(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Türkiye’de peş peşe gelen taciz ve şiddet ifşaları, sanat camiasını hedefe koydu. Maalesef, özellikle sinema ve dizi sektöründe daha öncede pek çok vakalar gün yüzüne çıkmıştı. Ancak sanat, sinema ve edebiyat dünyasında “tuz kokmuş” olmasına karşın, hiçbir adımın atılmaması da tuhaftı. Bazen sanat camiasının meşhur klişesi haline gelen “reklam kokan hareketler” şeklinde algılansa, bu işin adli bir tarafının olduğunu görmezden gelemeyiz. Bu açıdan iddiaların hedefindeki kişilerle ilgili, “zaman aşımı” olmayacağı için, acil bir adım atılması gerekiyor. Bunun sebebi de benzer eylemlerin önüne geçmek ve faillere iyi birer ders vermek olmalıdır.
Sanat camiasında fitili ateşlenen ‘susma’ hareketinden sonra ardı ardına ünlü isimler, sosyal medya hesaplarından paylaşım yapmaya başladı. Son olarak ünlü şarkıcı Simge Sağın, başına gelen korkunç olayı sosyal medya hesabından paylaştı. “Hepimiz bir şeyler yaşadık” diye başlayan ünlü şarkıcı, “İstismarı ben de çocuk yaşta maalesef yaşadım. Çocuktum… Küçüktüm, korktum, sustum… Sustuk… Ama artık biliyoruz. Biz sustukça melek yüzlü şeytanlar çoğaldı. Artık gün değişti! İstismar eden, suç işleyen, can yakan herkes tek tek ortaya çıkacak!” diyerek yaşadığı acıyı dile getirdi. Sağın’ın ardından da ünlü manken ve sunucu Ece Erken de benzer bir itirafa imza attı. Erken, “Sen hiç şiddet gördün mü?” şeklindeki bir soruya, “Ben 40 yaşıma kadar çok fazla şiddet gördüm. Fiziksel şiddetin hayatın olağan bir parçası olduğunu sanıyordum. Bu düşünceyi ailemden görerek büyüdüm ve evliliklerimde de yaşadım” ifadelerini kullandı.
Aslında Türk toplumunda, özellikle Doğu ve Güneydoğu gibi şehirlerde sıklıkla yaşanan, ve hayatın doğal akışında kabul edilen hareketler, sanatçılar tarafından yeniden gündeme getirildi. Ne yazık ki, ünlü sanatçılar dile getirmiş olsa da, bu toplumun temelini oluşturan kadınlarımızın büyük çoğunluğu bunları yaşamaya devam ediyor. Kimi zaman uğradığı taciz ya da şiddeti içerliyor, kimi zaman da gözyaşlarına karıştırarak unutmaya çalışıyor. Ama üzülerek söylemek gerekir ki, taciz ve şiddet bu toprakların, bir gerçeği olarak yaşamaya devam ediyor.
İMAJ KAYGISINDAN DOLAYI SANATÇILAR “SESSİZ” KALIYOR
Ben bugün meseleye farklı bir pencereden bakmaya çalışacağım. Şunun altını çizmek gerekiyor. Her kim olursa olsun, şiddet nerede yaşanırsa yaşansın, “susma-mak” gerekiyor. Kadınlarımıza ve kızlarımıza bu öz güveni vermek, yönetenlerin görevidir. Bir zanlı bir kapıdan alınıp, diğer kapıdan toplumun arasına salınıyorsa, kadınlarımızı korumamız mümkün değildir. Bu açıdan önceki gün şarkıcı Simge Sağın ve sunucu Ece Erken’in itiraflarını değerli ve bir o kadar da eksik görüyorum. Çünkü toplumda birer model olarak kabul edilen ünlü isimler, yalnızca sahnede söyledikleri şarkılarla ya da ekranda söyledikleri sözlerle değil; aynı zamanda duruşları, tavırları ve sessizlikleriyle de mesaj vermek zorundalar. Bu açıda Sağın ve Erken başta olmak üzere kamuoyunda geniş yankı uyandıran isimlerin, gündeme gelen şiddet ve taciz iddiaları karşısındaki suskunluklarını kabul etmemiz mümkün değil. Özellikle toplumun büyük beğeni ile takip ettiği kadın sanatçıların sesleri, kamusal alanda sembolik bir ağırlık taşır. Ancak bu ses, kimi zaman stratejik bir sessizliğe dönüşüyor. Gerek iş bağlantıları, gerek sosyal çevre baskısı, gerekse kişisel imaj kaygıları sebebiyle “taraf olmamak” tercih ediliyor. Oysa bu tarafsızlık iddiası, tam da şiddeti normalleştiren ve mağduru yalnızlaştıran kültürün bir parçası hâline geliyor. Üzülerek belirtmem gerekir ki, bugün sanat, sinema ve müzik sektöründe benzer bir tacize uğramamış kadın sayısı bir elin parmağı kadar azdır. Ancak bu kadınlar, söz konusu mecrada tutunmak için kimi zaman bu ahlaksız yaklaşıma sessiz kalmayı tercih ediyor. İşin en garip yanı da, bu ahlaksız yaklaşımın toplumun yakından bildiği isimlerce alenen yapılması da işin acı bir yanı olsa gerek.
