(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Afrika’nın en büyük liman kentlerinden biri olan Tanzanya’nın Darüsselam’ında faaliyet gösteren Çinli mağazalar ve toptan satış merkezleri, son dönemde yalnızca ürün çeşitliliğiyle değil, sattıkları malların kalitesiyle de tartışma konusu oluyor. Yazmayan kalemler, su çekmeyen havlular, etkisiz temizlik malzemeleri ve kısa sürede bozulan plastik ürünler, bölgede yaşayanların ve ticaret yapanların en sık dile getirdiği şikâyetler arasında yer alıyor. Bu tablo, Çin’in özellikle gelişmekte olan ülkelere yönelik ihracat stratejisini yeniden gündeme taşırken, Türkiye’nin yaklaşık yirmi yıl önce yaşadığı benzer süreci de hatırlatıyor.
Çin bugün dünyanın en büyük üretim merkezi konumunda bulunuyor. Küresel teknoloji devlerinden otomotiv sektörüne kadar binlerce markanın üretim üssü olan ülke, aynı zamanda dünyanın en düşük maliyetli tüketim ürünlerini de üretiyor. Bu nedenle “Çin malı” kavramı tek başına kaliteyi ifade etmiyor. Aynı ülkede hem en üst segment ürünler hem de en düşük kalite standartlarına sahip mallar üretilebiliyor. Ancak özellikle düşük gelir seviyesine sahip pazarlara gönderilen ürünlerde maliyetin kaliteye tercih edildiği yönündeki eleştiriler uzun yıllardır devam ediyor.
Afrika kıtası bu stratejinin en belirgin şekilde görüldüğü bölgelerden biri olarak öne çıkıyor. Çin’in son yirmi yılda kıtaya yaptığı milyarlarca dolarlık yatırım, altyapı projeleri ve ticaret hacmindeki hızlı artış, Çin ürünlerinin Afrika pazarındaki ağırlığını önemli ölçüde artırdı. Buna karşın birçok Afrika ülkesinde yerel üreticiler ve tüketiciler, piyasayı düşük kaliteli ve kısa ömürlü ithal ürünlerin doldurduğunu savunuyor. Özellikle kırtasiye, tekstil, plastik ev eşyaları ve temizlik ürünleri gibi düşük katma değerli sektörlerde kalite tartışmaları sık sık gündeme geliyor.
Darüsselam’da faaliyet gösteren Çinli toptancıların bulunduğu bölgeler, binlerce farklı ürünün çok düşük fiyatlarla satıldığı ticaret merkezlerine dönüşmüş durumda. Ancak düşük fiyatın arkasında çoğu zaman kalite standartlarının en alt seviyeye çekilmesi bulunuyor. Tüketiciler birkaç kullanımda bozulan ürünlerden şikâyet ederken, yerel üreticiler ise bu fiyatlarla rekabet etmenin neredeyse imkânsız olduğunu belirtiyor. Tanzanya Standartlar Bürosu da son yıllarda standartlara uymayan çok sayıda ürüne el koyarak piyasadan topladı. Bu durum, yalnızca tüketici memnuniyetini değil, kamu sağlığı ve piyasa güvenliğini de ilgilendiren bir mesele haline geldi.
Türkiye açısından bakıldığında ise bu tartışma yeni değil. 2000’li yılların başında Çin’den ithal edilen ucuz oyuncaklar, kırtasiye ürünleri, tekstil ürünleri ve plastik ev eşyaları benzer eleştirilerin odağındaydı. “Çin malı” ifadesi uzun süre dayanıklılığı düşük ürünlerle özdeşleşti. Özellikle küçük esnaf ve yerli üreticiler, düşük fiyatlı ithal ürünlerin iç pazarda haksız rekabet oluşturduğunu savunurken, tüketiciler de kısa sürede bozulan ürünler nedeniyle kalite konusunda ciddi güvensizlik yaşamıştı.
Zaman içinde ise tablo önemli ölçüde değişti. Çin’in üretim kapasitesi gelişirken uluslararası markaların önemli bölümü de üretimlerini Çin’e kaydırdı. Böylece aynı ülkede hem dünyanın en kaliteli elektronik ürünleri hem de en düşük maliyetli tüketim malları üretilmeye başlandı. Bu dönüşüm, asıl belirleyici unsurun üretim yeri değil, sipariş edilen kalite standardı olduğunu gösterdi. Bugün birçok küresel markanın üretimi Çin’de gerçekleştirilirken, düşük kaliteli ürünler de yine aynı ülkeden çıkmaya devam ediyor.
Uzmanlara göre bu modelin temelinde “fiyat odaklı sipariş sistemi” bulunuyor. İthalatçılar ne kadar düşük maliyet talep ederse üreticiler de o seviyeye uygun malzeme ve üretim kalitesi sunuyor. Dolayısıyla sorun yalnızca üretici tarafında değil, ürünü hangi standartlarda talep eden ithalat zincirinde de ortaya çıkıyor. Özellikle fiyat rekabetinin yoğun olduğu pazarlarda kalite ikinci plana itilebiliyor.
Afrika ülkelerinde bu durumun uzun vadeli ekonomik sonuçları da tartışılıyor. Sürekli düşük kaliteli ithal ürünlerin piyasaya girmesi yerel sanayinin gelişmesini zorlaştırırken, tüketicilerin aynı ürünü tekrar tekrar satın almak zorunda kalması toplam harcamaları da artırabiliyor. İlk bakışta ucuz görünen ürünler, kullanım ömrü dikkate alındığında daha pahalı hale gelebiliyor.
Çin’in Afrika’daki ekonomik etkisi yalnızca ticaretle sınırlı değil. Kıta genelinde limanlar, yollar, demiryolları ve enerji projeleriyle büyük yatırımcı konumuna gelen Pekin yönetimi, ticaret ağını da aynı ölçüde büyütüyor. Bu nedenle kalite tartışmaları yalnızca tüketici memnuniyeti açısından değil, Çin’in küresel ekonomik etkisinin nasıl şekillendiği açısından da önem taşıyor.
Darüsselam’daki mağazalar üzerinden yeniden gündeme gelen kalite tartışması, aslında küresel ticaretin temel bir gerçeğini hatırlatıyor. Bir ürünün hangi ülkede üretildiğinden çok, hangi standartta üretildiği ve hangi kalite seviyesinde sipariş edildiği belirleyici oluyor. Ancak düşük gelirli pazarlara sistematik biçimde en düşük kalite segmentinin yönlendirilmesi hem tüketici güvenini zedeliyor hem de uzun vadede “ucuz ama kalitesiz” algısını canlı tutmaya devam ediyor. Türkiye’nin yıllar önce yaşadığı deneyim ile bugün Afrika’nın bazı bölgelerinde yaşananlar arasındaki benzerlik de tam olarak bu noktada ortaya çıkıyor.






















