(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Sosyal medyada paylaşılan bir tır şoförünün isyanı, Türkiye’de tarım sektörünün uzun yıllardır çözülemeyen yapısal sorunlarını yeniden gündeme taşıdı. Adana’dan İstanbul’a 22 ton karpuz taşıyan şoför, yükünü teslim etmek üzere geldiği alıcının 13 gün boyunca ürünü teslim almadığını, telefonlara çıkmadığını ve ürünün araç üzerinde çürümeye terk edildiğini anlattı. Çaresizlik içinde yardım isteyen şoförün sözleri, yalnızca bireysel bir mağduriyeti değil üretici, nakliyeci ve tüketiciyi aynı anda etkileyen zincirleme bir sistem sorununu gözler önüne seriyor.
Şoförün anlattıklarına göre ürünün piyasa fiyatı düşünce alıcı, karpuzu teslim almaktan vazgeçti ve fiyatların yeniden yükselmesini bekledi. Bu süreçte tonlarca ürün araç üzerinde bekledi, bozuldu ve ekonomik değerini kaybetti. Şoför ise taşıma masrafları, komisyon, otoyol ücretleri ve akaryakıt giderleri nedeniyle on binlerce liralık zararla karşı karşıya kaldığını ifade etti. En dikkat çekici nokta ise yaşadığı mağduriyet karşısında başvurabileceği etkili bir hukuki mekanizma bulamadığını söylemesi oldu.
Olay, tarım ürünlerinin pazarlama zincirindeki en zayıf halkalardan biri olan sözleşme ve teslimat süreçlerinin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de yaş meyve ve sebze ticaretinde ürünlerin önemli bir kısmı hâlâ güven ilişkisine dayalı sözlü anlaşmalar veya yetersiz güvence sağlayan ticari uygulamalar üzerinden ilerliyor. Fiyatların hızla değiştiği dönemlerde bazı alıcıların ürünü bekletmesi ya da teslim almaktan vazgeçmesi, zararın çoğu zaman üreticiye ve nakliyeciye yüklenmesine neden oluyor.
Sorunun yalnızca ekonomik boyutu da bulunmuyor. Bir yanda yüksek enflasyon nedeniyle tüketiciler marketlerde pahalı meyve satın alırken, diğer yanda tonlarca gıda lojistik zincirinde çürüyebiliyor. Bu tablo, gıda arzındaki plansızlığın ve piyasa işleyişindeki aksaklıkların en somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Üreticinin kazanamadığı, nakliyecinin zarar ettiği ve tüketicinin pahalı ürün tükettiği bir sistem, tüm taraflar açısından sürdürülebilir olmaktan uzak görünüyor.
Şoförün dile getirdiği “ürün zamlansın diye bekletildi” tablosu, tarım piyasasında zaman zaman gündeme gelen stokçuluk ve fırsatçılık tartışmalarını da yeniden alevlendirdi. Ticari kazanç uğruna ürünlerin piyasaya zamanında sunulmaması, sonunda ise büyük miktarda gıdanın israf edilmesi yalnızca ekonomik bir kayıp oluşturmuyor; aynı zamanda üreticinin emeğini, nakliyecinin geçimini ve tüketicinin gıdaya erişimini de olumsuz etkiliyor.
Olayın hukuki yönü de dikkat çekiyor. Şoför, emniyet ve ilgili kurumlara başvurduğunu ancak çözüm bulamadığını ifade ediyor. Teslim alınmayan yük nedeniyle oluşan zararın kısa sürede telafi edilememesi ve taraflar arasındaki ticari uyuşmazlıkların etkin şekilde çözülememesi, özellikle yaş meyve ve sebze taşımacılığında ciddi mağduriyetler yaratıyor.
Tarım sektöründe benzer krizlerin tekrar yaşanmaması için üretici, komisyoncu, tüccar ve nakliyeci arasındaki ticari ilişkilerin daha güçlü hukuki güvencelerle desteklenmesi gerekiyor. Dijital sözleşme sistemleri, teslim almayan alıcılara yönelik caydırıcı yaptırımlar ve hızlı uyuşmazlık çözüm mekanizmaları hem gıda israfını hem de ekonomik kayıpları azaltabilecek adımlar arasında yer alıyor.
22 ton karpuzun bir tırın kasasında çürümeye terk edilmesi, Türkiye’de tarım tedarik zincirinin yalnızca üretim aşamasında değil, pazarlama ve lojistik süreçlerinde de ciddi yapısal sorunlar bulunduğunu gösteriyor. Üreticinin emeğinin, nakliyecinin alın terinin ve tüketicinin gıdaya erişim hakkının aynı anda korunabildiği bir sistem kurulmadığı sürece, benzer mağduriyetlerin yaşanmaya devam etmesi kaçınılmaz görünüyor.




