psychological Inquiry. 2014;25(2):147–186.
Knobe J. Intentional action and side effects in ordinary language. Analysis. 2003;63(3):190–194.























