(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
CHP açısından hikâye, Herkül’ün maceralarına döndü.
Mahkeme tedbir talebini reddetti ve kararı erteledi. Kimileri için “Ne kadar çılgın olabilirler?”, “Nereye kadar gidebilirler?” sorularının cevabı alınmış oldu. Her şeyin bir sınırı var. Çılgın görünmek, sınırları çiğnemek de demek ki bir imaj meselesi. İktidarın beka endişeleri, bu imajdan daha önemli.
Tam bir karamsarlığa gömülenler, umutsuzluğa kapılanlar iktidarın yüzleştiği gerçeklerle hesaplaşmalı. Tek başına bir hakimin özgür iradesi ve vicdanı ile ülkenin geleceği hakkında keskin bir karar vermesi ne kadar uzak bir ihtimal ise, bugün bir kayyım kararı çıkmaması da siyasî rekabetin kendi doğal mecrasına geri döndüğü anlamına geliyor.
Herkül’ün maceraları elbette bitmeyecek, sadece mitolojik kahramanın karizmasının yapı taşlarını oluşturmaya devam edecek.
Sonuç iktidar korktu. Olacaklardan çekindi. Veya birileri birilerini ikna edemedi.
Elde ne var? Geriye ne kaldı? Bir muhasebe yapabiliriz.
Demokrasinin başına çorap örmek:
Çoraplar CHP’nin değil demokrasinin başına örülüyor. Bu yüzden kurulan kumpaslar sadece CHP’lilerin değil hepimizin sorunu. CHP kaybederse demokrasi çökecek. Haklarınızı koruyacak hukuk devleti, bu enkazın altında kalacak ve hepimiz kaybedeceğiz. Muhalefet durumun farkında. İYİ Parti lideri Dervişoğlu açık desteğini dile getiriyor. Birbiri ile yan yana durması imkânsız iki parti, DEM ile Zafer Partisi, aynı mantık ve gerekçelerle CHP’ye bu yüzden sahip çıkıyor. CHP’nin “Ya hep birlikte ya hiçbirimiz” sloganı, en gerçek haliyle bütün muhalefet partilerinin duruşunu ifade ediyor. CHP etrafında çok etkileyici bir demokrasi bloğu oluşuyor.
CHP korku dolu aksiyon filmlerindeki gibi tehlikelerle dolu cangılın içinden çıkmaya çalışıyor. Mayın tarlasında, bastığı yerler patlıyor. Yukardan üzerine bomba yağıyor. Hepimiz biliyoruz ki CHP bu sınavlardan yüzünün hakkıyla geçerse, bizim demokrasinin ve hukukun hiç olmazsa sınırlı şekilde varlık gösterdiği bir ülkede yaşama şansımız olacak.
CHP’yi siyasî rekabette büyük kurtarıcı rolüne zorlayan işte bu umut. Her zorluk gibi içinde fırsatlar barındırıyor.
Peki CHP’nin karnesi nasıl?
İmamoğlu-Özel uyumu:
Özel’in İmamoğlu’na gösterdiği vefa, CHP’nin topyekûn ahlâkî üstünlüğünün en görünen sütunu olarak öne geçti. Özel’i, CHP genel başkanı olduktan sonra, enerjisine bakarak sınıf mümessili yapılan yaramaz çocuklara benzetmiştim. 19 Mart’tan sonra Özel’in içinden, gündeme hızla intikal eden ve peşinden gelenlere yollar açan başarılı bir lider çıktı. Kazandığı ve CHP’yi yükselttiği ivmeye rağmen İmamoğlu ile uyumunu bozmadı, fırsatçılık yapmadı. Bu uyum tek başına, CHP’nin vitrindeki kadrosuna olan güveni arttırdı.
Tarihimizde, zorlukları birlikte sırtlanan, uyum içinde hareket eden ikililer pek çıkmaz. Yakın tarihimizde de neredeyse hiç örneği yok. Özel-İmamoğlu uyumu, ikisine de karşılıklı güç veren bir liderlik tarzı olarak muhalefete güç kazandırıyor.
Bu uyumu bir de tam karşıda, tek bir kişinin egemen olduğu otokrasinin karşısına yerleştirdiğiniz zaman, gündemdeki birçok sorunu açıklayan çelişki daha da bariz belli oluyor. Siyaset kadro işi. Tek kişiye bıraktığınız zaman hataları düzeltme şansınız, yanlıştan dönme imkânınız olmuyor.
Kılıçdaroğlu faktörü:
Gürsel Tekin’i üslubu ve duruşu ile bir istisna olarak görebilirsiniz; ama Kılıçdaroğlu’nun durduğu yer sadece bugünün siyasî dengeleri için değil CHP’nin geçmişini de töhmet altına sokacak tehlikeli bir durum.
Ne yani? Kılıçdaoğlu’nun geçmişteki genel başkanlığı bir Erdoğan projesi miydi?
Bu soruyu Adalet Yürüyüşü’nde, Ghandi imajında ve son olarak Kılıçdaroğlu’nun her şeyini seferber ettiği 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde soramazdınız. Bugün köprünün altından çok sular geçti. İmamoğlu-Özel ikisinin liderliğinde CHP, AK Parti ve Erdoğan karşısında çok daha iddialı hale geldi. O kadar iddialı hale geldi ki, iktidarın çaresizlik ve telaş içinde kumpas kokan imha operasyonlarının hedefinde, Türkiye demokrasisi adına ölüm kalım savaşı veriyor.
Kâğıt üzerinde Kılıçdaroğlu’nun kayyım olarak atandığı CHP’ye egemen olması ve İmamoğlu-Özel ikilisini altı okun sahibi Cumhuriyeti kuran partiden tasfiye etmesi mümkün. Ancak köprünün altından akan sular, CHP’yi bambaşka bir yere taşıdı. Bugün Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi ele geçirmesi, Erdoğan’ın değirmenine su taşımaktan, o değirmenden çıkan unla ekmek yapıp satmaya kalkmaktan başka bir işe yaramaz.
Parlak bir siyasî kariyeri olan bir politikacı, böyle bir role neden soyunur?
Son günlerde birden parlayan Alevî-Bektaşî ilgisini de, Kılıçdaroğlu adına yürütülen kampanyayla beraber düşünmemiz L3azım.
CHP’nin en büyük kazancı:
CHP artık açık bir şekilde iktidar namzedi. Bugün cezaevinde çile dolduran kadroları yarının bakanları, bürokratları olacak. Güç onların eline geçecek.
Kimin sayesinde?
CHP’yi kalpsiz dünyanın kalbi haline getiren, yoksulluk çekenlerin, haksızlığa uğrayanların umuduna dönüştüren Saray’ın kendisi. İktidarın her hamlesi karşısındaki gücü büyütüyor. Muhaliflerini ittifaka ve ortak stratejiye zorluyor. Üstelik bunu ekonomik krizin henüz dibi görmediği, halk desteğinin azaldığı bir evrede yapıyor.
Bugün, yargı sopasının siyasetin gerçeklerine çarpıp geri gelmesinin sesini duyduk. Demek her şeye gücü yetmiyor.





















