(The Turkish Post) – MEHMET EREN
Türkiye modern siyasi tarihinde bazı figürler vardır ki, yalnızca söyledikleriyle değil, konumlandıkları yerle, sarsılmaz dokunulmazlıklarıyla ve zamanlamalarıyla dikkat çekerler.
Her kriz anında sahneye çıkar, her kırılma eşiğinde belirleyici bir rol üstlenirler. Üstelik birbirine zıt pozisyonlarda duran bu isimler, tuhaf biçimde hep aynı merkezin çarkını çevirir gibi davranırlar.
Peki bu bir tesadüf müdür?
Yoksa derin bir mühendisliğin parçası mı?
Türkiye, bu soruyu geçmişte Mahir Kaynak örneğiyle bir kez sormuştu.
Bugün, aynı soruyu yeniden sormanın vaktidir.
Mahir Kaynak: Bir Devlet Aklının İtirafı
Rahmetli Mahir Kaynak, 1970’li yıllarda kamuoyunda solcu bir akademisyen olarak biliniyordu. Siyasal bilgiler fakültesinde ders veriyor, devrimci çevrelerde seminerler düzenliyor, gençleri radikal fikirlerle besliyordu.
Ama sonra itiraf etti: “Ben MİT için çalışıyordum. Görevim sol hareketi içeriden izlemekti.”
Bu cümle yalnızca bir bireyin kariyer hikâyesi değildi; devletin nasıl çalıştığına dair ezber bozan bir açıklamaydı.
Devlet, toplumsal muhalefeti sadece bastırmaz; kılık değiştirerek içine de sızar. Hedef kitleyle aynı dili konuşan, onlardan biri gibi görünen ‘operatörler’, kritik pozisyonlara yerleştirilir.
Mahir Kaynak desifre oldu, rolü ifşa edildi.
Peki ya desifre olmamış Mahir Kaynak’lar?
Üç Figür, Bir Model: Bahçeli, Öcalan, Perinçek
Mahir Kaynak denilince benim aklima gelen benzer profillerden ilk üçü: Devlet Bahçeli, Abdullah Öcalan ve Doğu Perinçek.
Görünürde birbiriyle taban tabana zıt olan bu üç figür, Türkiye’nin son 25 yılında neredeyse aynı sahnede benzer sonuçlara hizmet etti.
Biri Türk-İslam milliyetçiliğinin sesi, biri Kürt ayrılıkçılığının lideri, diğeri sol kökenli, devletçi bir figür. Ancak dikkatle bakıldığında hepsi kritik dönemlerde benzer işlevleri yerine getirmiştir.
Bahçeli: Krizlerin Kalbinde Hep Aynı Yerde
MHP Genel Başkanı Bahçeli, 25 yılı aşkın süredir partisinin başında. Ne seçim mağlubiyetleri ne parti içi muhalefet onu sarsabildi.
Daha da ilginci, her siyasi kırılma anında Bahçeli’nin pozisyonu, doğrudan ya da dolaylı şekilde Erdoğan’ın lehine sonuçlandı:
• 2002’de hükümeti bozup erken seçim çağrısıyla AKP’nin önünü açtı.
• 2015’te koalisyonu reddetti, ülke yeniden seçime gitti.
• 2017’de başkanlık sistemine destek verdi.
• 2023’te seçim sürecinde Cumhur İttifakı’nın en sert savunucusu oldu.
Dahası, son dönemde Abdullah Öcalan hakkında yaptığı açıklamalar dikkat çekiciydi. Terörle mücadeleye dair yaptığı çıkışlarda “Öcalan-Kandil ayrımı” yaparak, İmralı’yı neredeyse “daha makul” bir aktör gibi konumlandırdı. Aynı dönemde kamuoyunda “İmralı’dan mektup gelir mi?” beklentisi yeniden dolaşıma sokuldu.
Bu türden söylemler, Öcalan ile Bahçeli arasında doğrudan bir ilişki değilse bile, devletin aynı “denge siyaseti” içinde iki figürü de benzer işlevlerde kullandığını düşündürüyor.
Öcalan: Suskunluk ve Konuşmanın Zamanlaması
1999’dan bu yana İmralı’da tutulan Abdullah Öcalan, her önemli dönemeçte devreye giren bir “aktör” oldu.
• 2013 çözüm sürecinde barış mesajı gönderdi.
