(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Türkiye’de medya dünyası, Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy’un tutuklanmasının yarattığı şoku yaşıyor.
İktidara yakınlığıyla bilinen gazeteci hakkında, uyuşturucu maddeyi “satın almak, kullanmak ve bulundurmak; kullanılmasına yer ve imkân sağlamak” gibi son derece ciddi suçlamalar bulunuyor.
Bunun yanı sıra, kadın gazetecilere yönelik taciz iddiaları da ayrı bir garabet olarak kamuoyunun gündemine girmiş durumda.
Sosyal medya paylaşımlarından gördüğüm kadarıyla Mehmet Akif Ersoy, tutuklanmasının hemen ardından “masumiyet karinesi”ne dikkat çekiyor ve kendisine bilinçli bir siyasi operasyon yapıldığını öne sürüyor. Ancak kendisi gibi güçlü bir medya figürüne bu operasyonu kimin ya da kimlerin yaptığına dair somut bir işaret vermiyor.
Ersoy’un tutuklanmasının ardından aklıma veciz bir söz geliyor: “Ayarını bozduğun kantar, gün gelir seni de tartar.”
Bugün gazeteci Ersoy’un ifadesini okuduğumda masumiyet karinesini hatırlaması bana tuhaf geliyor. Zira ne yazık ki başında olduğu kanal, yıllar boyunca yüzlerce insanı hedef hâline getirdi; kimseye söz hakkı tanındığını da hatırlamıyorum.
DÜŞENE VURULMAZ AMA…
Neyse ki bizim inancımızda düşene vurulmaz. Ben de Akif Ersoy’a vurmayacağım. Ancak bazı hatırlatmalarda bulunmak gerekiyor.
Habertürk’ün eski Genel Yayın Yönetmeni hakkında son derece ağır ithamlar var. Bazı başlıklara hiç girmeyeceğim; çünkü edebim ve ahlak anlayışım buna izin vermiyor. Merak edenler, hükümete yakın Sabah gazetesinin haberlerine bakabilir.
İşin ilginç yanı, Akif Ersoy’a bel altı vuranların önemli bir kısmının eski arkadaşları olması. Hem de ne haberler… Muhtemelen Mehmet Akif Ersoy, yazılanları ve yazanları görse, “Kimlerle arkadaşlık yapmışım?” diye düşünmeden edemez.
KADIN OLMAK ÇOK ZOR…
Mehmet Akif Ersoy’un, kurumda çalışan kadın spikerlere yönelik tacizde bulunduğu da iddialar arasında yer alıyor. Asıl ilgi alanım da burası. Türkiye’de ne yazık ki kadın olmak çok zor. Erkek egemen medya sektöründe ayakta kalmak ve yükselmek ise daha da zor.
Muhtemelen genç patron bunun farkındaydı ki; kadın spikerlere açıkça tacizde bulunduğu iddia ediliyor. Bu noktada “iddia” demekte zorlanıyorum; çünkü birden fazla isim bunu açık biçimde dile getirdi. Üstelik ellerinde bilgi ve belge olduğunu, bunları savcılıklara sunacaklarını da açıkladılar.
Bu isimlerden biri, kanalın eski ekran yüzlerinden Nur Köşker. Köşker, aylar öncesinde iddialarla ilgili gerekli yerlere başvuruda bulunmuş. Ancak ne hikmetse kendisine sahip çıkan olmamış. Bugün asıl sorgulamamız gereken yer tam da burası.
Bir kadın, bir medya kurumunda hem sözlü hem de fiilî tacize maruz kalıyor; biz ise yaşanan ahlaksızlığı bir kenara bırakıp bunun ispatını talep ediyoruz. Ne acı, değil mi?
MEDYA DÜNYASI NEDEN ÜÇ MAYMUNU OYNUYOR?
