(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Küresel piyasalarda artan jeopolitik riskler, yükselen petrol fiyatları ve ABD Merkez Bankası’nın (Fed) yeniden faiz artırabileceği beklentisi gelişmekte olan ülke piyasaları üzerinde baskı oluştururken, Borsa İstanbul da hem dış gelişmelerin hem de Türkiye’ye özgü risklerin etkisiyle zorlu bir süreçten geçiyor. Tacirler Yatırım Araştırma Kıdemli Araştırma Müdürü Serhan Yenigün’ün değerlendirmeleri, piyasada kısa vadeli görünümün bozulmasına rağmen uzun vadeli değerleme beklentilerinin tamamen ortadan kalkmadığını ortaya koyuyor.
Yenigün’e göre son dönemde Borsa İstanbul’daki satışların tek nedeni küresel gelişmeler değil. Petrol fiyatlarının yeniden yükselişe geçmesi ve Fed’in faiz artırımına yaklaşması yatırımcı iştahını azaltırken, Türkiye açısından en dikkat çekici başlık MSCI’nin Türkiye’ye yönelik uyarıları oldu. Özellikle Türkiye’nin gelişmekte olan ülke statüsünü kaybetme ihtimali, yabancı yatırımcıların pozisyonlarını yeniden gözden geçirmesine neden oluyor.
Bu süreç teknik göstergelere de yansımış durumda. BIST 100 endeksinin önemli destek seviyelerinin altına inmesi ve hareketli ortalamaların aşağı yönlü kırılması, kısa vadede satış baskısının sürebileceğine işaret ediyor. Yenigün, teknik görünümün 13 bin puan seviyesine kadar geri çekilme ihtimalini güçlendirdiğini belirtirken, olumsuz senaryoda 12 bin puan seviyelerinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade ediyor.
Ancak teknik görünümdeki zayıflama ile şirketlerin temel değerlemeleri arasında belirgin bir ayrışma bulunuyor. Analistlere göre şirketlerin faaliyetlerinde ciddi bir bozulma yaşanmıyor. Bir otomotiv, savunma, çimento ya da perakende şirketinin üretim kapasitesi veya satış hacmi MSCI statüsündeki olası değişim nedeniyle doğrudan etkilenmiyor. Asıl risk, Türkiye’nin risk priminin yükselmesiyle birlikte şirketlerin iskonto oranlarının artması ve bunun da hisse değerlemelerini aşağı çekmesi.
Bu nedenle Tacirler Yatırım’ın hesaplamalarında BIST 100 için yaklaşık 19 bin 200 puanlık 12 aylık hedef korunuyor. Endeksin mevcut seviyeleri dikkate alındığında bu hedef önemli bir yükseliş potansiyeline işaret etse de piyasanın bu seviyelere ulaşabilmesi için önce belirsizliklerin azalması gerekiyor.
Piyasaların yakından izlediği bir diğer konu ise ikinci çeyrek bilanço dönemi. Şimdiye kadar açıklanan finansal sonuçlar genel anlamda güçlü bir tablo ortaya koymasa da beklentilerin tamamen bozulduğu söylenemiyor. Özellikle bazı bankalar ile sınırlı sayıdaki sanayi şirketi piyasa beklentilerinin üzerinde kâr açıklamayı başardı. Buna karşın bilanço sezonunun geneline bakıldığında geçen yılın aynı dönemine göre daha zayıf bir görünüm dikkat çekiyor.
Bankacılık sektörü ise yatırımcıların en fazla odaklandığı alanlardan biri olmayı sürdürüyor. Yenigün, banka hisselerinde temel değerleme açısından ciddi bir potansiyel bulunduğunu ancak yükselişin başlaması için fiyat seviyelerinden çok zamanlamanın önemli olduğunu vurguluyor. Bu zamanlamanın da büyük ölçüde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın faiz indirim sürecine bağlı olduğu belirtiliyor. Mevcut küresel koşullar ve yükselen enerji fiyatları nedeniyle faiz indiriminin daha ileri tarihlere ötelenmesi, banka hisselerindeki toparlanmayı da geciktiriyor.
Fed cephesindeki gelişmeler de Türkiye piyasaları açısından yakından takip ediliyor. Son toplantıda üç üyenin faiz artırımı yönünde oy kullanması, ABD’de para politikasının yeniden sıkılaşabileceği beklentisini güçlendirdi. Özellikle petrol fiyatlarının yeniden yükselişe geçmesiyle enflasyon riskinin canlı kalması, Fed’in yıl bitmeden yeni bir faiz artırımına gidebileceği görüşünü destekliyor. Bu durum gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını da olumsuz etkileyebilecek bir unsur olarak öne çıkıyor.
Öte yandan yükselen petrol fiyatları sadece küresel piyasalar açısından değil, Türkiye ekonomisi için de önemli sonuçlar doğuruyor. Enerji maliyetlerindeki artış enflasyon beklentilerini yukarı çekerken, Merkez Bankası’nın faiz indirimi konusunda daha temkinli hareket etmesine neden oluyor. Böylece hem hisse senedi piyasası hem de bankacılık sektörü açısından beklenen toparlanma süreci biraz daha ileri tarihlere öteleniyor.
Borsa İstanbul’da mevcut tablo iki farklı hikâyeyi aynı anda barındırıyor. Kısa vadede teknik göstergeler, jeopolitik riskler ve MSCI belirsizliği nedeniyle baskı devam ediyor. Buna karşılık uzun vadeli değerleme modelleri şirketlerin hâlâ önemli bir iskontoyla işlem gördüğünü ve mevcut fiyatların geleceğe yönelik fırsatlar barındırabileceğini gösteriyor. Önümüzdeki dönemde küresel faiz görünümü, petrol fiyatlarının seyri, Türkiye’nin MSCI sürecinde atacağı adımlar ve Merkez Bankası’nın para politikası kararları, Borsa İstanbul’un yönünü belirleyecek en kritik başlıklar olmaya devam edecek.























