(The Turkish Post) – ÖMER FARUK DENİZ
Cebeli Nur (Nur Dağı), Hz. Muhammed’e (sav) peygamberlik vazifesinin verildiği ve Kur’an-ı Kerim’in ‘oku’ emriyle başlayan ilk ayetlerinin indiği kutlu dağın ismi. Peygamberlik vazifesi verilmezden önce Efendimiz’in (sav), insanlığın içinde bulunduğu cehalet karanlığından kaçıp, sık sık inzivaya çekildiği sığınağı. Hz. Hatice (ra) annemizin, endişeyle yolunu yolunu gözlediği, gelmeyince de biraz erzak sırtlanıp, gençlerin bile açılan yola, yapılan basamaklara rağmen çıkmakta zorlandığı yere, ilerlemiş yaşına ve yüküne aldırmadan tırmandığı ulu tepe. En önemlisi de Peygamber Efendimiz’den (sav) sonra her şey değişirken, değişmeden kalan tek mekan.
NUR DAĞI’NA TIRMANMAK
Hac ve Umre için gelen her Allah misafirinin, görmek ve ziyaret etmek istediği yerlerin başında gelir Nur Dağı. Hac öncesi “çıkarken veya inerken başlarına bir kaza gelir de Hac vazifesi aksar” endişesiyle çıkılması istenmeyen Nur Dağı’na, şartların tamamlanmasından sonra tırmanmaya da bir engel kalmamış oluyor haliyle. Gündüz hava sıcaklığı 45 derecelere ulaştığından, tırmanmak için en ideal zaman gece yarısı.
ÇIKANLAR VE İNENLER
Gecenin karanlığında otobüslerle yola koyulan kutlu dağın ziyaretçileri, bir noktadan sonra inip tırmanmaya başlıyor. Nur Dağı’na çıkanları en çok zorlayan şey sanıldığının aksine tırmanmak değil, kalabalık. Dağın belli bir noktasına kadar geniş yol açılmış, basmaklar yapılmış. Bu sebepten bu kısmı çıkmak kalabalığa rağmen kolay. Zirveye yaklaşırken bir yerden sonra oldukça dik bölüm başlıyor. Çok dar bir patikaya yapılmış merdivenlerden çıkmaya çalışanlarla, inenler karşı karşıya kalıyor.

ÇIKIŞIN SONUNDAKİ İNİŞ
İnmek için yol isteyenler, iki kişini zor geçebildiği yere 3-5 kişi çıkmak için zorlayanlar, iki saat uğraşmasına rağmen Gar-ı Hira’ya (Hira mağarası) giremediği için geri dönenler, tırmanmakta zorlanıp bulduğu boşlukta dinlenmeye çalışan kadınlar, ihtiyarlar, yol verme meselesinden tartışanlar, sürtüşenler… Bu ziyarette yaşanan sıradan görüntüler olsa gerek. Bütün bu zorlukları aşıp zirveye ulaşılırsa, Hira mağarasına ulaşmak için bu kez de yaklaşık 50 metrelik bir iniş bekliyor ziyaretçileri. En zorlusu da bu olsa gerek.
VAHİY GELMESİNİ BEKLEMEK
Kayalar arasında oldukça dar bir patikada yığılan kalabalık, bir kişinin geçebildiği delikten girip içerisinde bir kişinin durabileceği (biraz zorlanırsa iki kişi de olabilir) Hira mağarasına ulaşabilmek için zorluyor. İçeri girenin “vahiy gelmesini beklercesine” çıkmak bilmediği, kimilerinin de namaza durup bekleyenlerin sabrını zorladığı mağaraya bütün bunların sonunda ulaşabilmek muhteşem bir olay.
MEKAN KÜÇÜK, DEĞERİ BÜYÜK
Bu mağara Allah Resulü’nü (sav) bağrında barındırdı, Kur’an-ı Kerim burada nazil olmaya başladı, Cebrail (as) bu mekana geldi ve Kainatın Efendisi (sav) ile burada sohbet etti. Mekan oldukça küçük olmasına karşın değeri alabildiğine büyük.
ESKİNİN MUTLULUĞU, YENİNİN HÜZNÜ
Nur Dağı ve Hira mağarası Beytullah’a bakıyor, adeta Kutlu Misafir’inden (sav) haber sorar gibi. 14 asır önce insanlığı içine düştüğü cehalet bataklığından kurtuluşuna, İslamiyet’in doğuşuna tanıklık etmenin gururunu taşıyor. Asrımızda itibarını kaybetmiş, zillete düşmüş, imanın özünden uzaklaşmış, şekilci, taklitçi, tembel, bencil, cahil ve bozgun yemiş Müslüman dünyaya baktıkça da bir o kadar hüzünleniyordur mutlaka.
Peygamber Efendimiz’den (sav) izler taşıyan, yaşadıklarına ve yaptıklarına şahitlik etmiş olan bu belde ve bu mekanlar, belki de neyin nasıl yapılması gerektiğinin yolunu, yöntemini gösteren işaretler de barındırıyor.
Hira’dan çıkıp yeniden kalabalıkların arasından zirveye tırmanan kutlu dağın ziyaretçilerini, bu kez tehlikeli bir iniş bekliyor. Tökezleyip düşmeden, ya da yuvarlanıp sakatlanmadan inilmesi gereken bir yol bu, yolda kalanlardan olmamak için…





















