(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
İlkokul diplomamdan bahsediyorum.
Emin değilim ama hayatım boyunca endişe ettim. Yeteneklerimi, zihinsel kapasitemi zorladığımda ve kendimi yetersiz bulduğumda, özeleştiri yaptığımda hep bu diploma meselesine takıldım.
Kararı siz verin.
İlkokul üçüncü sınıfta matematikten ikmale kalmıştım. Her Allah’ın günü ojeli uzun tırnaklarını kulaklarıma geçiren, arada çiçek yaptırıp parmaklarıma cetvelle vuran bir öğretmenim yazmıştı bu kırığı karneme. Babamın tayini ile başka bir şehirde ilkokula gittiğim ilk gün üç öğretmen boş bir sınıfta sıralara oturdu ve beni kara tahtada bu dersten sözlü sınava tabi tuttular. Sordukları basit bir bölme işlemiydi sadece. Yeni bir şehir, yeni bir okul, yeni bir çevre; soruya odaklanamadım. Beni tekrar üçüncü sınıfa başlattılar. Bir hafta devam ettim.
Sonra, derslerde gösterdiğim performanstan mı yoksa annemin elime tutuşturup müdüre verdiğim bir cam şişe Eyüp Sabri kolonyasından mı bilmiyorum, beni dördüncü sınıfa aldılar. O hızla teklemeden ilkokulu bitirdim, ama hiçbir zaman etik olarak aldığım diplomayı hak ettiğimden emin olamadım.
Gerçi bütün öğretim hayatım boyunca en başarılı olduğum ders hep matematik oldu. O zaman sınavı iki kademeli olarak ayrı yapılıyordu, Gazi Eğitim Enstitüsü’nün Matematik bölümünü dördüncü olarak kazanmıştım. Çok keyif aldığım için hala matematik problemleri çözerim.
Ama diploma ayrı bir mesele. Öyle değil mi?
Demem o ki, diploma bir kâğıt parçası, bir icazetname. O evreleri aştıysanız ve hala önünüze getiriliyorsa insanlar başka bir hükme varır. Diploma geride kalır, ortaya dev gibi bir meşruiyet sorunu çıkar.
Eğer ilkokul diplomam sahte ise profesörlüğüm de iptal edilmeli. Aldığım maaşların, benim dersimden geçen öğrencilerin diplomaları ve doktora-doçentlik jürilerinde benim oyumla unvan alanların durumu da sakata biniyor. Bu arada yazdığım kitapların da bir şekilde imha edilmesi, aleme rezil edilmem gerekmez mi?
Ekrem İmamoğlu’nun diploması:
Merih’ten değil, Avrupa veya Amerika’dan da değil, Hindistan veya Cezayir’den gelen birinin önüne bu gündemi koyup fikrini sorsanız, biraz da Türkiye’de politikanın nasıl yürütüldüğü konusunda aydınlatsanız size mutlaka bir komplo yorumu yapardı. Kimin komplosu? Elbette Ekrem İmamoğlu’nun. Adam, kestirme yoldan rakipleri karşısında avantaj kazanmak için içerdeki adamları vasıtasıyla böyle bir gündem yaratmış ve sonuna kadar sömürüyor. Hatta tek başına bu komplo sayesinde hem kendisini hem de partisini iktidara taşıyor. İktidar kanadı safça tezgâha düşüyor.
Derin bir komplo. Suret-i haktan yani iktidardan yana görünen komplocular, iktidarın altını oyuyor.
Baksanıza “sahte diploma” diye ortalığı yıkıyorlar, ama mesele diplomanın sahteliği değil, o üniversiteye yatay geçiş ile gelişinde bir usulsüzlük olup olmadığı tartışması.
Meslek hayatı üniversitede geçmiş, kanun ve yönetmeliklere vakıf biri olarak ikisinin, yani diplomanın sahteliği meselesiyle yatay geçişte usulsüzlük olup olmadığının tespiti meselesinin iki farklı konu olduğunu benim gibi bu işle ilgilenenlerin bilmesi gerekir. Üniversite, durumu inceleyerek sadece yatay geçişte usulsüzlüğe dair bir kanaate varabilir. Bu durum da savcılığın ve adli yargının değil idari yargının denetimindedir. Savcılığın bu konuda burnunu sokabileceği en küçük bir aralık bile yok. Üniversite bir işlem yaparsa, idarenin bütün eylem ve işlemleri idari yargının denetimine tabi olduğu için sonuçta idari yargı devreye girer ve karar kesinleşinceye kadar üniversite herhangi bir işlem yapamaz.