SANATÇILAR DA TACİZE SUSARSA, TOPLUM DA SUSAR
Popüler kültürün merkezinde yer alan Simge Sağın gibi bir sanatçının, ya da Erken gibi yıllardır medya dünyasında varlığını sürdüren bir kadının, şiddet karşısında sessiz kalmaları, genç kadınların “benim sesim de bir gün duyulmaz” kaygısını pekiştirdiğini anlaması gerekiyor. Sessizlik, çoğu zaman tarafsızlık değil; güçlünün yanında konumlanmanın incelikli bir biçimi. Bu açıdan Sağın ve Erken başta olmak üzere kadınların ‘susma’ etiketi adı altında tepkilerini ortaya koymaları son derece önemli ve değerli. Ancak yaşanan tacizi ve şiddet vakalarını yıllarca benliğine hapsettikten sonra, belki “gündem olmak” ve ya “reklam pastası”ndan gelir elde etmek düşüncesiyle bugün gündeme getirmek, bana göre itiraf değil, suç ortaklığıdır. Bu açıdan Sağın gibi isimlerin öncelikle çocuk yaşta kimin tacizine uğradığını açıklaması gerekiyor. Sustuğu ve adını bugüne kadar açıklamadığı tacizcisini acilen adli makamlara vermelidir. Aslında bu resen bir suç ikrarıdır. Savcılık şarkıcı Simge Sağın ve onun gibi tacize uğrayan kadınların acilen ifadesine başvurmalıdır. Şüphelilerin de gerekli cezaları verilmelidir.
Maalesef, Türkiye gibi yarı kapalı toplumlarda, bu sessizlikler, yalnızca bireysel değil, kolektif bir kaybı da beraberinde getiriyor. Kamuya mal olmuş figürlerin konuşmaması, medyanın gündem belirleyici etkisini zayıflatıyor ve toplumsal hafızayı da beraberinde köreltiyor. Kadın dayanışmasının en çok ihtiyaç duyulduğu bir dönemde, bu tür suskunluklar dayanışma halkasını zayıflatıyor. Dolayısıyla mesele sadece bir sanatçının ya da bir sunucunun kişisel tercihi değil; daha geniş bir toplumsal refleksin eksikliğini gösteriyor. Şiddet ve taciz karşısında susmak, sanatçının sanatını, ekran yüzünün sözlerini eksiltiyor. Çünkü adalet duygusunun olmadığı yerde sanat da, medya da, söz de eksik kalıyor.
SİMGE VE ECE’DEN REKLAM KOKAN HAREKETLER
Son söz olarak şunun altını çizmekte fayda olduğu kanaatindeyim. Şarkıcı Simge Sağın ve Ece Erken gibi isimler, bugüne kadar uğradıkları taciz ve şiddete karşı ‘susma hatası’nı yapmışlarsa, bunun belli ki, ekonomik ve sosyal bazı şeyleri kaybetme endişesinden olduğu aşikar. Özellikle Ece Erken gibi bir ismin, üç evliliğinde benzer eğilimleri yaşamasına karşın, adli ve sözlü hiçbir beyanda bulunmaması da iyi niyete matuf bir adım değildir. Bu açıdan ben, bir sosyal bilimci olarak şarkıcı Simge Sağın ve Ece Erken gibi isimlerin itiraf furyasına katılmasını değerli, bir o kadar da eksik görüyorum. Şayet iki isimde samimiyse, bir anda önce faillerin isimlerini kolluk birimleri ile paylaşması gerekir.
Adları sanat ve edebiyat camiasında taciz ve şiddete dahil olmuş erkeklerle ilgili de birkaç cümle kurmam gerekiyor. Şayet bu magazin camiası adımlarında samimiyse, söz konusu yüz kızartıcı eylemlere dahil olmuş isimlerle arasına mesafe koymalıdır. Hatta setlerini bu isimlere kesinkes kapatmalıdır. Aksi durumda bir erkek oyuncuyu bir dizi setinden çıkartıp, olay unutulduktan sonra başka senaryoya dahil etmesi de iyi niyete matuf bir adım değildir.
























