(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Tunus’ta Kays Said’e yönelik protestolar, yalnızca bir cumhurbaşkanına karşı yükselen siyasi tepki değil. Aynı zamanda 2011’de başlayan devrimin ardından yıllarca değişmeyen ekonomik sorunların, işsizliğin ve siyasi hayal kırıklığının yeniden sokaklara taşınması anlamına geliyor. Aradan geçen yıllarda değişen en önemli şey ise öfkenin adresi oldu. Bir zamanlar eski siyasi düzenin alternatifi olarak görülen Said, bugün o düzenin yerini alan iktidarın başındaki isim olarak protestoların hedefinde.
Said’in siyasi yükselişi tam da bu toplumsal bıkkınlığın ürünüydü. 2019 cumhurbaşkanlığı seçiminde oyların yüzde 72,7’sini alarak seçilen bağımsız aday, geleneksel siyasetçilere mesafeli duruşu ve yolsuzlukla mücadele söylemiyle özellikle gençler arasında güçlü bir karşılık buldu. Tunusluların önemli bir bölümü için Said, başarısız siyasi partilerden ve sürekli değişen hükümetlerden farklı bir seçenekti.
Ancak Said’in iktidara gelmesinden sonra karşı karşıya kaldığı sorunlar, onu iktidara taşıyan sorunların aynısıydı. Ekonomi büyümekte zorlanıyor, genç işsizliği kronikleşiyor ve özellikle eğitimli gençlerin ülke dışında gelecek arayışı devam ediyordu. Said’in önündeki temel soru, siyasi sistemi değiştirmekten çok bu ekonomik tabloyu değiştirebilmekti.
2021 yazında yaşanan kırılma ise Said’in siyasi rolünü tamamen değiştirdi. 25 Temmuz’da parlamentoyu askıya aldı, Başbakan Hişam Meşişi’yi görevden aldı ve yürütme yetkilerini kendi elinde topladı. Başlangıçta bu adım, siyasi partiler arasındaki çatışmalardan ve ekonomik krizden yorulan kesimlerin önemli bir bölümü tarafından desteklendi. Çünkü parlamenter sistem, birçok Tunuslu için artık sorunların çözümünün değil, sorunların kendisinin sembolü haline gelmişti.
Fakat geçici bir müdahale olarak sunulan süreç kalıcı bir siyasi dönüşüme dönüştü. 2022’de kabul edilen yeni anayasa cumhurbaşkanının yetkilerini belirgin biçimde artırdı. Parlamentonun ağırlığı azalırken yürütme üzerindeki denetim mekanizmaları da zayıfladı. Aynı dönemde siyasi partilerin etkisini azaltan yeni seçim sistemi devreye sokuldu. Parlamento seçimlerine katılımın yalnızca yüzde 11’de kalması, toplumun siyasi sisteme duyduğu ilgisizliğin ne kadar derinleştiğini gösterdi.
Said açısından asıl sorun ise siyasi gücü merkezileştirmesine rağmen ekonomide beklenen dönüşümü sağlayamaması oldu.
Tunus’un ekonomik problemlerinin tamamını Said dönemine bağlamak mümkün değil. Ülke 2011’den beri düşük büyüme, yüksek işsizlik, kamu maliyesindeki sorunlar ve zayıf yatırımlarla mücadele ediyor. Said’in destekçileri de mevcut krizin kendisinden önce başladığını hatırlatıyor. Ancak beş yıl önce “eski düzeni temizleme” vaadiyle olağanüstü yetkiler alan bir lider açısından bugün ekonomik sorunların hâlâ çözülememiş olması ciddi bir siyasi maliyet yaratıyor.
Yatırım oranının 2015-2019 dönemindeki ortalama yüzde 20 seviyesinden 2023’te yüzde 8’e gerilemesi, ekonomik tablonun en dikkat çekici göstergelerinden biri. Gıda fiyatlarındaki artış ve özellikle üniversite mezunları arasındaki işsizlik de gençlerin gelecek beklentilerini zayıflatıyor.
