(The Turkish Post) – AYLA LEMAN ŞANLI
Diyarbakır denildiğinde akla ilk gelen şey heybetli surlar veya Dicle’nin coşkun akışı olabilir. Ancak bu kadim coğrafyanın ruhunu asıl şekillendiren; bağrında misafir ettiği, Kur’an-ı Kerim’de adı hürmetle ve övgüyle anılan yüce peygamberlerdir. Diyarbakır ve özellikle onun şirin ilçesi Eğil, “Peygamberler Şehri” unvanını lafta değil, hakikatte taşıyan nadide beldelerimizden biridir.
İslam inancında ve Kur’an-ı Kerim’de ismi açıkça zikredilen yirmi beş peygamberden ikisi, Hz. Zülkifl ve Hz. Elyesa aleyhisselamın aziz hatıraları bu topraklarda yaşamaktadır. Rabbimiz, Enbiyâ Suresi’nde şöyle buyurmaktadır: “İsmail’i, İdris’i ve Zülkifl’i de hatırla. Onların hepsi sabredenlerdendi. Onları rahmetimize kabul ettik. Çünkü onlar salih kimselerdendi.” Yine Sâd Suresi’nde Hz. Elyesa ve Hz. Zülkifl peygamberler “hayırlı kullardan” olarak anılır. İşte Kur’an-ı Kerim’in sabırla, hayırla ve rahmetle yad ettiği bu iki büyük peygamberin manevi gölgesi, Diyarbakır’ın üzerindedir.
Hz. Zülkifl’in adalet ve sabır dolu yaşamı, Hz. Elyesa’nın teslimiyeti ve samimiyeti, bu toprakların insanına yüzyıllardır rehberlik etmiş, bölgenin harcına ahlak ve huzur katmıştır.
1995’te Kabirleri Taşındı
Bu iki peygamberin kabirleri asırlarca Eğil’in Tekke Köyü’nde, Dicle Nehri kıyısında, ziyaretçilerin uğrak yeri olarak kalmıştı. Ancak 1990’lı yılların ortasında Dicle Barajı’nın inşası tamamlanınca, bu kutlu emanetlerin sular altında kalma tehlikesi baş gösterdi. Bunun üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü arasında bir işbirliği tesis edildi ve dönemin Eğil Kaymakamı başkanlığında dokuz kişilik bir komisyon oluşturuldu; bu komisyonda kaymakamın yanı sıra ilçe müftüsü, müftülük memuru, eski medrese hocaları ve kaymakamlık görevlileri yer aldı. 1995 yılının Eylül ayının ortasında, birkaç gün süren hassasiyetle yürütülen bir çalışmayla iki peygamberimizin naaşları, baraj gölünün ulaşamayacağı bir yükseklikte bulunan Nebi Harun Tepesi’ne, bugün “Ziyaret Tepesi” olarak da bilinen mekâna nakledildi ve orada yaptırılan yeni türbeye emanet edildi. Bu nakil bile, milletimizin peygamber emanetine gösterdiği derin saygının ve hürmetin en somut nişanesidir.
Diyarbakır, sadece iki peygamberin değil; gelenekte Hz. Harun’un soyundan gelen Nebi Harun, Nebi Ömer, Nebi Zünnûn gibi pek çok zatın da izlerini taşır. Hz. Ömer döneminde İslam ile müşerref olan bu coğrafya, sahabe-i kiramın kanıyla ve peygamberlerin duasıyla yoğrulmuştur.
Bu toprakları bizlere manevi bir vatan kılan tüm peygamberlerin, ashabın ve gönül erenlerinin ruhları şad olsun.























