(The Turkish Post) – FATMA ZEHRA FİDAN
Dünya ve içinde olup bitenler takip etmekte zorlandığımız bir hızda değişiyor. Dünyada olup bitenleri anlamak için artık yollara düşmemiz, ellerin gurbetlerinde ömür tüketmemiz gerekmiyor. Cebimize sığabilen bir alet, dünyayı önümüze seriyor.
Dolayısıyla her şeyi kapsayan bir değişimden söz etmek zor. Çünkü insanlı dünya öyle bir çarkın içine girdi ki neyi neden sözün konusu yapacağımızı kestirmek de kolay değil.
Beni bu konuya, uzmanlık alanlarımdan birinden, kadın dindarlığının son dönemlerdeki tezahüründen söz etmek arzusu getirdi. Son sekiz yıldır kadın dindarlığıyla ilgili çalışma yapmıyordum; yeniden ona dönmek beni hem dinlendirdi hem de son dönemdeki değişim ve dönüşümleri belli ölçüde tespit etme imkânı verdi.
Annelik hem özel hem akademik hayatımda önemli yer tutan ve her iki saha da da güncelliğini kaybetmeyen bir konu. Zaten bireysel yaşamımda içime dokunmayan, bende ciddi bir merak uyandırmayan hiçbir konuyu araştırmaya girişmedim. Bu yüzden bilimsel çalışmalarım kendinde bir tutkuyla devam ediyor; içimdeki heyecan, bazı cevaplara ulaştığımda yeniden belirginleşen soruların peşine düşerek debisini arttırarak devam ediyor.
Annelik ve dinsellik iç içe geçmiş bir sarmaldır ne dinselliği annelikten ne de anneliği dinsellikten bağımsız düşünebiliriz. Dinsel duygu ve düşüncelerin annelik edimine etkisini incelemiştim, ancak annelerin kendi kızlarının dinsel yönelimlerindeki etkisine doğrudan odaklanmamıştım. Dindarlık eksenindeki çalışmalarım, kadınların dindarlık yönelimlerinde anne etkisini açıkça gösterse de bu konuyu bir araştırma sorusu olarak yeni ele alıyorum.
Sevgili Sibel Özdemir ile birlikte yürüttüğümüz son dönemdeki kadın dindarlığının nasıl olduğuna ilişkin çalışmada, Sibel’in yaptığı mülakatlarda anne etkisinin farklı yüzlerini gördük. Son dönem kadın dindarlığının tezahürlerini anlamaya çalıştığımız bu araştırmada, araştırmaya katılan kadınlar, hayatlarını karartan anne figürlerinden özgürce söz edebilmiş, dindarlıkla aralarına koydukları mesafeyi incelikli olarak anlatmışlardı.
Annelik gibi bir konu söz konusu olduğunda altı kadından edindiğimiz veriler içime sinmedi, araştırma kapsamını genişletmek için bir anket hazırladım. Toplam 126 kişinin katılıp 121 katılımcının verilerini değerlendirdiğimiz bu çalışmada, son dönem kadın dindarlığının temayüzünde anne etkisini görmüş olduk.
Henüz bilimsel bir dergide yayınlanmayan bu çalışmanın çıktılarını burada tartışmayacağım. Ancak şu kadarını söylemem gerekir ki, geleneksel/ katı/ dogmatik ve sevgiden yoksun bir tepside sunulan kutsal metin içerikleri ve dinsel metaforlar ana koynunda beslenen yavruları bambaşka bir güzergâha sürüklüyor.
Dinselliğin yaşantılandığı alanda gömülen habitusun sunduğu ‘örtülmeyen saç tellerinin yılanlara dönüşmesi’ gibi anlatılar, devlet okuluna gitmek isteyen kız çocuklarının zorla itildiği Kur’an kursları ve buralarda çocukların teslim edildiği pedagojik formasyondan mahrum hocalar, kız çocuklarının içini korkuyla doldurmuştur. Bu korku, korktuğundan emin olmak için korku merciine sarılmayı değil, zihnini bu hayallerden kurtarmak isteyerek bambaşka alanlara savrulma hikayelerini önümüze koymuştur.
Bu özellikteki annelerle ve korkutucu hikayelerle büyüyen kız çocukları dinsel yaşantıdan ve özellikle tesettürden kaçarak ‘hayatını yeniden kurma’ yolunu seçerken, alan açıcı ve anlayıcı annelerin kızları dinsel atmosferde ve tesettürleriyle kalmayı tercih etmişlerdir.
Bu, hepimizin bildiği gibi çok su götüren bir hamurdur. Altı kadın katılımcıdan elde edilen veriler 121 kadın katılımcı tarafından doğrulanmış, araştırma bağlamında tartışılması gereken dinsel davranışsal bir pedagojik açığa işaret etmiştir.
Ben de şimdilik birkaç cümleyle konuyu gündeme getiriyor, derin tartışmaları makale yayınından sonraya bırakıyorum.
























