(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Haklı olarak ‘ne sırası?’ diye sorulabilir. Bu işler sırayla mı olur? Yargının ‘zamanlama’ diye bir derdi olabilir mi? Olmaz olmalı da… Son 10 günde yaşananları alt alta yazdığımızda Ankara’da izahı zor hukuki ve siyasi gelişmeler yaşandığını söylemek mümkün. Eski Bakan İdris Naim Şahin ‘şüpheli’ olarak ifade verdi. Yurtdışı yasağıyla serbest kaldı. Şahin, Erdoğan’a en yakın isimlerden biriydi. AK Parti’nin kurucusuydu.
Sonra Melih Gökçek ifadeye çağrıldı. Çocuklarının Almanya’da mülk aldığı haberleri muhalif medyada dillendirildi. Çok geçmeden Gökçek’in ‘şüpheli’ olarak ifade çağrıldığı duyuruldu. Neden çocukları dururken Melih Gökçek çağrıldı? Dosyanın sadece ‘yurtdışı emlak alımıyla’ sınırlı olmadığı anlaşıldı. Savcılığın ihale dosyalarını istediği son dakika haberi olarak kamuoyuna yansıdı. Gökçek Adliye’ye sakız çiğneyerek geldi.
Sakız gerginliğin ve tedirginliğin eseriydi. Üzerine 2 saat kaldı. Kendisine ne soruldu? Söylemedi. Sadece Almanya sorularına mı muhatap oldu? Meçhul… “Soruşturma gizli” dedi. Daha önceki soruşturmalara atıfta bulunarak “Ben, bir iki değil, 500 kere sıçradım… Yakalanmadım” dedi. 501. kez de sıçrayacağını dolaylı yoldan anlattı. AK Partili Şamil Tayyar soruşturmayı yorumlarken ‘kusursuz fırtına’ demişti. Neydi anlaşılamadı.
Melih Gökçek’in Almanya iddialarında adı geçen büyük oğlu ve gelini de Adliye’ye gitti. Onlar da ‘şüpheliydi’. Hangi suçun şüphelisi… ‘Yurtdışına para kaçırma’ mı? Kaynağı belirsiz paranın sorgusu mu? Şu ana kadar tatmin edici içerik yok. Gökçek ailesinin ‘şüpheli’ olarak Adliye koridorlarına görünmesi başlı başına önemli gelişme… Melih Gökçek “500 kez” dedi ama o dönemlerde iktidarda başka partiler vardı. Mensubu olduğu partinin en güçlü olduğu dönemde yargı yakasına yapıştı.
Gerçekten ne oluyordu? AK Parti ‘kendi evlatlarına’ mı yöneldi? Tüm bunlar ‘kimsenin göz yaşına bakmıyoruz, hesap soruyoruz?’ algısı için mi? Kamuoyu veya toplumda başta CHP olmak üzere siyasi muhaliflerin üzerine gidildiği yönünde güçlü kanaatler oluştu. Yargı güven hiç olmadığı kadar geriledi. Şahin, Gökçek operasyonları toplumun kanaatini AK Parti lehine değiştirebilir mi? Tabii burada sorulur; Melih Gökçek bir ‘algı operasyonu’ için kullanılacak figüran mı?
Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu da Adliye kapılarındaydı. Güneydoğu’da 5 yıl önce yaptığı konuşma sosyal medyada yeniden dolaşıma sokulunca yargı harekete geçti. Ve Davutoğlu’nu ifadeye çağırdı. Davutoğlu AK Parti’nin gözbebeği isimlerindendi. Başbakanlık koltuğuna kadar yükseldi. Erdoğan Beştepe’ye giderken yerini Davutoğlu’na bıraktı. Halefiydi yani. Sonra araları açıldı. Hem koltuğu hem AK Parti’yi bırakmak zorunda kaldı.
Davutoğlu bir faninin yaşayacağı en ağır imtihanlardan geçti. Önce koltuğu gitti, sonra üniversitesi, ardından kurduğu partinin içi boşaltıldı, günün sonunda da ‘pes etti’, partisinin kapısına kilit vurdu. Tam köşesine çekilmişken Savcı’nın ifade davetiyle karşılaştı. Bir türlü rahat yüzü göremedi şu dünyada. Konuşması içerik olarak çok ağır. Siyasi eleştiri sınırlarını epey zorladığı kesin… O gün nasıl atlandı?
‘Başbakanlık’ yapmış bir ismin ‘mahkemelik’ olması elbette çok önemli bir siyasi olay… Neticesi ne olursa olsun… Adliye koridorlarına düşmesi Türk siyasetinin pek alışkın olmadığı görüntü… Tamam, AK Parti’den kopmuş kendi yolunu çizmişti ama geçmiş yılların hiç mi hatırı yoktu? Pekala konuşması ‘siyasi eleştiri’ sınırları içinde yorumlanabilirdi.
Ve Binali Yıldırım… Kulisler hakkındaki tuhaf iddialarla çalkalanıyor. Ne kadarı gerçek ne kadarı komplo teorisi? İlginçtir, Yıldırım’ın ağzını bıçak açmadı. Hiçbir iddiaya cevap vermedi. Neden sustu? Denizcilik şirketleri vardı. Çocuklarının üzerine kayıtlı… Hepsi el değiştirdi. Annelerinin üzerine geçti. Neden? Kapalı kapılar ardından neler dönüyor? Bu bir ön alma mı? Bir tedbir mi? Gelmekte olan bir şeyleri mi sezdi?
Nefes’ten Nuray Babacan Yıldırım’ın parti içinde birileriyle konuyu görüştüğü ve rahatsızlığını aktardığını yazdı. Kimlere konuştu, ayrıntı yok. Ve konuyu Erdoğan’a götüreceğini de… Demek ki olay ciddi. Bir söylenti veya basit bir ‘komplo teorisinden’ ibaret değil. Keşke kamuoyuna da bir şeyler anlatsa… Toplum iddialardan bir şekilde haberdar… Eğer Yıldırım, sessiz ve cevapsız kalırsa ikrar sonucu çıkmaz mı?
Ankara’da ne oluyor? Anlayan var mı?






















