(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Türk halkı, “mahalle baskısı” kavramını ilk kez 2008 yılında duydu. Sosyal Sorunları Araştırma ve Çözüm Derneği (SORAR) Başkanı Prof. Dr. Şerif Mardin’in öncülüğünde gündeme gelen bu düşünce, sonraki yıllarda ülkenin siyasi ve toplumsal kaderinde belirleyici bir rol oynadı. Aradan geçen on yedi yıla rağmen kavram popülerliğini korusa da, hâlâ tam olarak anlaşılamadı. Özellikle kendisini muhafazakâr ve dindar olarak tanımlayan kesim ile laik ve Kemalist gruplar arasında tartışılmaya devam etti.
Oysa Türk toplumunun hâlâ kavrayamadığı temel bir sorun var: Asıl mesele, kadının ya da erkeğin ne giydiğinden çok, kafasında taşıdığı düşünceleridir. Bireyin sosyal hayat içinde kabul görmesinde giyim tarzı önemli olabilir; ancak toplumla bütünleşmesinde esas belirleyici olan fikirleri ve zihinsel duruşudur. Ne yazık ki Türkiye, yıllar geçmesine rağmen mahalle baskısını farklı biçimlerde yaşamaya devam ediyor. 28 Şubat sürecinde başörtülü genç kızlarımız üniversite kapılarından çevrilmişti. Aradan yıllar geçtikten sonra ise bu kez açık giyinen, mini etek tercih eden genç kadınlar toplum baskısına maruz kalmaya başladı. Bir kez daha vurgulamak isterim. Giyim tarzı kişisel bir tercihtir. İnsanlar kendilerini nasıl rahat hissediyorsa, o şekilde giyinme özgürlüklerine saygı duyulmalıdır. Benim ölçütüm nettir: Asıl kıymetli olan bireylerin zihinlerinde yaşattıkları fikirlerdir.
Hiç planımda yoktu bu konuyu yazmak. Çünkü Türkiye’de ele alınması gereken çok daha fazla mesele var. Ancak bugün YKS sınavına giren genç bir kızın küpesi ve kıyafeti üzerinden sosyal medyada koparılan fırtına karşısında sessiz kalamazdım. Zorlu bir yıl geçirmiş bir genç kadının yaşadığı bu talihsizliğe mi, yoksa uğradığı linç kültürüne mi üzülmeliyiz? Her iki durum da aslında çıkmaz bir sokak. Yaşananlar, Türkiye’deki kısır döngünün açık bir yansıması. Kadına ve gençliğe yönelik tahammülsüzlüğün ne denli yaygın ve yüzeysel bir zemine oturduğunun da göstergesi. Antalya’da yaşanan bu olay başka toplumlarda sıradan karşılanabilir. Ancak özel hayatın sürekli baskılandığı ülkelerde, bu tür durumlar hemen linç kampanyalarına dönüşebiliyor. Oysa dün, genç bir kız, hayatını belirleyecek önemli bir sınava hazırlanıyordu. Umutla, azimle bir gelecek kurma çabasındaydı. Ancak sosyal medya neye odaklandı? Küpesine, saçına, kıyafetine…
Sosyal medyaya göz attığımda, onun adına derin bir üzüntü duydum. Mağduriyetini dile getiren kimse yoktu. Konuşulan tek şey iç çamaşırının transparan oluşuydu! Bir sosyal bilimci olarak şunu da belirtmem gerekir: Evet, sınava girmeden önce uyarıları dikkate almak, sınav kurallarına uygun giyinmek gerekirdi. ÖSYM başta olmak üzere tüm kurumlar sınav öncesi çeşitli hatırlatmalarda bulunuyor. Bu uyarıları göz ardı etmek, bir ihmalkârlıktır. Bu konuda hem öğrencinin hem de ailesinin sorumluluğu vardır. Bunun altını özellikle çizmek gerekiyor. Ancak bu tek hata, onun bir yıllık emeğini çöpe attı. Belki bir dalgınlık, belki bir bilinçsizlik… Ama ne olursa olsun, o genç kızımızın bir yılı heba oldu. Bu da yeterince üzücü.
Toplum Gençlere Güven Duymuyor
Olayın ardından sosyal medyada kopan fırtına ise çok daha düşündürücü. Küpe meselesi bir anda genç kızın yaşam tarzına ve karakterine yönelik ağır eleştirilere dönüştü. Oysa bu tepkiler, sadece bir bireyin tercihlerine yönelmedi; aynı zamanda toplumun gençlere duyduğu güvensizliği, baskıcı normlara olan bağlılığını da açık etti. Keşke sınav kapısına gelen her bireyin yalnızca bilgi ve emekle değil, hayalleri ve kişiliğiyle de orada olduğunu fark edebilseydik. Eğer bu bilinç topluma yerleşmiş olsaydı, gençlerin küpesi ya da saç modeli ne zekâlarını küçültür ne de çalışmalarını gölgelerdi. Ama üzülerek söylüyorum ki, ülkemde hâlâ çok sayıda insan, genç bir kadının kendini özgürce ifade etme hakkını bir tehdit olarak algılıyor. Bir bireyin sınav anındaki görüntüsünü bile “toplumsal çöküş” göstergesi gibi sunmak, aslında esas sorunlardan kaçmanın ve semboller üzerinden ahlaki üstünlük kurma çabasının yansımasıdır.
Verilen Tepki, Toplumsal Olgunluk Göstergesidir
Üzücüdür ki, genç kızın görüntüsünü paylaşanlar, onu kendi ideolojik ajandalarının bir sembolü haline getirmek istediler. Oysa o genç kız kimseye sembol olmak zorunda değildi. Belki ailesinden hiç kimsenin ulaşamadığı bir hedefe ulaşma çabası içindeydi. Bizim görevimiz onu desteklemekti, önündeki yolları açmaktı. Genç bir bireyin kıyafeti üzerinden yeniden bir mahalle baskısı yaratmak; açık bir linç kültürüdür. Asıl yozlaşma, empati yoksunluğu ve farklı yaşam tarzlarına karşı tahammülsüzlüğün “norm” haline gelmesidir. Unutmayalım: Özgürlük suç değildir, farklılık da tehdit anlamı taşımaz. Bir toplum gençlerine ne kadar alan tanıyorsa, o ölçüde gelişmiştir. Bu yüzden tepki gösterilmesi gereken şey genç bir kadının kıyafeti değil, onu küçümseyen ve damgalayan bakışlardır. Onun küpesi bizimle ilgili bir şey anlatmaz; ama bizim ona verdiğimiz tepki, toplumsal olgunluğumuzun aynasıdır.
Masumiyet Karinesi İhlal Edildi
Maalesef dün sosyal medya kullanıcıları sınıfta kaldı. Geleceğe dair umutlar taşıyan bir genç, sosyal medya trollerinin hedefi oldu. Belki de sadece küpesi çıkarılsaydı, bu konu hiç duyulmayacaktı. Ama yaşadığı bu olay yalnızca eğitim hayatını değil, sosyal yaşamını da derinden etkiledi. Bütün gün toplumun ağır baskısına maruz kaldı. Biz ona yol göstermek zorundaydık. Ama onu uçurumun kenarına iten bir linç kültürüyle karşı karşıya bıraktık. Şimdi, sormak gerekiyor: Anayasada güvence altına alınan “masumiyet karinesi” bu genç kız için de geçerli olacak mı? Sosyal medyada ifşa edilen, hedef gösterilen bu bireyin korunması artık devletin sorumluluğudur. Daha fazlasına izin verilmemeli.






















