(The Turkish Post) – SAFA KAR
Hafta içindeki ‘Kupa bozgununa’ rağmen Fenerbahçeli taraftarlar tribünleri doldurdu. Hâlâ ‘umutların diri’ olduğunun işaretiydi bu. Rakip yabana atılacak bir takım değil, Trabzonspor…
Fatih Tekke ile yeni sayfa açtı. Trabzon ‘büyük maçların’ takımı. Bu yıl beklentilerin altında kaldı. Oyunu göz doldurdu.
Fenerbahçe, Trabzon maçları her zaman heyecanlı geçer. İki takımın da birbirlerinden ‘yaraları var’. Yıllar geçti o yara kabuk bağlamadı. Yara hafif kalır aslında… Travma daha doğru kavram. 1996’da Fenerbahçe Trabzon’dan saha ve seyircinin önünde şampiyonluğu aldı. Yıllar sonra da Trabzon, Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu engelledi.
Kupadan sonra Fenerbahçe’nin tutunacak tek dalı kaldı, lig şampiyonluğu… O da aslanın ağzında. Puan kaybı şampiyonluğa da veda etmek demek. Artık her maçı final. Galatasaray’la arasındaki puan farkı 6’ydı, maça çıkarken… Ya 3’e düşürecek ya da havlu atacaktı. İki takımın da kupa yorgunu olduğunu söylemek lazım. Trabzon hafta içinde 120 dakika oynadı.
Maç yoğun yağmur altında başladı. Islak zemin zaman zaman ‘topun kontrolünü’ zorlaştırdı. İki takımda kontrollüydü. Fenerbahçe ‘gol yememeyi’ ilk hedef belirlemişti. Defans ve orta sahayı kalabalık tuttu. Mourinho santraforu teke düşürdü, Nesryi yedek kulübesinde tuttu. Gol umudu Dzeko’ydu. İki takımın da birer topu direkten döndü. Devre sona ererken Uğruncan uzun bir top attı, Mert Müldür seyretti, Banza Draguş’a aktardı ve Trabzon’un golü geldi.
Gol kimsenin beklemediği bir anda oldu.
Fenerbahçe savunması ‘uyumamanın bedelini’ ağır ödedi. Tribünler sustu, yeni bir travma beklentisine girdi. Çünkü ilk yarı Fenerbahçe oyun ve skor olarak rakibine üstünlük kuramadı. Mourinho’nun ikinci yarı ‘risk almaktan’ başka seçeneği yoktu. Ya herru, ya merru… Trabzon orta saha ve defansı daha sağlam tutabilirdi.
Fatih Tekke maçtan önce her türlü seçeneğe göre ‘hazırlık’ yaptığını söylemişti. Önde oynamanın avantajı Trabzon’daydı. Fatih Tekke’ye de hocalığını ispat etme fırsatı doğdu.
Mourinho, ikinci yarıya Talisca’yı oyuna alarak başladı. Fenerbahçe sağlı sollu ataklarla tehlike sinyalleri gönderdi. Fakat Tekke sinyalleri okuyamadı. Rakibi durduracak hamleler yapamadı. Kenardan el kol hareketleriyle sadece bağırdı.
Fenerbahçe ‘penaltıdan’ ilk golü buldu. Mustafa’nın Osayi’ye girişi olacakların habercisiydi.
Topa değil Osayi’ye vurdu. Hareket ceza sahası çizgisinin üzerindeydi. Çizgi içeriye dahil… VAR devreye girdi. Hakemi uyardı. Ve penaltı için topun başına Talisca geçti. Kaleci ile topu ayrı köşelere gönderdi. Beraberlik golü Trabzon’u demoralize, Fenerbahçe’yi ise ‘motive’ etti. Çok geçmeden karambol pozisyonda top Skriniar’ın önüne düştü, ona da golü atmak kaldı.
Trabzon ‘ne oldum’ demeye fırsat bulamadan kalesinde ‘peş peşe’ goller yedi.
Maximin otobana çevirdiği sağ kanattan ceza sahasına indi, bomboş durumdaki Talisca’ya ‘al da at…’ dedi. Tekke’nin ‘hazırlıklıyız…’ dediği defans oyuncuları resmen uyudu. Ve Fenerbahçe iki farkla öne geçti. Ardından bir gol daha… Bu kez Okay asist yaptı, Talisca da en iyi bildiği işi… Sol ayağıyla köşeyi gördü. Ve seyircisine koştu. İki bacaklarını sağa sola oynatarak estetik hareketlerle dans etti. Hem Fenerbahçe’nin hem de Talisca’nın ‘muhteşem dönüşüydü’ bu. Korku tünelinden zafere koştu.
Mourinho’nun müdahalesiyle Fenerbahçe çok iyi oynadığı için mi kazandı? Hayır, Trabzon çok kötü olduğu için… Fatih Tekke’nin takımını maça hazırlamadığı için… Taraftar gibi oyunu kenardan seyrettiği için… Teknik taktik sadece kenardan verilmez. Öncesinde takım hazırlanır. Tekke bol bol ‘kenar şovluğu’ yaptı. Trabzon yalnızca yenilmedi, fena halde ezildi. En zor zamanlarında Fenerbahçe’den 4 gol yememişti. ‘Utanç verici’ bir skor bu… Fenerbahçe ise şampiyonluk umutlarını tekrar tazeledi. Derbi yarasını sardı.





















