(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de gençlerin geleceğe dair umutları her geçen gün daha da soluyor. Üniversiteler hayal kırıklığına, siyaset bir seyirliğe, devlet ise yalnızca vergi ve baskı aygıtına dönüşmüş durumda. Gençler artık sadece “hayatta kalmak” için çabalıyor; gelecek inşa etmek bir ayrıcalık hâline geldi. Her geçen yıl artan ekonomik belirsizlik, istihdam krizleri ve sosyal güvencesizlik, genç kuşakları karamsarlığa sürüklüyor. Gençlerin enerjisi, yaratıcılığı ve üretim gücü sistematik şekilde köreltiliyor. Umut tacirliğiyle günü kurtaran politikalar ise bu gençliğin gerçek sorunlarına hiçbir çözüm sunmuyor.
ÜNİVERSİTELER UMUT DEĞİL, BORÇ ÜRETİYOR
Türkiye’de üniversiteler, uzun süredir nitelik tartışmalarının merkezinde. Ancak bugün mesele yalnızca eğitim kalitesi değil. Üniversiteler artık gençlere ne iş garantisi sunabiliyor ne de onları gerçek dünyaya hazırlayabiliyor. Mezuniyet sonrası işsizliğin olağan kabul edildiği bir sistemde, gençler sadece diplomalı işsizler ordusuna katılıyor. Üniversite okumanın bedeli ise KYK borçları, şehir dışı yaşam maliyetleri ve sosyal yoksunluklar.
SİYASET: TEMSİL ETMEYEN, SES DUYMAYAN KURUM
Gençlerin siyasete olan güveni eriyor. Çünkü onları temsil edecek bir dil, bir vizyon, bir irade göremiyorlar. Siyasi aktörlerin gençleri sadece seçim dönemlerinde hatırladığı, onların taleplerini değil oylarını önemsediği kanaati yaygın. Gençler artık, kendileriyle konuşulmamasına değil, kendilerine rağmen konuşulmasına tepkili.
DEVLET: GÜVENCE DEĞİL, YÜK
Devletin gençler üzerindeki varlığı, çoğu zaman destekleyici değil, denetleyici bir niteliğe sahip. Gençlerin barınma hakkı, nitelikli eğitime erişimi, kültürel faaliyetlere katılımı gibi temel sosyal haklar görmezden geliniyor. Barınma krizine karşı çözüm üretilmeyince gençler tarikat yurtlarına ya da fahiş fiyatlı kiralık evlere yönelmek zorunda kalıyor. Sosyal yardımlar sınırlı, burslar yetersiz, yaşam alanları dar. Devlet gençlere güvenli, özgür ve adil bir yaşam sunmak yerine; onları sıkıştırıyor, bastırıyor, yalnızlaştırıyor. Bu nedenle her geçen gün daha fazla genç “Bu ülkede kalmak istemiyorum” diyor. Beyin göçü, artık bireysel bir tercih değil; kitlesel bir kaçış hâline geldi.
EV VE ARABA SAHİBİ OLMAK: GENÇLERE MASAL ANLATMAK
Bugün bir genç için ev ya da araba sahibi olmak neredeyse imkânsız. Ortalama bir dairenin fiyatı milyonlarla ifade edilirken, gençlerin kazancı asgari ücret ya da onun biraz üzerinde. 15-20 yıl vadeli kredilerle ömür boyu borçlu yaşamak, artık “başarı hikâyesi” olarak sunuluyor. Bu tablo, gençlere sadece sistemin dışına çıkmaları gerektiğini fısıldıyor. Mülkiyet, artık belli bir sınıfın tekelinde; gençlerin eline ise yalnızca kiralık bir hayat kalıyor.
GEÇİNEBİLMEK BİLE ARTIK LÜKS OLDU
Gençlerin temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlandığı bir düzende yaşıyoruz. Kiralar, faturalar, gıda… Her şey fahiş fiyatlarla sunulurken, gelirler yerinde sayıyor. Sosyal artık bir ayrıcalık. Gençler arkadaşlarıyla dışarı çıkamıyor, sinemaya gitmiyor, tatil yapmıyor. Bu şartlar altında ruh sağlığı da alarm veriyor.
UMUT SATMAK
Türkiye’de gençler artık umut tacirliği istemiyor. Gerçek sorunlara gerçek çözümler bekliyorlar. Siyasetin göstermelik reformları, devletin baskıcı politikaları ve ekonominin gerçeklerden kopuk yapısı gençlerin önünü kesiyor. Bu tabloyu değiştirmek için önce gençlerin sesi duyulmalı, sonra bu sesin gereği yapılmalı. Bu ülke, kendi geleceğini kendi elleriyle kaybediyor.



















