(The Turkish Post) – SAFA KAR
Bir futbol takımı kötü sonuçlar almaya başlayınca ‘hocanın koltuğu’ sallanır. Kellesi ya da istifası istenen ilk kişi teknik direktör olur. Hafta içinde Beşiktaş Başkanı Hasan Arat’ın istifa ettiği haberlerini okuyunca ‘önce hoca gitmeyecek miydi?’ şaşkınlığı yaşadım. Sonra Arat’ın başkanlığı bırakmadığı sadece yükünü hafiflettiği, futbol yönetimini yardımcısı Hüseyin Yücel’e devrettiği duyuruldu.
Bunun anlamı neydi? Her kafadan bir ses çıktı. Hasan Arat’ın sağlık durumuyla ilişkilendirenler oldu. Belli ki kulüpte yaşanan tam bir kaos haliydi. Çok geçmeden Hasan Arat bütün yetki ve görevlerini bırakarak, başkanlıktan ayrıldığını açıkladı. Perde arkasında neler yaşandı? Önce ‘yarım istifa’ birkaç gün sonraysa ‘tam istifa’ ne demekti?
Önce hocayı göndermek varken Hasan Arat kendisi ayrıldı? Daha çiçeği burnunda başkandı, yönetime yeni gelmişti ve ayağının tozuyla takıma iki kupa kazandırmıştı. Süper kupa finalinde, geçen yılın şampiyonu Galatasaray’ı gole boğdu. Kupa kadar, skor da Beşiktaş taraftarını mest etti. Bu skor uzun yıllar hatırlanacak. Tamam, Beşiktaş’ta bir süredir işler yolunda gitmiyor. Puan kayıplarının önüne geçilemedi.
Her takım düşüş yaşar. Büyük takımlar düştüğü yerden kalkmasını bilir. Beşiktaş da büyük takım olduğuna göre ‘kötü gidişe’ dur demesi zor değil. M. City gibi bir takım hem ligde hem de Avrupa’da krize girdi. Benfica karşısında 3-0’ı koruyamadı. Kupaların takımı Real Madrid hakeza. Eski halinden eser yok. İki gün önce Liverpool’a yenildi. Örnek çok… Bu yazıya otururken Barcelona’nın kendi evinde Las Palmas’a 2-1’lik skorla boyun eğdiğini gördüm.
Hasan Arat neden istifa etti? Tek sebep sahada alınan skorlar mıydı yoksa yönetimde problem mi vardı? Anlayamadığım diğer husus bu gibi durumlarda başkan tek başına değil ‘bütün yönetim’ istifa eder. Ve kulüp olağanüstü kongreye gider. Hasan Arat gitti ama diğer yöneticiler kaldı. Oyuncu transferlerinde başrol oynayan Hüseyin Yücel ‘başkan koltuğuna’ oturdu. Nasıl yani? Hasan Arat başarısız, Hüseyin Yücel başarılı mı? Arat yoksa iç darbe kurbanı mı?
Beşiktaş taraftarının en çok tartıştığı konu ‘transferler’… Alınan ve alınamayan oyuncular… Transfere harcanan büyük paralar… Komisyonlar… Kongreyi kazanırken yanında olan Samet Aybaba’nın açıklamaları… İmza taklidi… Komisyon iddiaları… Eğer transferlerde sorun varsa – ki olduğu anlaşılıyor – bunun tek sebebi Hasan Arat mı? Hüseyin Yücel kanal kanal dolaşarak transferleri nasıl bitirdiğini anlatmıyor muydu? Yücel’in transfer yanlışlarında sorumluluğu yok mu?
Bugüne kadar kötü skor ve taraftarın talebi sonucu görevi bırakan kulüp yönetimlerini gördüm fakat sadece başkanın gittiği diğerlerinin göreve devam ettiğine ilk kez tanık oluyorum. ‘Şunun şurasında Mayıs’a ne kaldı?’ diyenler çıkabilir. Daha ligin üçte ikisi duruyor. Türkiye kupası var. Hüseyin Yücel’in ‘Gitmek kolay, kalmak zor’ cümlesini okudum. Yok, hayır ikisi de zor. Sadece futbol kulüplerinde değil her yönetimde ‘Birlikte gelinir, birlikte gidilir’. Kural da ahlak da, teamül de budur.
‘Hasan Arat gibi kaos bitti’ kanaatinde değilim ben. Bu yaralı yönetimin yeni başlangıç yapabilmesi zor. Sandıktan çıksaydı, cesur kararlar alabilirdi. Sorun çok ağır, yaraya pansuman yetmez, neşter vurmak gerekiyor. Zayıf ve tartışmalı yönetim ne kadar akan kanı durdurabilir ve yarayı iyileştirilebilir? İlk icraatı Van Bronckhorst’u göndermek oldu. Beklenen bir şey. Yerine gelecek bile az çok belli; Sergen Yalçın. Bunlar radikal kararlar değil. Tribünün kararı bu. Yönetim sadece gereğini yaptı.
Samet Aybaba pandoranın kutusunu açtı. ‘Sahte imza ve komisyon’ iddiaları yargının da konusu olma potansiyeli taşıyor. Ondan önce söyledikleri Türk futbolunda ‘menajer, transfer, komisyon ve uçup giden paralar’ sorunu var. Sadece Beşiktaş’ta değil, her kulüpte… Aybaba’nın söyledikleri iddia olarak kalmamalı, üzerine üzerine gidilmeli ve ‘temizlik harekatını’ Beşiktaş başlatmalı… Bu kirli düzenin kaybedeni kulüpler ve futbol oluyor. Kazananı ise zaten ortada…
Bu yazıya Trabonspor’un Alanya maçını izledikten sonra oturdum. Hayır, Trabzon’da yönetim krizi yok. Ertuğrul Doğan kongreye rakipsiz girdi. En büyük başarısı kulübün borçlarını sıfırlamak oldu. Evet, yadsınamaz bir başarı. Fakat futbol takımı yerlerde sürünüyor. Şenol Güneş yönetimindeki Trabzon, Alanya’da hiçbir varlık gösteremedi. İkinci yarıda 10 kişi kalan rakibine yenildi. Acı olan şu; Skoru kabullenmek…
Trabzon gibi bir takımın oyuncuları yenilgiye isyan eder, reaksiyon gösterir, mağlubiyeti kabullenmez. ‘Adım Hıdır, elimden gelen budur’ demez. Şenol Güneş gibi bir hoca da sıradan bir taraftar gibi kenardan seyretmez. Tamam, ‘enkaz devralmış’ olabilir. Kaç hafta geçti, enkaz iyileştirileceğine daha da ağırlaştı. Enkaz ise eğer transferlerin sorumlusu kim? Abdullah Avcı mı sadece? Ertuğrul Doğan yönetiminin hiç mi kusuru yok?
Beşiktaş’ta hem yönetim hem sahada kaos, Trabzon’da ise ‘futbol krizi’ var. İki takımın da düştüğü yerden kalkması lige heyecan getirir yoksa geçen yıl yaşanan, diğer takımların uzaktan baktığı ikili yarış aynen tekrarlanır.






















