(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, faizsiz ekonomi özlemini yeniden dillendirdi. Ancak bu açıklama, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik gerçekliklerle çelişiyor.
Merkez Bankası’na yapılan siyasi baskıların döviz kurlarında sert dalgalanmalara yol açtığı, yüksek enflasyon ve borçlanma faizleriyle birlikte ekonomide ciddi kırılganlıklar oluşturdu. Vatandaş yüksek enflasyonla boğuşurken, milyonlarca emekli ve asgari ücretli açlık sınırında yaşarken, iktidar hâlâ hayal peşinde koşuyor.
TÜRKİYE, DÜNYADA EN YÜKSEK FAİZLE BORÇLANAN ÜLKELER ARASINDA
Faizi sıfırlamak bir yana dursun, Türkiye bugün gelişmekte olan ülkeler arasında dış borçlanmada en yüksek faizi ödeyen ülkelerden biri konumunda. Yani içeride halka faizsiz ekonomi hayalleri pazarlanırken, dışarıda yatırımcıya yüksek faiz garantileri veriliyor. Bunun temel nedeni de siyasi istikrarsızlık, yargı bağımsızlığı eksikliği ve öngörülemez yönetim tarzı. Dışarıdan yüksek faizle borçlanmak zorunda kalan Türkiye’nin, içeride sıfır faize dayalı bir ekonomik model sürdürmesi imkânsız. Bu çelişki bile başlı başına ekonomik yönetimdeki ikiyüzlülüğü gözler önüne seriyor.
MERKEZ BANKASI’NA MÜDAHALE VE SONUÇLARI
Geçmişte “nas var, faiz haramdır” söylemleriyle Merkez Bankası’na yapılan baskılar, politika faizlerinin düşük tutulmasına ve piyasa dengesinin bozulmasına yol açtı. Bu müdahaleler sonrası döviz kuru fırladı, dolar 18 lirayı aşarak kontrolden çıktı.
Kur korumalı mevduat gibi geçici çözümler, kamuya yüksek maliyetler yükledi. Sonuç, yoksullaşan milyonlar, büyüyen gelir adaletsizliği ve Türkiye ekonomisinin güvenilirliğini yitirmesi.
ASGARİ ÜCRETLİ AÇLIK SINIRININ ALTINDA
2025 yılı itibarıyla açlık sınırı 25 bin lirayı, yoksulluk sınırı ise 81 bin lirayı aşmış durumda. Mevcut asgari ücretin 22.104 dikkate alındığında, tek asgari ücretle geçinen bir birey açlık sınırının altında, çift asgari ücretle geçinen bir aile ise yoksulluk sınırının oldukça gerisinde yaşıyor. Asgari ücret, temel gıda, barınma, ulaşım ve sağlık gibi en basit insani ihtiyaçları bile karşılamaktan uzak.
Hayat pahalılığı karşısında maaşları her ay biraz daha eriyen asgari ücretliler, fiilen açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm ediliyor. Tek maaşla ayakta kalmak neredeyse imkânsız hale gelmişken iktidar “büyüyoruz”, “ekonomi şahlanıyor” söylemleriyle toplumun gerçek sorunlarını halının altına süpürmeye çalışıyor. Oysa sokaktaki vatandaş için büyüyen tek şey borç yükü, hayat pahalılığı ve çaresizlik. Geçim mücadelesi veren milyonlarca kişi için “asgari ücret”, artık bir geçim ücreti değil, ancak hayatta kalabilme sınırı.
EMEKLİLER VE KİRACILAR İÇİN DURUM DAHA DA AĞIR
Özellikle evi olmayan emekliler için tablo çok daha vahim. Kira fiyatlarının 15 – 20 bin liraları aştığı günümüzde bir emekli için barınma bile başlı başına bir kriz haline geldi. Gıda, ulaşım ve sağlık gibi temel ihtiyaçlar göz önüne alındığında, birçok emeklinin açlık sınırının da altında yaşıyor.
EKONOMİK GERÇEKLİKTEN KOPMUŞ SİYASİ SÖYLEM
Uzun yıllardır süren liyakatsiz atamalar, kuralsız para politikaları ve yargının bağımsızlığının zedelenmesi, Türkiye ekonomisini derin bir krize sürükledi.
Dışarıya yüksek faizle borçlanan, içeride enflasyonla boğuşan ve halkının büyük kısmı açlık sınırında yaşayan bir ülke için, yapısal reformlar yapılmadan bu hedeflerin gerçekleşmesi mümkün görünmüyor.
Tüm bu tablonun üzerine hâlâ “faizsiz bir sistem” vaadiyle çıkmak, toplumun zekâsıyla alay etmekten öteye gitmiyor.






















