(The Turkish Post) – SAFA KAR
Maçta ‘kader anı’ diye nitelenecek pozisyon o kadar çok ki… Ama son dakikadaki bir başka… Skriniar ceza sahası içinde topu önünde buldu. Kalecinin üzerinden aşırdı… Top kaleye doğru süzülürken tribündeki taraftarlar ve ekran başındaki seyirciler ayağa kalktı.
Saniyeler değil, saliseler geçmek bilmedi. ‘Golll’ diye erken sevinenler oldu. Fakat sahneye Galatasaray’ın hızlı ve atletik oyuncusu Sanchez çıktı. Top çizgiyi geçmeden ‘artistik vuruşla’ meşin yuvarlığı çelmesini bildi.

Eğer bu pozisyon gol olsaydı, maç uzatmalara gidecek, Fenerbahçe geriden kalmanın morali ve taraftar desteğiyle tur için yüklenecekti. Olmadı, Galatasaray çok iyi başladığı maçı ‘turla’ taçlandırmasını bildi.
Hayır, bu sadece bir eleme maçı değildi. Bir turdan ötesiydi.
Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanan maçlar her yönüyle 3 puan veya turun ötesinde anlamlar içerir. Ligte iki takım baş başa kaldı. Son düzlüğe Galatasaray önde girse de
Fenerbahçe yakın takibini sürdürdü. Yarışı bırakmadı.
Adı ‘çeyrek’ olsa da kupanın ‘erken finaliydi’. Tek maç üzerinden oynanacaktı. Saha ve seyirci avantajı yanındaydı. Ayrıca Galatasaray ‘düşüşte’ Fenerbahçe ise hem oyun hem puan olarak ‘çıkıştaydı’. Ve takımın başında Mourinho gibi bir ‘futbol sihirbazı’ veya ‘kupa canavarı’ vardı. Yani psikolojik üstünlük de Fenerbahçe’den yanaydı.
Galatasaray ise Beşiktaş derbisini kaybetmiş olmanın moral bozukluğu içindeydi. Hem oyuncular hem hoca tartışılmaktaydı. Beşiktaş karşısında çok etkisiz oynamış, sahadan da boynu bükük ayrılmıştı. Fenerbahçe ile puan farkı azalmıştı. Derbi bir bakıma Okan Buruk ve oyuncular için ‘yara sarma’ ve ‘güven tazeleme’ için bir fırsat ve imkandı.
Galatasaray, maça Beşiktaş gibi başladı. Takım kurgusu da aynı şekildeydi. Buruk santraforu teke düşürdü, Morata’yı kenara çekti ve orta sahayı kalabalık tuttu. Defans ve savunma güvenliğini ‘önceledi’. Tıpkı sezonun ilk maçında olduğu gibi… Bu düzen Galatasaray’ın yapısına daha uygun…
İlk dakikadan itibaren beklemediği fırsatlar yakaladı. 10. dakikada golü buldu. Barışın önüne bıraktığı topu Osimhen düzgün vuruşla filelere gönderdi. ‘Geliyorum…’ diyen bir goldü.
Fenerbahçe çok tutuk başladı maça. Ayağında topu tutmakta zorlandı. Takım neredeyse 3 pas yapamadı. Bu gol moralleri bozdu, tribünleri susturdu.
Fenerbahçe bir türlü istediği oyunu tutturamadı. Defans ve orta saha bir türlü organize olamadı. Galatasaray yakaladığı her topta pozisyon üretti. 27. dakikada hakemin süzemediği pozisyonda VAR devreye girdi. Osimhen penaltı vuruşu gole çevirdi. Oyun ve skor tamamen Galatasaray’a geçti. Fenerbahçe ise iyice dağıldı. Futbolcular kendi sahasında iki farkla geriye düşmenin çöküntüsü içindeydi. Mourinho’nun kenardan takımı toparlama çalışmaları sonuç vermedi.
Buna rağmen ilk yarı dolarken Fenerbahçe farkı bire indirdi. Kıl payı ofsayttan kurtulan Szymanski topu ağlara gönderdi. VAR’ın uzun analizinden sonra ‘gol kararı’ çıktı. Bu ikinci yarı için bir umuttu. Fenerbahçe’nin ‘toparlanacak hali ve mecali’ yoktu. Oyuncu değişiklikleri de işe yaramadı. Galatasaray oyunu soğuttu, istediği gibi yönlendirdi.
Fenerbahçe zaman zaman pozisyonlara girse de aradığı beraberlik golünü bir türlü bulamadı. Sarı Kırmızılı takım deplasmanda istediğini aldı. Ligde olduğu gibi, ezeli rakibini kendi sahasında yenmeyi başardı. Hem turu geçti hem de büyük moral kazandı. Maçın kahramanı Osimhen takımını sırtlarken, Nesyri çok etkisiz kaldı ve hayal kırıklığı yarattı.
Hakkını teslim etmek lazım; Okan Buruk, Mourinho’ya ikinci kez üstünlük sağladı. Ve Galatasaray hem tur hem de şampiyonluk yolunda büyük moral kazandı.