• 2015’te sessiz kaldı, süreç çöktü.
• 2019 yerel seçimlerinde HDP seçmenini etkileyen bir “tarafsız kalın” çağrısı yaptı.
Bu açıklamalar, nedense hep “devlet lehine denge” sağlayan bir zamanda geldi.
Kamuoyunun unuttuğu bir soru hâlâ havada:
Bu mesajlara kim izin veriyor, ne zaman ve neden?
Perinçek: Sola Sızan Devletçilik mi?
Doğu Perinçek, Türkiye solunun en sert, en tartışmalı figürlerinden biri olarak bilinse de, son 20 yıldaki pozisyonu, onu “devlet refleksiyle hizalanan” bir yere taşıdı.
Bir dönem Maoist, anti-emperyalist ve Kürt hareketine yakın söylemlerde bulunan Perinçek; bugün “Kürt halkı yoktur”, “ABD düşmandır”, “AKP dış politikada doğrudur” diyebilecek bir çizgide.
Hapisten çıkışı, Ergenekon yargılamasının ardından iktidarla aynı safta yer alışı ve Savunma Bakanlığı, Genelkurmay gibi kurumlarla geliştirdiği “uyumlu ilişki” bu dönüşümün sadece fikirsel değil, rolsel olduğunu düşündürüyor.
Ve ilginçtir, Bahçeli gibi o da Erdoğan’ın yanında pozisyon aldı.
Gerçekten Karşıtlar mı, Aynı Oyunun Aktörleri mi?
Bahçeli, Öcalan ve Perinçek arasındaki benzerlikler artık yüzeyde kalmıyor. Hepsi:
• Değişmeyen lider figürleri,
• Krizlerde belirleyici rol oynayan aktörler,
• Görünürde devlete muhalif gibi dursalar da “devlet aklıyla uyumlu sonuçlar” üreten sözcüler,
• Kritik dönemlerde açıklamalarıyla iktidarın pozisyonunu güçlendiren semboller.
Ve şimdi bu üç isim de — bir şekilde, doğrudan ya da dolaylı — Recep Tayyip Erdoğan’ın politik hattını destekliyor.
Ne Anlama Geliyor? Türkiye’yi Ne Bekliyor?
Bu üç ismin aynı çizgide hizalanmış olması, Türkiye’nin siyasi geleceği açısından birkaç açıdan düşündürücü:
1. Muhalefetin sahici bir alternatif olmaktan çıkarılması:
Çünkü tüm uçlar, kontrollü biçimde iktidar etrafında konumlanıyor.
2. Devletin farklı damarlarının tek merkezden yönetilmesi:
Sol, sağ, Kürt, milliyetçi gibi farklı kimlikler, farklı renkler gibi sunulsa da aynı devlet aklının değişken aparatları gibi çalışıyor.
3. Yeni bir “milli birlik” tasarımı:
Bu yapı, toplumu tam ortadan ikiye değil, merkezin etrafında birleştirmeye çalışan “yüksek strateji” izlenimi veriyor. Ama bu, muhalefetin nefessiz bırakılması anlamına da geliyor.
Sonuç: Desifre Olmamış Mahir Kaynaklar Aramızda mı?
Eğer Mahir Kaynak bir modelse — yani toplumun belirli damarına sızan, güven kazanan, yönlendiren ve sonunda gerçek kimliğini itiraf eden bir figürse — o zaman bugün o modelin güncel versiyonları hâlâ aramızda olabilir.
Bahçeli, Öcalan ve Perinçek; görünürde birbirine zıt kutuplarda dursalar da, Türkiye’nin siyasal yöneliminde benzer etkiler yaratan ve her zaman iktidarın lehine sonuçlanan çıkışlarıyla bu soruyu gündeme getiriyorlar:
Bu üç figür gerçekten birbirine karşı mı?
Yoksa aynı oyunun senaryosunu farklı kostümlerle oynayan karakterler mi?
Bu iddiayı ispatlayacak belgeler yok belki. Ama Mahir Kaynak da kendini itiraf edene kadar belgelenememişti.
Tarih bazen, bir ifşayla değil, geç kalmış bir farkındalıkla yazılır.
Ve belki de bugün, sormamız gereken tek soru şu: “Kim gerçekten kim?”
























