(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’e yönelik saldırı, Türkiye siyasetinde şiddetin giderek “normalleştiği”, muhalefetin hedef gösterildiği tehlikeli bir atmosferin ürünü. 4 Mayıs 2025’te İstanbul Atatürk Kültür Merkezi çıkışında yaşanan olay, sadece bireysel bir “akıl sağlığı” vakası olarak geçiştirilemeyecek kadar çok katmanlı ve düşündürücü.
SALDIRGANIN GEÇMİŞİ: YİNE BİR “BİREYSEL VAKA” MI?
Saldırganın 2004 yılında iki çocuğunu öldürdüğü ve 2020’de cezaevinden tahliye edildiği ortaya çıktı. Bu geçmişe rağmen, kamuya açık bir etkinlikte Türkiye’nin ana muhalefet liderine bu kadar kolay yaklaşabilmiş olması, ciddi bir güvenlik zafiyeti olarak dikkat çekiyor. Yargının geldiği hal ortada. Ancak asıl mesele, bu saldırının münferit bir “ruh hali bozukluğu” meselesi olup olmadığı değil; böylesi bir şiddet eylemini mümkün kılan siyasi ve toplumsal iklimdir.
Özgür Özel’e yapılan saldırı, CHP liderlerine yönelik son 11 yıldaki dördüncü fiziksel saldırı oldu. Bu durum artık bir rastlantı ya da tesadüf olarak açıklanamaz.
Türkiye’de muhalefet liderlerinin “hedef gösterilmesi” ve sistemli bir şekilde itibarsızlaştırılması, böylesi olayların önünü açıyor. Siyasetin dili zehirlenmiş durumda.
SARAY’DAN GEÇMİŞ OLSUN, AMA SORUMLULUK NEREDE?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, saldırı sonrası Özgür Özel’i arayarak geçmiş olsun dileklerini iletti. Ancak kamuoyunda yükselen tepki, bu tür olaylarda geçmiş olsun mesajlarının yeterli olmadığı yönünde. Siyaseti kutuplaştıran, muhalefeti “tehdit” olarak kodlayan söylemlerin sorumluluğu ortada duruyor. Sadece geçmiş olsun demek, bu iklimi yaratan dil ve tavırlardan sıyrılmak anlamına gelmiyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bakalım daha kaç CHP’li telef olacak” şeklindeki hedef gösteren kışkırtıcı ve tehditkâr ifadeleri, siyasi kutuplaşmayı derinleştiriyor ve muhalefet liderlerine yönelik saldırılara zemin hazırlıyor.
CHP’DEN TEPKİ: “BU KARANLIĞIN HESABI SORULMALI”
CHP Sözcüsü Murat Bakan’ın açıklaması sertti: “Bu bir tesadüf değil, bu bir planın parçası.” CHP kanadı, saldırının sadece bireysel değil, sistemin ürettiği bir sonuç olduğunda ısrarcı. Siyasi liderlere yöneltilen tehditlerin, karalama kampanyalarının, hedef göstermelerin geldiği yer artık fiziksel saldırılar.
Saldırı sonrası açıklama yapan CHP lideri Özgür Özel, “Bir santim bile geri adım atmayacağız” dedi. Ancak bu kararlılık çağrısı, Türkiye’de muhalefetin sürekli fiziki ve psikolojik baskıya maruz kaldığı bir tabloyu da resmediyor.
DEMOKRATİK SİYASET TEHLİKEDE
Türkiye’de siyasi iklimin geldiği nokta, demokratik siyaset için bir alarm zili. Muhalefet liderlerinin can güvenliği tartışmalı hale gelmişse, bu sadece bir güvenlik meselesi değil; doğrudan demokrasinin meşruiyetiyle ilgili bir sorundur. İktidara yakın medya organlarının, muhalefeti sürekli “tehdit” ve “düşman” gibi göstermesi de bu şiddet kültürünü körüklüyor.
TOPLUMSAL BARIŞ İÇİN SİYASİ DİL DEĞİŞMELİ
Kutuplaştırıcı siyasi söylemin acilen terk edilmesi gerekiyor. Sadece adalet mekanizmaları değil, siyasi liderlerin kullandığı dil ve medya kurgusu da sorgulanmalı. Aksi halde bu tür saldırıların “bireysel” gibi gösterilmesi, toplumsal çözülmenin üzerini örtmekten başka bir işe yaramayacak.




















