(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
ABD’nin 2003’te başlayan Irak macerasının askeri ayağı 30 Eylül 2026 itibarıyla sona erdi. Washington, Irak’taki son askerlerini de çekerek ülkenin kuzeyindeki üslerde kalan askeri varlığını sonlandırdı. Böylece 2003 işgaliyle başlayan, 2011’de sona eren ve 2014’te IŞİD’le mücadele kapsamında yeniden başlayan Amerikan askeri varlığı açısından yeni bir dönem açıldı. ABD’nin Irak’tan çıkışı yalnızca iki ülke arasındaki askeri ilişkilerin yeniden tanımlanması anlamına gelmiyor; İran’ın bölgesel etkisi, Irak’taki silahlı grupların geleceği, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin güvenliği ve IŞİD’in yeniden toparlanma ihtimali açısından da önemli sonuçlar doğurabilecek bir gelişme olarak öne çıkıyor.
Washington ve Bağdat’ın çekilme kararı yeni değil. Süreç 2024’te varılan anlaşma doğrultusunda kademeli biçimde ilerledi ve son Amerikan askerlerinin Irak’tan ayrılmasıyla tamamlandı. ABD bundan sonra Irak’taki askeri varlığını sona erdirirken eğitim, istihbarat ve savunma iş birliği gibi alanlarda ilişkisini sürdürmeye devam edecek. Dolayısıyla ortada ABD’nin Irak’la bütün bağlarını koparmasından ziyade, doğrudan askeri varlığın sona erdirildiği ve ilişkinin farklı bir zemine taşındığı bir tablo bulunuyor.
Ancak çekilmenin zamanlaması dikkat çekici. Washington uzun süredir askeri ve siyasi ağırlığını Ortadoğu’dan Asya-Pasifik’e kaydırmak, özellikle Çin’le rekabete daha fazla kaynak ayırmak istiyor. Bunun yanında Irak, ABD ile İran arasındaki bölgesel mücadelenin en önemli sahalarından biri haline gelmiş durumda. İran’a yakın silahlı grupların Amerikan askerlerine yönelik saldırıları, ABD’nin Irak’taki askeri varlığını giderek daha maliyetli ve riskli hale getirdi. Reuters’a göre çekilmenin ardından İran ve ona yakın Iraklı gruplar bunu önemli bir kazanım olarak görüyor.
Bu nedenle ABD’nin Irak’tan çekilmesini yalnızca Washington’ın Ortadoğu’dan uzaklaşma politikasıyla açıklamak eksik kalabilir. Irak, Amerikan askerlerinin bulunduğu dönemde dahi İran’ın etkisinin güçlü olduğu bir ülkeydi. Ancak Amerikan askeri varlığının sona ermesi, özellikle Bağdat’ın güvenlik politikaları üzerinde Tahran’a yakın silahlı grupların ağırlığını artırabilecek yeni bir alan açıyor. Nitekim İran Devrim Muhafızları çekilmeyi “tarihi zafer” olarak nitelendirirken, Irak’taki bazı İran yanlısı gruplar da Amerikan varlığının sona ermesini kendi mücadelelerinin sonucu olarak sunuyor.
Asıl kritik soru ise bundan sonra Irak’ın güvenlik mimarisini kimin ve nasıl şekillendireceği. Bağdat artık güvenlik sorumluluğunu daha fazla kendi kurumları üzerinden yürütmek zorunda. Fakat ülkede İran yanlısı silahlı grupların önemli bir güce sahip olması ve IŞİD’in tamamen ortadan kalkmamış olması, bu sürecin kolay olmayacağını gösteriyor. IŞİD’in 2017’de Irak’taki toprak hakimiyeti sona ermiş olsa da örgütün uyuyan hücreleri özellikle kırsal ve çöl bölgelerinde faaliyet kapasitesini koruyor. Amerikan istihbarat, hava gözetleme ve askeri desteğinin azalması, Irak güvenlik güçlerinin kapasitesinin ciddi bir sınavdan geçeceği anlamına geliyor.
Çekilmenin en hassas sonuçlarından biri de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi açısından ortaya çıkabilir. Amerikan askerlerinin Irak’ın diğer bölgelerinden çekilmesinden sonra askeri varlığın önemli bölümü Erbil çevresinde yoğunlaşmıştı. Bu durum Kürt yönetimi açısından yalnızca IŞİD tehdidine karşı bir güvenlik desteği değil, aynı zamanda Bağdat, İran ve bölgedeki diğer aktörlere karşı siyasi bir güvence olarak görülüyordu. Şimdi bu güvenlik şemsiyesinin kalkmasıyla Erbil’in Bağdat ve Tahran’la ilişkilerinde daha hassas bir denge kurması gerekecek. Güncel gelişmeler, İran’ın Irak Kürdistanı’ndaki İranlı Kürt muhalif gruplara yönelik baskısının da devam ettiğini gösteriyor.
Bu tablo Türkiye açısından da önem taşıyor. Irak merkezi hükümetinin güvenlik kapasitesinin güçlenmesi, Bağdat’ın ülke üzerindeki kontrolünü artırması ve silahlı yapıların devlet otoritesi altında toplanması Ankara’nın uzun süredir savunduğu yaklaşım ile örtüşüyor. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için Bağdat’ın hem İran destekli gruplarla hem de Kürt yönetimiyle ilişkilerinde yeni bir denge kurması gerekiyor. Dolayısıyla Amerikan askerlerinin çekilmesi Irak’ın egemenliği açısından bir fırsat yaratırken, aynı zamanda bu egemenliğin gerçekten ne ölçüde Bağdat tarafından kullanılabileceğini de test edecek.