Erkek egemen bir toplumda, “kol kırılır yen içinde kalır” anlayışıyla kadının meslek hayatı bitiriliyor; ancak yaşanan ahlaksızlık yıllarca sürüp gidiyor. İşte Habertürk’te yaşanan sorunun temelinde de bu yatıyor. Medya dünyasında birileri açıkça “üç maymunu” oynamış durumda.
Ancak bu aşamadan sonra ortaya çıkan tabloyu yalnızca tek bir kişiye yükleyemeyiz. Buna göz yuman, müsamaha gösteren herkesin sorumluluğu var ve bunun hesabı sorulmalı.
Bu çerçevede, gazeteci Mehmet Akif Ersoy’un kamuoyuna yansıyan uyuşturucu, cinsel nitelikli suçlar ve taciz gibi ağır iddialarla anılması, yalnızca bir kişinin suçlanması meselesi değildir.
Bu skandal, Türkiye’de medya kurumlarının, gazeteci figürünün ve kamuoyunun ahlaki beklentilerinin ne denli köksüzleştiğini gösteren daha geniş bir tablonun parçasıdır. Kısacası belli bir statüye ulaşmış medya mensupları, tıpkı siyasetçiler ve sanatçılar gibi, görünmez bir dokunulmazlık alanına sahip olmaktadır.
Sosyolojik açıdan en can alıcı nokta ise şudur: Çalışanlara ilişkin şikâyetler, taciz iddiaları ya da davranış bozuklukları çoğu zaman “marka zarar görmesin” diye örtbas ediliyor. Bu tabloda en zayıf halka elbette kadın çalışanlar. Erkek baskısının ve hoyratlığın aşırıya ulaştığı noktada çözüm olarak kadınlar tazminatları ödenerek kapı önüne konuluyor; ahlaksızlığa imza atan erkekler ise hayatlarına kaldıkları yerden devam ediyor.
Bir diğer acı gerçek de, cinsel suçlar ve taciz iddialarının Türkiye’de her zaman mağdurun üzerine yük bindiren bir düzen içinde tartışılmasıdır. Bu yalnızca Habertürk’te yaşanan bir vaka değildir. Aynı günlerde Meclis çatısı altında yaşanan ahlak dışı olaylarda da benzer bir mekanizma işlemektedir. Erkeklerle ilgili bir iddia ortaya atıldığında, kadınlardan bunu ispatlaması beklenmektedir. Böylece kamuoyuna yansıyan her iddia, daha en baştan “eşitsiz bir savaş alanı”na dönüşmektedir.
Oysa esas tartışmamız gereken, bu iddialarda adı geçen kişilerden ziyade mevcut hukuk ve medya düzeninin mağduru nasıl dezavantajlı hâle getirdiğidir. Dolayısıyla bir skandalın patlak vermesi, o kurumun yalnızca bir “yüzünü” değil, bütün yapısını sorgulamamız gerektiğini göstermektedir.
Bu noktadan sonra bazı temel soruları sormamız şarttır:
Neden güçlü erkek figürleri bu topraklarda sürekli benzer iddiaların konusu oluyor?
Neden medya kurumları iç sorunlarını şeffaf biçimde çözemiyor ya da çözmek istemiyor?
Neden kadın mağdurların sesi sistematik olarak bastırılıyor?
Çünkü bu soru yumağı, tek bir isimden çok daha büyük ve çok daha önemlidir.
Sonuç olarak, gazeteci Mehmet Akif Ersoy hakkında ortaya atılan ve hâlen iddia niteliği taşıyan bu vakalar; bir bireyin davranışlarından ziyade Türkiye’de medya, güç, erkeklik ve ahlaki çürüme arasındaki ilişkiyi görünür kılmaktadır. Topluma düşen ise kamu gücüne sahip kişilerin hesap vermezliğine, medya kurumlarının sorumsuzluğuna ve mağdurların sistematik biçimde yalnız bırakılmasına karşı sesini yükseltmektir.
Halk TV sunucusu Ebru Baki’nin dediği gibi: “Susmayın; sessizlik hem sizi hem de mesleği yaralar.”





















