(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye ekonomisi, giderek daha fazla insanı bankalara bağımlı hale getiren bir borç düzenine dönüşmüş durumda. Haneler gelirleriyle yaşayamıyor, gençler geleceğini kuramıyor, toplumun geniş bir kesimi ise temel ihtiyaçlarını karşılamak için borçlanmak zorunda bırakılıyor. Ekonomistler, mevcut ekonomik tercihlerin “borcu normalleştiren, yoksulluğu görünmez kılan bir sistem” yarattığı görüşünde.
EKONOMİK POLİTİKALARIN AĞIRLIĞI VATANDAŞIN SIRTINDA
Bankalara borcu olan kişi sayısının milyonlar seviyesini aşması, Türkiye’de ekonomik yükün giderek daha eşitsiz dağıldığını gösteriyor. Borcunu ödeyemediği için yasal takibe düşenlerin sayısındaki artış, gelir politikalarının yetersiz kaldığının somut bir işareti. Haneler “başka çare bırakılmadığı için” krediye yöneliyor. Mevcut tablo, ekonomik yönetimin faturayı doğrudan vatandaşa çıkardığını açıkça ortaya koyuyor.
YAŞAM MALİYETİNİN İTİRAFI
Türkiye’de kredi ve banka kartı kullanımındaki hızlı artış, yüzeyde modernleşme göstergesi gibi dursa da gerçekte farklı bir gerçeği işaret ediyor: Gelirler yaşam maliyetini karşılamıyor. Kart sayısındaki patlamanın arkasında, ücretlerin enflasyon karşısında erimesi ve halkın günlük harcamalar için dahi borçlanmak zorunda kalması bulunuyor.
EKONOMİK POLİTİKALARIN KAYIP KUŞAĞI
Türkiye’de gençlerin borçla ayakta durması, ekonomik tercihler açısından en çarpıcı göstergelerden biri. Konutta erişilemez fiyatlar, eğitim ve ulaşım maliyetlerinin artması, düşük ücretler ve güvencesiz çalışma koşulları gençleri daha yolun başında borç yükünün altına sokuyor. Borçlanmanın yatırım değil zorunluluk haline geldiği bir ülkede, gençlerin gelecek planı yapamaması kaçınılmaz hale geliyor.
SÜREKLİ BORÇ BASKISI KRONİK YORGUNLUK YARATIYOR
Araştırmalar, toplumda yaşam memnuniyetinin hızla düştüğünü gösteriyor. Halkın önemli bir bölümü “yalnızca bugünü çıkarma” psikolojisiyle hareket ediyor.
Bu tablo, ekonomik krizin yalnızca cebe değil, zihinlere de ağır bir yük bindirdiğini gösteriyor. Uzmanlar, borçlanmanın kronik stres ürettiğini, bu durumun uzun vadede toplumun dayanıklılığını aşındırdığını belirtiyor.
ÇÖZÜM VAR MI?
Türkiye’de borç yükünü hafifletmek için yapılacaklar açık ama uygulanmıyor. Mevcut ekonomik politikalar, borçlanmayı sıradanlaştırıyor ve toplumu kendi çöküşünü finanse etmeye zorluyor. Uzmanlar, hanelerin gelirleri ile borç yükü arasındaki uçurumu kapatacak gerçekçi bir ücret politikası, sosyal desteklerin güçlendirilmesi ve gençlerin temel ihtiyaçları için devlet müdahalesi olmadan borç sarmalının kırılmasının mümkün olmadığını belirtiyor. Kısaca, borcun normalleştiği bu sistemde çözüm var ama irade yok; borç, şimdiden toplumsal kırılmanın başlıca tetikleyicisi hâline gelmiş durumda.
SOSYAL DEVLET ZAYIF KALDI: VATANDAŞ BORÇLA DESTEKLENİYOR
Gelir dağılımının bozulduğu, asgari ücretin hızla eridiği ve sosyal desteklerin yetersiz kaldığı bir ortamda, piyasa mekanizmaları vatandaşı borçlandırarak ayakta tutuyor.
Bu model, krizin yükünü azaltmıyor; aksine, borçla sürdürülen bir kırılganlık yaratıyor.
Türkiye’de hanelerin finansal dayanıklılığı zayıflarken, ekonomi yönetiminin bu tabloya karşı ciddi bir müdahale göstermemesi eleştirilerin merkezinde yer alıyor.






















