(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Güney Kafkasya’da jeopolitik dengeler yeniden şekillenirken, bölgenin stratejik ülkelerinden biri olan Gürcistan, küresel güç mücadelesinin merkezine yerleşiyor. Özellikle Donald Trump döneminde hız kazanan ABD’nin bölgeye yönelik ilgisinin, Zengezur hattının ardından Gürcistan’a yöneldiği görülüyor.
Karadeniz’e açılan kapısı, Türkiye ve Rusya ile komşuluğu ve Hazar bağlantılı ticaret yolları üzerindeki konumu, Gürcistan’ı yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte de kritik bir aktör haline getiriyor. Bu özellikleriyle Tiflis, uzun süredir Batı’nın Güney Kafkasya’daki en önemli ortaklarından biri olarak öne çıkıyor.
LİMANLAR ÜZERİNDEN REKABET
Son dönemde ABD’li yetkililerin Gürcistan’daki limanlara yönelik artan ilgisi dikkat çekiyor. Özellikle Anaklia ve Poti limanlarına yapılan ziyaretler, Washington’un bölgedeki lojistik hatları kontrol altına alma hedefini güçlendirdiğine işaret ediyor.
Bu gelişmeler, klasik askeri rekabetin yerini giderek daha fazla altyapı ve ticaret hatları üzerinden yürüyen bir güç mücadelesine bıraktığını gösteriyor. Karadeniz kıyısındaki bu limanlar, Orta Asya’dan Avrupa’ya uzanan ticaret ağının en kritik halkalarından biri olarak değerlendiriliyor.
ORTA KORİDOR ÜZERİNDEN YÜKSELEN ETKİ
Gürcistan’daki rekabetin önemli bir boyutunu da Çin oluşturuyor. Pekin yönetimi, “Orta Koridor” stratejisi kapsamında Güney Kafkasya’yı Avrupa’ya açılan alternatif ticaret hattı olarak konumlandırıyor.
2023 yılında Gürcistan ile stratejik ortaklık anlaşması imzalayan Çin, özellikle altyapı yatırımlarıyla ülkedeki etkisini artırmayı hedefliyor. Anaklia Limanı’na yönelik Çin ilgisi de bu stratejinin bir parçası olarak öne çıkıyor. Ancak ABD ve Avrupa Birliği’nin, Gürcistan yönetimine Çin ile nihai anlaşma yapılmaması yönünde baskı uyguladığı iddiaları, rekabetin sertleştiğini ortaya koyuyor.
RUSYA’NIN GÖLGESİ
Gürcistan’ın karşı karşıya olduğu bir diğer önemli güç ise Rusya. 2008’deki Rusya-Gürcistan Savaşı sonrası Abhazya ve Güney Osetya’nın fiilen Tiflis’in kontrolünden çıkması, Moskova’nın bölgedeki askeri varlığını kalıcı hale getirdi.
Özellikle Karadeniz’deki askeri dengeler açısından Rusya’nın Abhazya’da yeni bir deniz üssü kurma girişimleri, bölgedeki gerilimi artıran önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Bu durum, Gürcistan’ın yalnızca ekonomik değil aynı zamanda askeri baskı altında da denge politikası yürütmek zorunda kaldığını gösteriyor.
TİFLİS’İN DENGE POLİTİKASI
Gürcistan yönetimi, Batı ile askeri ve stratejik ilişkilerini sürdürürken, Rusya ile ekonomik bağlarını tamamen koparmamaya özen gösteriyor. Ülke, Ukrayna savaşı sonrası uygulanan yaptırımlara katılmamasıyla bu dengeyi koruma çabasını açıkça ortaya koydu.
Bu süreçte, Bidzina Ivanishvili ve Irakli Kobakhidze liderliğindeki yönetim, Batı’dan gelen “otoriterleşme” eleştirilerine rağmen NATO ile askeri iş birliğini sürdürmeye devam ediyor.
ABD’NİN “HAVUÇ-SOPA” STRATEJİSİ
Washington’un Gürcistan politikasında dikkat çeken bir diğer unsur ise eş zamanlı olarak uygulanan baskı ve iş birliği politikası. ABD, bir yandan Gürcistan’daki altyapı projelerine ilgi gösterirken, diğer yandan Ivanishvili’ye yönelik yaptırımları sürdürerek siyasi baskı kuruyor. Bu yaklaşım, ABD’nin bölgedeki nüfuzunu artırmak için çok katmanlı bir strateji izlediğini ortaya koyuyor.
ENERJİ HATLARI VE YENİ REKABET ALANI
Gürcistan’daki Kulevi petrol terminali ve enerji altyapısı da büyük güçlerin rekabet alanına dönüşmüş durumda. Batı’nın baskıları sonucu Rus petrolünün yerini Orta Asya kaynaklarının alması, ülkedeki enerji dengelerinin yeniden şekillendiğine işaret ediyor. Bu gelişme, Gürcistan’ın enerji politikalarında Batı etkisinin daha da artabileceğini gösteriyor.
GÜRCİSTAN YENİ JEOPOLİTİK DÜĞÜM NOKTASI
Tüm bu gelişmeler, Gürcistan’ın yalnızca bölgesel bir aktör olmaktan çıkarak küresel güç rekabetinin merkezlerinden biri haline geldiğini ortaya koyuyor. ABD, Çin ve Rusya arasındaki rekabetin giderek yoğunlaştığı Güney Kafkasya’da, limanlar, enerji hatları ve ticaret koridorları üzerinden şekillenen yeni bir jeopolitik denklem oluşuyor.
Bu denklemde Gürcistan hem fırsatlar hem de riskler barındıran kritik bir eşikte bulunuyor. Önümüzdeki dönemde Tiflis yönetiminin bu çok boyutlu baskıyı nasıl yöneteceği, bölgenin geleceğini belirleyen en önemli faktörlerden biri olacak.






















