(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de ekonomik tablo her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Son iki yıldır krediyle ayakta kalmaya çalışan şirketler artık borçlarını çeviremiyor. Konkordato ilan eden firma sayısındaki rekor artış, krizin derinliğini gözler önüne seriyor. İktidar ise bu tablo karşısında sessiz, çözüm üretmek yerine siyasi hesaplar peşinde.
KONKORDATO SAYISI ÜÇ KATINA ÇIKTI
2025 yılı, Türkiye ekonomisindeki derin yapısal sorunların artık gizlenemez hâle geldiği bir yıl oluyor. Sadece yılın ilk dört ayında tam 1.727 şirket konkordato başvurusunda bulundu. Bu rakam, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 172’lik dramatik bir artışa işaret ediyor. Ocak’ta 231, Şubat’ta 163, Mart’ta 189, Nisan’da ise 444 şirket konkordato talep etti; sadece Nisan ayında 199 şirkete geçici mühlet, 136 şirkete ise kesin mühlet tanındı.
Üstelik bu sadece geçici mühlet taleplerinin sayısı; yılın ilk dört ayında ayrıca 53 şirket iflas etti. Ekonomik çöküş inşaat, tekstil ve plastik gibi temel sektörleri de kasıp kavuruyor. Bu tablo, siyasi iktidarın her fırsatta övündüğü “ekonomik büyüme” söylemlerinin, sahadaki gerçeklerle taban tabana zıt olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Konkordato furyası, reel sektörün adeta can çekiştiğini ve yüzlerce şirketin günü kurtarmak için yargıya sığındığını gösteriyor. Devletin ekonomik planlama kapasitesinin zayıflığı, mali disiplinsizlik ve sürdürülemez kredi politikaları, ülkeyi şirket batışlarının rutinleştiği bir kriz rejimine sürükledi.
İNDİRİM SÖYLEMİ YETMEDİ, EKONOMİK GERÇEKLER RAFLARA YANSIDI
“Her gün indirim” vaadiyle tüketiciyi cezbetmeye çalışan, Ankara genelinde onlarca şubesi bulunan Başkent Gross da ekonomik enkazın altında kalan son şirketlerden biri oldu. Derinleşen mali krizi aşamayan market zinciri, konkordato talebinde bulundu. Mahkeme, şirketin iflastan korunması için üç ay süreyle geçici mühlet verdi. Bu süreçte şirketin mal varlığına yönelik tedbir uygulanmasına ve faaliyetlerin denetimi için iki konkordato komiseri atanmasına karar verildi. Yıllardır piyasanın dinamosu olarak görülen perakende sektörünün böylesine büyük bir oyuncusunun batma noktasına gelmesi, ekonominin gerçek fotoğrafını gösteriyor. Başkent Gross’un yaşadığı çöküş, yalnızca bir şirketin değil, plansız yönetilen ekonomi politikalarının ve göz boyayan büyüme masallarının da çöktüğünün en somut göstergesi haline geldi.
KREDİYE ERİŞİM ZORLAŞTI, BORÇLAR ÖDENEMİYOR
Uzun süredir krediyle ayakta kalmaya çalışan şirketler artık bankalara olan borçlarını da ödeyemiyor. Artan faiz oranları ve sıkı para politikaları özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler için yıkıcı bir etki yarattı. Bankalar ise borç takibini dahi sürdüremeyecek hale geldi. Batık krediler hızla büyüyor. Esnafa nefes aldıran düşük faizli kredilerin yerini, ulaşılması imkânsız faiz oranları aldı. Şirketler ödeyemiyor, bankalar batık kredi listesini genişletiyor. Ekonomi, kağıt üzerinde değil, sahada kan kaybediyor.
Konkordato ilanlarının en yoğun olduğu sektörlerin başında tekstil ve inşaat geliyor. Yüksek istihdam yaratan bu sektörlerin çökmesi, sadece ekonomik değil, sosyal açıdan da ciddi riskler doğuruyor. İşsizlik oranları artarken, yeni yatırımlar durma noktasına geldi.
SARAY EKONOMİYİ GÖRMEZDEN GELİYOR
İktidarın ekonomiye dair yaklaşımı ise giderek daha gerçeklikten kopuk bir hale bürünüyor. Saray harcamaları artarken, halkın ve üreticinin yaşadığı kriz görmezden geliniyor. Muhalefeti bölme ve siyaseti dizayn etme çabaları, ekonomik sorunların önüne geçmiş durumda. Vatandaş geçim derdindeyken, iktidar siyasi mühendislikle meşgul.
EKONOMİ GERÇEKLİKTEN KOPTU
Ekonomi yönetimi, üretim ve yatırım yerine günü kurtaran adımlarla ilerliyor. Geçici çözümler, yapısal sorunları daha da derinleştiriyor. Özellikle gençler ve yeni girişimciler için ekonomik ortam giderek daha umutsuz hale geliyor. Artık sadece şirketler değil, hayaller de batıyor.
Konkordato başvurularındaki bu sert artış, sadece finansal değil, aynı zamanda siyasi bir çöküşün de işareti. Ekonomiyi saraydan değil, sahadan yönetmeye ihtiyaç var. Yapısal reformlar, üretime dayalı ekonomi politikaları ve şeffaflık olmadan bu krizden çıkmak mümkün değil. Ancak iktidar bununla ilgili harekete geçme çabasında değil. O yüzden iflas eden sadece şirketler değil, ülkenin geleceği oluyor.





