Bu gelişmeyle birlikte Ortadoğu’daki ikinci önemli başlık ise Suriye-Hizbullah ilişkileri. Reuters, eylül ayında Suriye hükümeti temsilcileri ile Hizbullah mensuplarının Türkiye’de gizli bir görüşme gerçekleştirdiğini ve temasların iki taraf arasındaki gerilimi azaltmayı amaçladığını bildirdi. Haberde altı kaynağa dayanılırken, görüşmede Suriye’nin Hizbullah’ı Lübnan’da zor yoluyla silahsızlandırmaya müdahil olmayacağı, buna karşılık Hizbullah’tan Suriye-Lübnan sınırındaki kaçakçılığın ve Suriye’de kalan hücrelerin engellenmesine yardımcı olmasının istendiği öne sürüldü.
Ancak bu haber Ankara ve Şam tarafından açık biçimde yalanlandı. Suriye tarafı böyle bir toplantının gerçekleşmediğini açıklarken, Türkiye de Reuters’ın haberindeki Türkiye’de görüşme yapıldığı iddiasını temelsiz ve asılsız olarak nitelendirdi. Hizbullah ise Reuters’ın sorularına yanıt vermedi. Dolayısıyla görüşmenin gerçekleştiği bugün itibarıyla bağımsız biçimde doğrulanmış bir olgu olarak sunulamaz.
Bununla birlikte haberin ortaya çıkması, Suriye ile Hizbullah arasındaki ilişkilerin geleceği açısından başlı başına dikkat çekici. Çünkü Beşar Esad yönetiminin devrilmesinden sonra Şam ile Hizbullah arasında ciddi bir düşmanlık oluştu. Hizbullah uzun yıllar Esad yönetimini desteklemek için Suriye’de savaşırken, yeni Suriye yönetimi de İran ve Hizbullah’ın ülkedeki etkisini azaltmaya çalışıyor. Buna rağmen iki tarafın sınır güvenliği, silah ve mal kaçakçılığı ve Lübnan-Suriye hattındaki güvenlik sorunları nedeniyle birbirini tamamen görmezden gelmesi mümkün değil. Reuters’ın iddiası doğru olsun veya olmasın, bu başlık bölgedeki yeni güç dengelerinin hangi noktaya doğru evrildiğini gösteren önemli bir tartışma alanı oluşturuyor.
Burada İsrail faktörü de denklemi daha karmaşık hale getiriyor. Suriye’nin yeni yönetimi bir yandan Hizbullah ve İran bağlantılı yapılardan uzaklaşmaya çalışırken diğer yandan İsrail’in Suriye topraklarındaki askeri faaliyetleriyle karşı karşıya. Bu durum Şam’ın önündeki seçenekleri daraltıyor. İsrail’in Suriye üzerindeki askeri baskısının devam etmesi, daha önce birbirine rakip veya düşman konumda bulunan bazı aktörlerin ortak tehdit algısı üzerinden sınırlı temaslara yönelmesi ihtimalini tamamen ortadan kaldırmıyor.
Bu nedenle Irak’taki Amerikan çekilmesi ile Suriye-Hizbullah iddiasını birbirinden kopuk iki gelişme olarak değerlendirmek yerine, Ortadoğu’da yeni bir bölgesel düzen arayışının parçaları olarak okumak daha anlamlı. Washington Irak’taki doğrudan askeri varlığını sona erdirirken İran’ın bölgesel nüfuzu tamamen ortadan kalkmıyor; aksine İran’a yakın silahlı gruplar Irak siyasetinde ve güvenlik denkleminde daha fazla alan kazanabilir. Suriye’de ise İran ve Hizbullah’ın etkisini azaltmaya çalışan yeni yönetim, İsrail’in artan baskısı karşısında farklı güvenlik kanalları aramak zorunda kalabilir.
Önümüzdeki dönemin temel sorusu bu nedenle “ABD Irak’tan çekildi, sırada ne var?” sorusundan daha geniş. Asıl mesele, ABD’nin bıraktığı alanı kimin dolduracağı ve Irak, Suriye ve Lübnan arasındaki güvenlik dengelerinin nasıl şekilleneceği. Bağdat kendi güvenlik kapasitesini güçlendirebilirse Amerikan çekilmesi Irak’ın egemenliğini pekiştiren bir dönüm noktasına dönüşebilir. Ancak devlet otoritesinin silahlı gruplar karşısında zayıf kalması halinde aynı gelişme İran’ın nüfuzunu artırdığı yeni bir güç boşluğuna da dönüşebilir. Suriye açısından ise Hizbullah’la doğrudan temas iddiası henüz doğrulanmış değil; fakat bölgedeki çatışma dinamikleri, geçmişte birbirine tamamen kapalı görünen kanalların yeniden açılabileceğini gösteriyor. Ortadoğu’da dengeler değişirken asıl mücadele artık yalnızca askerlerin nerede konuşlandığı üzerinden değil, devletlerin güvenlik mimarisini kimin belirlediği üzerinden yürütülecek.
























