(The Turkish Post) – AYŞEM NARLI
Bazen hayatın en büyük ihmali, başkalarını mutlu etmeye çalışırken kendimizi unutmak oluyor. İnsan, hayatı boyunca bir yerlere yetişmeye çalışıyor. İşine yetişiyor, sorumluluklarına yetişiyor, ailesine yetişiyor, çevresinin beklentilerini karşılamaya çalışıyor. Herkese ayıracak bir zamanı, herkese söyleyecek bir sözü, herkes için yapacak bir işi var. Ancak bütün bu koşuşturmanın arasında çoğu zaman kendisine uğramayı unutuyor.
Peki, insan herkese yetişirken kendisine neden geç kalıyor?
Belki de çağımızın en büyük çelişkisi tam olarak burada yatıyor. İletişim imkânlarımız artıyor ama kendimizle iletişimimiz zayıflıyor. Hayatımızı kolaylaştıran araçlar çoğalıyor ama kendimize ayırdığımız zaman giderek azalıyor. Başkalarının hayatlarını takip ederken kendi iç dünyamızdan uzaklaşıyoruz.
Geçmişin pişmanlıklarıyla geleceğin kaygıları arasında sıkışıp kalan insan, elindeki en değerli şeyi, yani bugünü, farkına varmadan tüketiyor.
Oysa hayat, yalnızca yetişilmesi gereken işlerden ve tamamlanması gereken sorumluluklardan ibaret değil. Bazen durmak, düşünmek ve insanın kendi içine dönmesi gerekiyor. Çünkü insan, kendisini tanımadan hayatı ne kadar tanıyabilir?
KENDİNİ TANIMAK, KENDİNE YABANCI KALMAMAKTIR
Kendini tanımak, insanın yalnızca güçlü yönlerini keşfetmesi değildir. Zayıflıklarıyla yüzleşebilmesi, hatalarını kabul edebilmesi, kırgınlıklarının nedenlerini anlayabilmesi ve kendi duygularına kulak verebilmesidir aynı zamanda.
Çoğu zaman başkalarını anlamak için büyük bir çaba gösteririz. Birinin neden kırıldığını, neden öfkelendiğini ya da neden sustuğunu anlamaya çalışırız. Ancak sıra kendimize geldiğinde aynı anlayışı göstermekten kaçınırız.
Kendi hatalarımıza karşı acımasız, başkalarının beklentilerine karşı ise fazlasıyla duyarlı olabiliriz. Oysa insanın kendisiyle kurduğu ilişki, hayatındaki pek çok ilişkinin temelini oluşturur. Kendisine değer vermeyen, sınırlarını tanımayan ve duygularını sürekli bastıran birinin başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurması da zorlaşabilir.
Burada önemli olan, insanın kendisini herkesten üstün görmesi değil; kendi varlığını da en az başkalarınınki kadar değerli kabul etmesidir. Çünkü kendine değer vermek bencillik değildir. Gerektiğinde dinlenmek, istemediğinde hayır diyebilmek, hata yaptığında kendini affedebilmek ve kendi ihtiyaçlarını fark edebilmek de insan olmanın bir parçasıdır.
HER ŞEYE EVET DEMEK, BAZEN KENDİNE HAYIR DEMEKTİR
İnsan, toplum içinde kabul görmek ve sevilmek ister. Bu nedenle zaman zaman kendi isteklerini geri plana iter, başkalarını kırmamak adına susar ve kendisinden beklenenleri yerine getirmeye çalışır.
Fakat sürekli başkalarının beklentilerine göre yaşamak, bir süre sonra insanın kendi kimliğinden uzaklaşmasına neden olabilir.
Her isteğe evet demek, her sorumluluğu üstlenmek ve herkesi memnun etmeye çalışmak, ilk bakışta fedakârlık gibi görünür. Ancak bu durum sürekli hâle geldiğinde insanın iç dünyasında yorgunluk, kırgınlık ve tükenmişlik birikebilir.
İşte bu noktada kişisel sınırlar önem kazanır.
Sınır çizmek, insanları hayatımızdan çıkarmak anlamına gelmez. Aksine, ilişkilerimizi daha sağlıklı bir zeminde sürdürebilmenin yollarından biridir. İnsan, kendi sınırlarını tanıdığında hem kendisine hem de karşısındakine daha dürüst davranabilir.
Unutmamak gerekir ki insanın herkese yetişmesi mümkün değildir. Önemli olan, hayatın içinde kendisini kaybetmeden yoluna devam edebilmesidir.
Bazen en önemli sorumluluğumuz, kendi iç dünyamızı ihmal etmemektir.
Çünkü insanın kendisine yaptığı en büyük iyilik, kendisini anlamaya çalışmasıdır.
Ve belki de hayatta geç kalmamamız gereken en önemli kişi, yine kendimiziz.
Kendinize iyi bakın. Çünkü kendinize ayırdığınız zaman, hayata verdiğiniz değerin de bir göstergesidir.






















