(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Tanzanya’da ana muhalefet lideri Tundu Lissu’nun “vatana ihanet” suçlamasıyla tutuklanması, yalnızca Afrika kıtasında değil, dünyada otoriterleşen yönetimlerin muhalefeti susturma refleksine dair kaygıları yeniden gündeme taşıdı. Türkiye’de benzer bir tablo, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yıllardır maruz kaldığı yargı baskısıyla kendini gösteriyor. Tundu Lissu ve Ekrem İmamoğlu, farklı coğrafyalarda benzer siyasi zorluklarla karşılaşan iki figür olarak dikkat çekiyor.
ELEŞTİREN HER SİYASETÇİ ‘SUÇLU’ SAYILIYOR
Tundu Lissu, 2017’de suikast girişiminden sağ kurtulmuş, yıllarca sürgünde yaşamış bir isim. Tanzanya’da adil seçim, bağımsız yargı ve siyasi özgürlükler talep ettiğinde, iktidarın yanıtı hep aynı oldu: susturma, gözdağı ve yargı sopası. Şimdi ise “isyana teşvik” suçlamasıyla idam cezası istemiyle yargılanıyor. Bu, sadece bir siyasi lidere değil, toplumun demokratik taleplerine yöneltilmiş açık bir tehdit.
Türkiye’de de Ekrem İmamoğlu, benzer bir hukuki baskı düzeniyle karşı karşıya. Yargı kararlarının bağımsızlığına dair tartışmaların gölgesinde, İmamoğlu hakkında verilen siyasi yasak ve hapis cezası kararı, sadece muhalefeti değil, milyonlarca seçmenin iradesini hedef alıyor. İktidarın, sandıkta yenemediğini mahkeme salonlarında etkisiz hale getirme stratejisi, hukuk devleti ilkesine doğrudan zarar veriyor.
YASALARIN KILIF OLDUĞU İNTİKAMCI SİYASET
Hem Tanzanya’da hem Türkiye’de, iktidarların ortak özelliği; muhalif liderleri “suçlu” gibi gösterecek hukukî kılıflar yaratmakta gösterdikleri ustalık. Lissu’ya yöneltilen “vatana ihanet” suçlaması, Tanzanya anayasasındaki belirsizliklerden faydalanılarak bir siyasi intikam aracı haline getiriliyor. Aynı şekilde İmamoğlu hakkında açılan davaların içerikleri, hukukçular tarafından “siyasi amaçlı” olarak değerlendirilmekte.
Bu anlayış, halkın demokratik katılım hakkını da hedef alıyor. Tanzanya’da “reform yoksa seçim yok” diyen Lissu’nun sesi, sadece kendi partisini değil, seçim sisteminin adil işlemesini isteyen halk kesimlerini de temsil ediyor. Türkiye’de ise İmamoğlu’nun karşılaştığı engeller, iktidarın sadece bir kişiyi değil, muhalefetin topyekûn varlığını baskı altına alma iradesini açığa çıkarıyor.
İKTİDARLAR REFORM YERİNE BASKI MEKANİZMASI KURUYOR
Tundu Lissu’nun dönüşü Tanzanya’da umut yaratmış, Ekrem İmamoğlu’nun seçim zaferi ise Türkiye’de demokrasi adına önemli bir kırılma olmuştu. Ancak her iki lider de değişim umutlarının sistematik olarak bastırıldığı siyasi iklimlerde mücadele etmek zorunda bırakıldı.
İktidarlar; seçimle gelen temsilcileri değil, kendi çizgilerine sadık isimleri sistemde tutmak için bağımsız kurumları yıpratıyor. Bu tavır, yalnızca muhalefeti değil, halkın yönetime olan güvenini de zedeliyor.
SİYASİ REKABET DEĞİL, HUKUKSUZ SAVAŞ
Tundu Lissu ve Ekrem İmamoğlu, farklı coğrafyalarda aynı baskıcı politikalarla karşı karşıya. İktidarların tahammülsüzlüğü, demokratik temsilcileri kriminalize etmeye varan yöntemlerle sürdürülüyor. Siyasi rekabetin yerini yargı eliyle sürdürülen bir güç savaşına bıraktığı bu dönemde, halkın özgür iradesi ve hukuk devleti ilkesi ağır bir tehdit altında.






