Son dönemde kriz artık yalnızca ekonomik göstergelerde değil, günlük yaşamda da hissediliyor. Su ve elektrik kesintileri, ilaç sıkıntıları ve özellikle yaz aylarında yaşanan şişe suyu krizi, devletin temel hizmetleri sağlama kapasitesine yönelik tartışmaları büyüttü. Ağustos ayında yaşanan su sıkıntısı öyle bir noktaya ulaştı ki bazı bölgelerde insanlar marketlerde su bulmakta zorlandı. Hükümet krizi sıcak hava, yüksek talep ve enerji sıkıntılarıyla açıklarken, Said’in sabotaj ihtimaline ilişkin açıklamaları da tartışma yarattı. İşte protestoların asıl kaynağı burada ortaya çıkıyor.
Tunusluların önemli bir bölümü artık yalnızca “demokrasi” talebiyle sokağa çıkmıyor. Daha ucuz yaşam, düzenli su ve elektrik, iş imkanları ve temel kamu hizmetleri istiyor. Yani 2011’de sokakları dolduran ekonomik ve sosyal talepler yeniden siyasi taleplerle birleşiyor. Son protestolarda 2011 devrimini hatırlatan “istihdam, özgürlük ve ulusal onur” sloganlarının yeniden duyulması bu nedenle sembolik bir anlam taşıyor.
Üstelik siyasi baskı tartışması da ekonomik sorunların üzerine ekleniyor. Muhalif siyasetçilerin, aktivistlerin, gazetecilerin ve insan hakları savunucularının yargılanması, Said yönetiminin demokratik gerilemeyle suçlanmasına neden oluyor. Son olarak onlarca muhalif, avukat ve insan hakları savunucusuna verilen uzun hapis cezalarının Yargıtay tarafından onanması, iktidar ile muhalefet arasındaki gerilimi daha da artırdı. Böylece Said’in siyasi hikayesinde önemli bir paradoks ortaya çıktı. 2019’da Said’i iktidara taşıyan toplumsal öfke, bugün yine Said’e yönelmiş durumda.
Ancak bu kez Said, sistemin dışındaki aday değil. Sistemin merkezindeki isim. Dolayısıyla ülkedeki ekonomik sorunların sorumluluğunu eski siyasi partilere atmak artık eskisi kadar kolay değil. Beş yıl boyunca olağanüstü yetkiler kullanan, parlamentonun yapısını değiştiren ve yürütmeyi cumhurbaşkanlığı etrafında toplayan bir lider olarak Said, başarıların olduğu kadar başarısızlıkların da doğrudan muhatabı haline geldi.
Bu durum Tunus açısından daha büyük bir soruyu da gündeme getiriyor. 2011 devriminin ardından kurulan demokratik sistem ekonomik refah üretemediği için mi başarısız oldu, yoksa ekonomik sorunların çözümü uğruna demokratik denge ve denetim mekanizmalarının zayıflatılması mı yeni bir çıkmaz yarattı?
Bugünkü tablo ikinci ihtimali güçlendiriyor. Çünkü Said siyasi sistemi değiştirdi ancak Tunusluların temel sorunlarını ortadan kaldıramadı. Parlamento zayıfladı, cumhurbaşkanının yetkileri arttı fakat işsizlik, düşük alım gücü ve kamu hizmetlerindeki sorunlar devam etti.
Bu yüzden Tunus’taki protestoları sadece Kays Said karşıtlığı olarak görmek yanlış olur. Sokaktaki öfke daha derin bir hayal kırıklığını temsil ediyor: Tunuslular yıllardır kendilerine vaat edilen değişimin neden hayatlarına yansımadığını sorguluyor.
Kays Said’in en büyük siyasi başarısı, eski düzenin yarattığı hayal kırıklığını kendi lehine çevirmekti. Bugünkü en büyük sorunu ise aynı hayal kırıklığının bu kez kendi iktidarına yönelmesi.
Ve Tunus’ta asıl kırılma noktası tam da burada ortaya çıkıyor. Said, 2019’da halkın değişim umuduydu. 2026’da ise halkın değişmeyen sorunlarının sorumlusu olarak görülmeye başlanıyor. Protestoların büyüyüp büyümeyeceğini belirleyecek olan da yalnızca muhalefetin gücü değil, ekonomik krizin Said’in üzerinde taşıdığı siyasi sorumluluğu ne kadar ağırlaştıracağı olacak.





