Varsayalım üniversite hukuka aykırı bir şekilde yatay geçişte usulsüzlük tespiti yaparak diplomayı iptal etti. Bu kararı İmamoğlu idari yargıya taşıyacak ve yargı “telafisi mümkün olmayan bir zarara” yol açtığı için bu işlemin bütün sonuçlarını durduran “Yürütmeyi durdurma” kararı verecek. Başka çareleri yok.
Hatırlıyorum, o tarihlerde yatay geçişle ve muadiliyetle ilgili sınıflandırılmış bir işlem mekanizması yoktu. Türkiye’de üniversite kazanamayanlar yurt dışında bir üniversiteye kaydını yaptırır, sonra yatay geçişle üniversite sınavını sollamış olurdu. Bu şekilde mezun olan binlerce kişi oldu. Karar tek tek bir kurul marifetiyle verilirdi. Yaygın suistimaller yüzünden kesin standartlar ve zorunlu şartlar daha sonra belirlendi ve yönetmeliğe bağlandı. Zaten tek kişiden değil bir rivayete göre 51, diğerine göre 79 kişinin yatay geçişinden bahsediliyor. Böyle bir durumda diploma iptaline giden kestirme bir yol yok.
Adam bir de master yapmış. Master diplomasını nasıl iptal edeceksiniz? Lisans diploması olmayan yüksek lisansı nasıl yapar?
Tekrarlayalım, mesele sahte diploma meselesi değil, yatay geçişte usulsüzlüğe dair bir iddia. Ortada, idarenin yatay geçiş işleminden sonra oluşmuş hem fiili hem de hukuki bir sonuç, yani diploma var. Savcılığın YÖK’e ve Üniversiteye bu konuda yazı yazma yetkisi bile yok. Yetki sadece ve sadece İdare’ye yani üniversiteye ve idarenin kararına karşı da idari yargıya ait. Adli yargı kendi kafasına göre böyle bir denetim yapamaz. Savcılık kesinlikle böyle bir soruşturma yürütemez.
İhtimaller:
İlk ihtimal yukarda işaret ettiğim üzere, Ekrem İmamoğlu ile işbirliği yapan bir takım odakların, suret-i haktan görünerek bu işi köpürtmeleri. Anketlere göre CHP oyları bu köpürtme sayesinde füze gibi yukarı fırladı. İmamoğlu tantanalı bir şekilde adaylığını açıkladı, rakibi Mansur Yavaş’ı bir kalemde devre dışı bıraktı.
Diploma iptalinin halk nezdinde yol açacağı meşruiyet açığı, İmamoğlu’nun önüne çıkacak bütün engelleri ezip geçmesini sağlayacak bir ivmeye yol açabilir. Sonuçta diploma iptali bir idari işlem, idarî yargı devreye girecek ve İmamoğlu seçim olmadan cumhurbaşkanlığı makamının doğal sahibi olarak ortalıkta dolaşacak.
İkinci ihtimal, bu yolla İmamoğlu’nu devre dışı bırakma planı. Halk diye bir hakeme müracaat edilmeyecekse tamam; ama bu bedel ödendikten sonra CHP’yi sandalye koysa kazanacak duruma getirme riski çok fazla. Böyle bir hesabın organize olması, bir hiyerarşi içinde yürütülmesi akla uygun değil. Hesap yanlış ve yukardan biri bu hesabı düzeltir.
Üçüncü ihtimal ise, diploma krizini büyüterek açık bir dikta rejimine geçiş hesabı olur. Ekonomik krizin derinleştiği, dünyada yeni dengelerin kurulduğu ve demokrasi ve hukuk içinde Kürt sorununda mutlu sona yaklaşıldığı bir evrede bu ihtimal de akla aykırı.
Üç ihtimalin üçünde de diploma krizinden bir sonuç elde etmek imkânsız.





















