(The Turkish Post) – SAFA KAR
Süper Kupa’da Fenerbahçe’ye karşı etkisiz bir oyun… Bir hafta sonra sezonun ikinci devresinin ilk karşılaşması için sahaya çıktı. Rakip, inişli çıkışlı bir grafik izleyen Gaziantep… Hocası Burak Yılmaz tribünde…
İlk yarıda top Galatasaraylı oyuncuların ayağındaydı… Fakat bal yapmayan arı misali… Nafile top çevirmeler… Kale önünde kaptırılan toplar… Golün kokusu bile yok. Cılız bir iki pozisyon… Onlarda da savunma ve kaleci başarılıydı.
Okan Buruk’un öğrencileri Gaziantep kilidini açabilmeliydi. Süper Kupa bozgununu geride bırakabilmeliydi.
Eksikler yok mu? Var. En başta Osimhen yok. Osimhen olmayınca Galatasaray’ın oyunu tat tuz vermediği gibi, skor tabelası da puan ve kupa kayıplarını gösteriyor. Ama bu da futbola dâhil… Sarı-kırmızılı takımın kadro derinliği zayıf. Kulübede hamle ve kurtarıcı oyuncu yok denecek kadar az.
Torreira kart cezalısı… Orta saha Torreira’sız verimsiz, gıcırdayan dişli gibi… Savunma bloğu da savunma hattı da zayıf. Yine de iki futbolcunun yokluğu bahane ya da mazeret olamaz. Buruk’un sahaya sürdüğü takım, rakibinden kat kat üstün. İlkay, Sané, Barış Alper, Icardi… Kim bunlarla boy ölçüşebilir? Yunus Akgün’de de büyük bir form düşüklüğü var. Pozisyon üreten Yunus gitti; sahada ruh gibi dolaşan, varlığıyla yokluğu hissedilmeyen bir oyuncu geldi.
Normal şartlarda Icardi’nin adı yeterdi. Ama o kadar etkisizdi ki…
Ne Fenerbahçe maçında ne de Gaziantep karşısında doğru dürüst varlık gösterebildi. Bütün topları ezdi, pozisyonları hovardaca harcadı. Top cambazı bu kez ağları değil, taşı toprağı vurdu. Çok ağır kaldı, rakibe top kaptırdı. Hele kaleciyle karşı karşıya kaldığı bir pozisyon var ki… Ne adına yakıştı ne de klasına…
İkinci yarıda tribünler ve taraftarlar daha üretken bir Galatasaray bekledi. Bu, Galatasaray’ın yapamayacağı bir şey değildi. Ancak değişen bir şey olmadı. Aynı oyun devam etti. Ne kaleye atılan doğru dürüst bir şut vardı ne de ceza sahası içinde gollük bir pozisyon. Dakikalar ilerledikçe Gaziantep’in kontra çıkışları tehlikeli hâle geldi.
74’üncü dakikada tribünleri susturan, adeta buz kestiren gol geldi. Sarı-kırmızılı oyuncuların bir türlü uzaklaştıramadığı top Bayo’nun önünde kaldı. Uğurcan’ın yapabileceği bir şey yoktu; yakın mesafeden atılan şut ağlarla buluştu. Tam bir şok… Çok geçmeden tribünlerden “Yönetim istifa” sloganları yükseldi ve giderek arttı.
İlkay gibi bir futbolcu oyundan çıkarken ıslıklarla protesto edildi. Yönetime tepkinin nedeni belli… Ara transferde elini çabuk tutamadı, çok ağır kaldı. Temaslar ve görüşmeler var ama sonuç yok.
Oysa Fenerbahçe iki oyuncusuyla “fark” yarattı. Süper Kupa’yı aldı. Taraftarın tepkisi bu yüzden. Galatasaray transferde geri kaldı. Tribünlerde dağıtılan yağmurluklar bile alay konusu oldu. “İstifa” sloganları da bu yüzden…
Başarıyı yönetmek kolaydır. Zor olan krizi ve kaosu yönetmek ve düştüğün yerden kalkabilmektir. Kulübün yer yer sarsıldığı sınav günleri başladı. Futbolda dün yoktur, bugün vardır.
Şok gol Galatasaray’ı biraz kendine getirdi. Rakip kaleye daha etkili gitmeye başladı. Sağlı sollu ataklar geliştirdi. Kaleci Zafer çok başarılıydı; kafa toplarını ustalıkla savuşturdu.
Geri sayım başlamışken Kazımcan’ın sol kanattan ceza sahasına gönderdiği top sekti, Barış Alper’in önüne düştü. Barış, yerden ve düzgün vurdu. Top kalecinin ayakları arasından geçerek ağlarla buluştu. Son anlar nefes kesti. Galatasaray uzun toplarla galibiyet golünü ararken, az kalsın 1 puandan da oluyordu.
Bayo, Uğurcan’la karşı karşıya kaldı. Tribünlerin gözlerini kapattığı pozisyonda topu uzak direğin yanından dışarıya gönderdi. Golden daha net bir pozisyondu. Galatasaray giden 2 puana yanarken, Bayo’nun beceriksizliği sayesinde 1 puana şükretti. Az kalsın o da buharlaşıyordu.
Sarı-kırmızılı takım sezonun ikinci yarısına kötü başladı. Önce kupayı kaybetti, ardından 2 puanı… Ve özgüvenini…
























