(The Turkish Post) – ESAT AYTAN
Gece karanlık…
Yağmur yağmakta…
Her yerde derin ve kıvrılmış bir sessizlik…
Yağmur gözyaşları sanılmakta…
ve bir arayış karanlık zamanların aydınlığında…
…O gece, bu dört cümlenin tam ortasında uyandım. Hayatımda iyi ki var dediğim, aslımı bir bütün olarak kabullenen kişiden kalma akıl notlarının hafif fısıltıları eşliğinde, kalbime seslenen cümlelerle… Bir insan, hayatı bir başkası için ne kadar değiştirebilirdi ki?
Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun sesi, evimdeki o boğucu, mutlak sessizlikle garip bir tezat oluşturuyordu. Pencerelerime vuran her damla, camdan süzülürken, sanki gökyüzünün benim adımla döktüğü birer gözyaşı gibiydi. Öyle bir andı ki, içerideki kasırga, dışarıdaki fırtınayla yer değiştirmişti. Ve ben, o zifiri karanlığın içinde, adını koyamadığım ama canımı yakan bir şeyleri arıyordum. Hayatım boyunca her şeyi kontrol etmeye, her soruna mantıklı bir kılıf bulmaya alışmıştım. Gündüzleri maskem kusursuzdu; gülümsüyor, çalışıyor, hayatın akışına ayak uyduruyordum. Ama güneş çekilip de o karanlık odaya hapsolduğumda, maskelerim eriyip gidiyordu. Kendimle yüzleşmeye cesaret edememenin ıstırabına dayanamayacağımdan içime gömülüyor ve bir bebeğin anne karnında ki haline gölge edip kendimi, karanlığın içine saklanıyordum. İnsan en çok ne zaman acı çeker biliyor musunuz? Her şeyini kaybettiğinde değil; aslında hiçbir şeyi olmadığını, kurduğu o konforlu hayatın koca bir illüzyondan ibaret olduğunu fark ettiği o ilk sessiz gecede… Hayat, yüze gelenlerle resmedilir. Yaşam ise, ruha işlenen ve ruhun kalbe çaldığı renklerin canlılığıyla soluklanan bir mucizedir. Ne mutlu o insan ki, ruhundan kalbine renk sunar dursun…
O gece, içimdeki o derin boşluğun sesini ilk defa susturmadım. Ağladım. Belki de yıllardır akıtmadığım, içimde biriktirip küflendirdiğim ne kadar hırs, kırgınlık ve hayal kırıklığı varsa, hepsi o yağmur damlalarına karıştı. İnsan, kendi karanlığından korktuğu sürece aydınlığa ulaşamazdı. Bunu anlamanın farkındalığını yaşıyordum. Ürkekçe kelimeler, yarım kalan cümlelerime eşlik ediyordu. Tohum toprağın altına gömülmeden nasıl filizlenemezse, ben de ruhumun en karanlık katmanlarına inmeden büyüyemezdim. …ve sessizlik, kalbimi titreten haykırışlarla bozuluyordu…
Arayışım, dışarıda bir yerde beni kurtaracak bir mucizeyi bulmak değildi artık. Biliyordum ki aradığım şey, bu karanlık zamanların en dibinde, paslanmış ruhumun altındaydı.
Yavaşça ayağa kalktım. Evin içinde, yıllardır kaçtığım o büyük aynanın karşısına geçtim. Dışarıda yağmur hâlâ aynı şiddetle yağıyordu. Ama içerideki fırtına, yerini tarifsiz bir sükûnete bırakmıştı. Aynaya baktım. Yıllardır peşinden koştuğum, benden kaçan, beni kurtarmasını beklediğim o bilgeyi, o kayıp parçayı aradım yansımada.
Ve o an, ömrüm boyunca unutamayacağım, eşine hiçbir kitapta, hiçbir felsefi öğretide rastlamadığım o garip şey oldu.
Aynadaki yansıma bana bakmıyordu.
Önce hafif bir çatlama sesi duyuldu. Sonra, yıllardır arkasına saklandığım o koca ayna, hiçbir darbe almadan, kendi kendine tuzla buz oldu. Cam kırıkları yere dökülürken, bir gerçeğin çarpıcılığıyla sarsıldım: Uzun zamandır dışarıda aradığım, kaybettim sandığım, bulmak için ruhumu parça parça ettiğim o kişi… Bizzat arayanın kendisiydi.
Arayan ile aranan arasındaki o ince duvar yıkılmıştı. Ne ortada arayan kalmıştı ne de aranan. Sadece o kırık aynanın önünde duran “ben”, evrenin o sessiz ve uçsuz bucaksız boşluğuna karışmıştı. Dışarıdaki yağmur, içerideki gözyaşım, gece, karanlık… hepsi tek bir şey olmuştu. Ben, aradığım şeyin ta kendisi haline gelmiştim. Zihnimin yıllardır kurduğu o büyük rüya, nihayet sona ermişti.
Artık ne gece korkutuyordu beni, ne de yalnızlık. Gülümsedim, kırık camların ortasında yalın ayak dururken, gecenin örtüsü parıltılara ruhum eşlik ediyordu…
Kaybolmamıştım. Sadece nihayet, uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından, eve —kendime— varabilmiştim. Ve biliyorum ki, ne zaman dışarısı kararsa, o yağmur yağsa, ben artık o karanlıktan korkmayacağım; çünkü ben, o karanlığın ve içindeki ışığın ta kendisiyim.
Hayatınızın çok sonrasında değil, çok evvelinde olmasını istediğiniz insana, yokluğunda bile sarılma mutluluğunu yaşamaya bakın… Ruhunuz ve kalbinizle… Aklınız, işte o zaman size yolcu olacaktır sadece…























