(The Turkish Post) – SAFA KAR
Fenerbahçe, Kerem Aktürkolu’nu ‘transfer etmek’ için çok uğraştı. Benfica ağırdan aldı, Ali Koç yönetimi teklifi düşürdü. Benfica beklemede kaldı. Neyi bekliyordu? Play of finalini… Rakibi de Fenerbahçe’ydi. Kendi silahıyla vurulmak istemedi. İki takım da Şampiyonlar Ligi’ni hedefliyordu. İlk maçta düğüm çözülmedi. Fenerbahçe kendi saha ve seyircisi önünde oynadığı maçta, rakibi 10 kişi kalmasına rağmen üstünlüğü getirecek golü atamadı. Fırsat tepti.
Avantaj Benfica’ya geçti. Sahasında yenemediği eksik Benfica’ya karşısında deplasmanda galibiyeti kolay değildi. Ama ‘top yuvarlak’ şansı olur mu? Gününde ve futbol bahtı açık bir Fenerbahçe niye olmasındı. Yönetici Hamdi Akın Portekiz’e giderken umutlu konuştu; “Her şey olabilir. Çok rahatlıkla geçebiliriz. Ne var ki Benfica’da… Çok da önemli bir takım değil” dedi. Umut fakirin ekmeğiydi. Ye babam ye ama sonunda aç kalırsın. Mourinho “Hayır, tur kolay değil” dedi. Yönetimi topa tuttu.
“Dürüst olmak gerekirse herhangi bir transfer listesi olduğunu sanmıyorum. Hiçbir oyuncunun transfer edilmeyeceğini düşünüyorum” dedi. Kritik bir maç öncesi söylenecek sözler değildi bunlar. ‘Yenilgiye mazeret ve bahane arama’ çabası olabilirdi. Bazı yorumculara göreyse ‘kendisini kovdurma’ girişimiydi. Mourinho sahada konuşacağı yerde dışarıda konuştu. Fenerbahçe’de bir fark oluşturamadı. Takımda ikinci yılı… Uyum veya acemilik söz konusu olamaz.,
Mourinho kadroda ‘şaşırtıcı değişiklikler’ yaptı. Kalede İrfan Can’ın yerine Livakoviç vardı. Livakoviç kötü kaleci değil. Fakat neden uzun süre kulübede tutuldu. Ve kader maçında sahaya sürüldü. Futbola soğuktu, mutsuzdu. Transfer söylentileri çıkmıştı. Yine de ‘kötü tercih’ sayılmazdı. İrfan Can gibi dağınık ve sakar değildi Livakoviç. Zemine daha sağlam basıyor, topu elinden daha isabetli çıkarıyordu. Livakoviç eldivenlerinin hakkını da verdi. Maçın başında kaleyi çok iyi kapattı ve golü önledi. Yoksa maça 1-0 geride başlayacaktı.
Benfica’nın ilk maçtaki ‘tutuk futbolundan’ eser yoktu. Dalga dalga Fenerbahçe kalesine geldi. Kaleyi bulan bir top ‘ofsayt’ gerekçesiyle iptal edildi. Yoruma açık bir pozisyondu. VAR’ın davetiyle orta hakem izledi ve ofsayta hükmetti. Bu pozisyondan 10 dakika sonra yine ağlara giden bir top… Hakem ‘faul’ gerekçesiyle golü vermedi. Golün gelmekte olduğunu ekranları başında herkes hissetti. Fenerbahçe’yi oyuncular üç pas yapamıyordu. Top sürekli Benfica’daydı. Mourinho gelmekte olan gole tedbir alacağına o da seyretti. Ve Kerem Aktürkoğlu sahneye çıktı. Usta işi vuruşla topu ağlara gönderdi.
MAÇIN HİKAYESİ KEREM…
Gole sevinmedi ama tebrikleri kabul etti. Garip bir duygu olmalı… Bu bir ilk… Şampiyonlar Ligi’nde ilk kez bir Türk oyunca Türk takımına gol attı. Kerem’in golü tribünleri coşturdu. Ekranları başındaki Fenerbahçe taraftarlarını üzdü. Futbol profesyonel bir oyun… Mourinho da Portekiz’li bir hoca… Karşısındaki takım da Portekiz’in temsilcisi… Profesyonellik aidiyet duygularının önüne geçti. Türk toplumu duygusal… Kerem’in golüyle elenmek kolay kabul edilebilir bir durum değil. Transferi bile etkiler bu. Şampiyonlar Ligi’ne çıkan Benfica’nın da bırakacağını sanmıyorum.
Maçın hikayesi Kerem’in golüydü… Fenerbahçe yokları oynadı. Benfica karşısında hiçbir varlık gösteremedi. 70. dakikalarda saman alevi gibi parladı, Nesry’in kafa vuruşu direkten döndü. Talisca’nın falsolu şutu direğinden dibinden dışarı çıktı. 3 dakikada gördüğü iki sarı kartla oyun dışı kalması ‘saman alevini’ de söndürdü. ‘5 dakikalık’ oyunla maç kazanılmaz. Fenerbahçe ne orta sahasını kontrol edebildi, ne ileride çoğaldı, ne de geride sağlam defans yapabildi. Oyunun ritmini Benfica yönlendirdi. En bariz fark Fenerbahçe’nin ‘ağır ve yavaş’ oyunuydu. Benfica 100’le giderken Fenerbahçe 50’yi ancak geçebildi.
Fenerbahçe’nin en büyük avantajı ‘Mourinho’ gibi tecrübeli bir hocaydı. Fakat Mourinho Fenerbahçe’yi damgasını vuramadı. Takım oyunu oynatamadı. Oyuncu tercihleri ve taktikleri ‘takımın ruhunu’ öldürdü. Böyle maçlarda Türk takımlarının ‘mücadeleci ruhu’ ortaya çıkar. Ama o ruh Fenerbahçe’de yoktu. Portekiz’e giderken ‘yenilgi’ kabullenilmişti. Galibiyet, tur ve zafer ‘sürpriz’ olacaktı. Fenerbahçe lige de kötü başladı. Şampiyonlar Ligi’nin kapısından döndü. ‘Fenerbahçe nereye?’ diye sormak abes kaçmaz. Kongreyi Eylül’e erteleyen Ali Koç ve yönetimini ‘kötü günlerin’ beklediği ortada…
























