(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Ukrayna savaşı üçüncü yılı aşarken çatışmanın karakteri de hızla değişiyor. Savaş artık yalnızca tankların, topların ve savaş uçaklarının karşı karşıya geldiği geleneksel bir mücadele olmaktan çıkarken, insansız sistemler cephe hattının çok ötesine taşınıyor. Karadeniz’de son günlerde ortaya çıkan gelişmeler ise bu dönüşümün denizlerdeki boyutunu gözler önüne seriyor. Ukrayna ve Rusya’ya ait insansız deniz araçlarının doğrudan karşı karşıya gelmesi, savaşın yeni bir aşamaya girdiğine işaret ediyor.
12 Eylül’de Karadeniz’de kayda alınan olayda Ukrayna’ya ait bir deniz dronunun Rusya’ya ait bir insansız deniz aracını vurduğu görüntüler kamuoyuna yansıdı. Kaynak metinde, bunun insansız deniz araçlarının doğrudan çatışmasına ilişkin kayda geçmiş ilk örneklerden biri olduğu aktarılıyor. Ukrayna’nın kullandığı aracın Sargan 3000 olduğu belirtilirken, Rus aracının modeli konusunda ise farklı değerlendirmeler bulunuyor. Bu ayrıntı, deniz dronlarının artık yalnızca keşif veya saldırı amacıyla değil, birbirlerine karşı da kullanılmaya başlandığını gösteriyor.
Bu gelişmenin önemi yalnızca yaşanan çatışmayla sınırlı değil. Hava sahasında başlayan insansız araç rekabeti, giderek denizlere de taşınıyor. Ukrayna savaşın ilk dönemlerinden itibaren insansız hava araçlarını Rus birliklerine ve altyapısına karşı yoğun biçimde kullanırken, Rusya da zaman içinde kendi drone kapasitesini önemli ölçüde geliştirdi. Şimdi benzer bir dönüşüm denizlerde yaşanıyor. Büyük ve maliyetli savaş gemilerinin yanında daha küçük, hızlı ve uzaktan kontrol edilebilen sistemler de deniz harekâtının önemli unsurları haline geliyor.
Hava tarafındaki gelişmeler ise Ukrayna açısından ayrı bir baskı oluşturuyor. Rusya’nın Geran ailesi üzerinden geliştirdiği insansız hava araçları, savaşın başındaki modellerden oldukça farklı bir noktaya taşınmış durumda. Kaynak metinde Financial Times ve The Sunday Times’a dayandırılan bilgilere göre, jet motorlu yeni Geran-5 modellerinin hızı yaklaşık saatte 600 kilometreye ulaşabiliyor. Bu araçların daha yüksek hızları, geliştirilmiş sensörleri ve elektronik harp sistemleri sayesinde Ukrayna’nın hava savunması açısından daha zor hedefler haline geldiği aktarılıyor.
Buradaki kritik mesele yalnızca dronların teknik özellikleri değil, saldırı ile savunma arasındaki sürenin giderek kısalması. Kaynak metinde The Sunday Times’a atıfla, Ukrayna’daki mobil hava savunma unsurlarının geleneksel insansız hava araçlarına karşı sahip olduğu tepki süresinin yeni jet motorlu modeller karşısında yaklaşık 6 saniyeye kadar düşebildiği belirtiliyor. Aynı kaynakta Rusya’nın jet motorlu drone kullanımının temmuzdan ağustosa 350’den 2.800’e yükseldiği ve bunun yüzde 700’ün üzerinde bir artış anlamına geldiği aktarılıyor. Bu rakamlar ilgili medya kuruluşlarının değerlendirmelerine dayanıyor; ancak ortaya koyduğu temel tablo açık: Rusya daha hızlı ve daha gelişmiş insansız sistemleri daha yoğun kullanmaya çalışıyor.
Bu değişim, savaşın ekonomik boyutunu da yeniden şekillendiriyor. Bir savaş uçağının veya büyük bir savaş gemisinin maliyeti ile insansız bir sistemin maliyeti arasında büyük fark bulunuyor. Buna rağmen görece düşük maliyetli bir drone, çok daha pahalı bir platformu tehdit edebiliyor. Bu nedenle taraflar açısından mesele yalnızca daha fazla silah üretmek değil, karşı tarafın savunma kapasitesini ekonomik olarak sürdürülemez hale getirecek bir maliyet dengesi yaratmak.
Ukrayna’nın Rusya topraklarının derinliklerindeki enerji altyapısına yönelik saldırıları da bu stratejinin bir başka ayağını oluşturuyor. Kaynak metinde Samara bölgesindeki Syzran petrol rafinerisinin Ukrayna tarafından yeniden hedef alındığı ve tesisin daha önce de saldırılara maruz kaldığı aktarılıyor. Rusya tarafı ise Ukrayna’daki enerji ve yakıt altyapısına yönelik saldırılarını sürdürüyor. Böylece savaşın cephe hattından uzak bölgelerdeki enerji tesislerine kadar genişleyen bir yıpratma mücadelesine dönüştüğü görülüyor.
Karadeniz ise bu dönüşüm açısından Türkiye’yi de doğrudan ilgilendiren bir alan. Çünkü insansız sistemlerin denizlerde yaygınlaşması, Karadeniz’deki askeri dengelerin yalnızca Rusya ve Ukrayna arasındaki mücadeleyle sınırlı kalmayabileceği anlamına geliyor. Bölgedeki kıyı güvenliği, ticaret yolları, limanlar ve enerji altyapısı açısından insansız deniz araçlarının oluşturduğu yeni tehditler, kıyıdaş ülkelerin savunma planlamalarında daha fazla yer tutabilir.
Ukrayna savaşının ortaya çıkardığı en önemli sonuçlardan biri, savaş teknolojisinin giderek daha fazla insansızlaşması oldu. İlk aşamada havada görülen bu dönüşüm şimdi karada ve denizde de kendisini gösteriyor. Yapay zekâ destekli sistemler, daha uzun menzil, daha yüksek hız ve daha düşük maliyet birleştiğinde, savaş alanındaki geleneksel üstünlük anlayışı da değişiyor. Kaynak metinde Rusya’nın hava dronlarında yaşadığı dönüşümün ardından deniz dronları konusunda da kapasitesini geliştirmeye yönelmesinin beklendiği belirtiliyor.
Bu nedenle Karadeniz’de yaşanan son olay yalnızca iki insansız aracın çatışması olarak görülmemeli. Asıl dikkat çekici olan, savaşın giderek insan gücünden çok sensörlerin, yazılımların, yapay zekâ sistemlerinin ve uzaktan kumandalı platformların belirleyici olduğu bir yapıya doğru ilerlemesi. Önümüzdeki dönemde büyük savaş gemileri ve savaş uçakları tamamen ortadan kalkmayacak; ancak bunların yanında daha küçük, daha ucuz ve daha kolay üretilebilen insansız sistemlerin ağırlığının artması beklenebilir.
Ukrayna savaşı bu açıdan yalnızca Rusya ile Ukrayna arasındaki askeri mücadeleyi değil, geleceğin savaş anlayışını da şekillendiriyor. Karadeniz’de kayda geçen deniz dronu çatışması ise bu dönüşümün artık teorik bir tartışma olmaktan çıktığını gösteren somut gelişmelerden biri. Savaşın yeni cephesi yalnızca karada veya havada değil; denizin yüzeyinde, uzaktan kumanda edilen ve giderek daha otonom hale gelen makineler arasında da kuruluyor.






















