(The Turkish Post) – EDA NUR SUNGUR
Ünlü tiyatro sanatçısı Levent Üzümcü’nün The Turkish Post’a gündeme dair yaptığı değerlendirmeler geniş yankı buldu.
Üzümcü, röportajın ikinci bölümünde de siyaset dünyasının sanata bakışı ile dizi ve sinema dünyasının muhalif sanatçılara bakışına yönelik dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Sinema ve dizi dünyasında, yapımcısından yönetmenine, senaristinden kanal sahibine kadar kirlenmiş bir sistemin olduğunu kaydeden Üzümcü, “Ben bu sistemin hiçbir yerinde artık durmak istemiyorum” dedi.
Üzümcü, Türk dizi sektörünün ‘dünya standardının altında olduğunu’ savundu. Üzümcü, müzik grubu Manifest’e yönelik soruşturmaya ilişkin soruya ise “Ahlak Manifest grubunun ya da birilerinin kostümlerini, danslarını sorgulamak değildir. Her ortaya konan sanat ürününü takip etmek, izlemek, dinlemek, okumak, beğenmek zorunda değilsiniz. Türkiye’deki ahlaksızlık Manifest grubunun sahne şovu mu, hiç suçu olmayan insanları cezaevine göndermek mi? Sadece insanın iki bacağı arasında mı ahlak? Rüşvet almak, rüşvet vermek ahlaksızlık değil mi? Neyi ört pas etmek için Manifest grubunu önümüze atıyorlar acaba?” yanıtını verdi.
Leven Üzümcü’nün sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle…
“ŞÖHRETİ OLANLARIN ALEYHLERİNE KONUŞMASINI İSTEMİYORLAR”
Sizce iktidar sanatçılardan ve sanatçıların muhalif sesinden korkuyor mu? Bir tiyatro oyunundan ya da bir replikten tehdit algılanmasının temelinde ne yatıyor?
Bunlara karşı verdikleri reaksiyon korkuyu yaymak için veriliyor. Şöhreti olanların aleyhlerine konuşmasını istemiyorlar. Ünlü insanlara ‘Yatlar, katlar, İngiltere’de, Berlin’de yaşamlar senin olabilir ancak benim sana sunduğum şöhret imkanlarını kullanarak sakın ola bana karşı bir fikir ve duruş geliştirme’ deniyor. Sistem böyle çalışıyor, bunun içinde olup olmamak kişiye kalmış. Benim için, yapımcısından yönetmenine, senaristinden kanal sahibine kadar kirlenmiş bir sistem bu. Ben bu sistemin hiçbir yerinde artık durmak istemiyorum. Karşılığı da çok sevdiğim mesleğimden ayrılmak oluyor. Yavaş yavaş buna doğru gittiğim için bir yandan da üzülüyorum ancak hayat böyle ne yapalım… Elbette Türkiye’de aktör bitmez, benim yokluğumdan da kimseye zeval gelmez ancak ben kendimi korumuş olurum.
“KORKU, DAĞLARI BEKLER”
Örneğin Metin Akpınar ve Müjdat Gezen gibi isimler, bir TV kanalında yaptıkları değerlendirmeden sonra, “Cumhurbaşkanı’na hakaret” iddiasıyla soruşturma geçirdi. Adli makamların her eleştiriyi “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasına bağlamasını, bir sanatçı olarak nasıl yorumlarsınız?
Korku, dağları bekler. Bir tane tiyatro oyuncusu tarihsel bir gerçeği anlatıp hatırlattığı zaman size nasıl bir zeval gelebilir. O büyük tiyatrocu mahkemeye yanında bir tane avukatıyla birlikte gidiyor. Siz her gittiğiniz yere yüzlerce kişi ile gidiyor, korunuyorsunuz. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanı olarak atamış olduğunuz kayyum bile binaya on bin polis ile giriyor. Kim kime tehdit oluşturuyor, hayatına kast ediyor? Söylenecek çok şey var elbette ancak değmez.

“TELEVİZYON DİZİLERİ, DÜNYA STANDARDININ ALTINDA”
Size göre; Türkiye’de iktidarın “kültür politikası” var mı, yoksa sadece “kültürü kontrol etme” politikası mı var?
Kültür politikası üretmek ve yürütmek için akıl, fikir ve vicdan gereklidir. Bu siyasi garabetin içinde bunlar yok. Bunlara sahip olan insanlara karşı da bir sempati duyulmuyor. Bu nedenle bir kültür politikası üretebilmeleri mümkün değil. Yönetebilmeleri de paraya bağlanmış durumda. Dünya standardının çok altındaki televizyon dizilerimizi görüyoruz. İnsanların sorunlarını anlatmayan, siyasi bir çift kelimesi olmayan ya da bunları melodramatik olarak işleyip beş paralık eden yapımlar görüyoruz.
“İNSANLAR, TARAF DEĞİŞTİRMİŞ OLANLARLA İLGİLİ ALDATILMIŞ HİSSEDİYOR KENDİNİ”
Geçmişte muhalif kimliği ile bilinen bazı şarkıcı, sanatçı ve yönetmenlerin, bugün iktidarın ekseninde hareket etmesini neye bağlamak gerekiyor? Korku mu yoksa daha fazla kazanma arzusu mu?
Muhalif gibi görünüp sonrasında iktidarın yakınına geçenlerle ilgili acıklı bir durum ortaya çıkıyor. Çünkü çok fazla insan, bu taraf değiştirmiş olanlarla ilgili aldatılmış hissediyor kendini. Tam tersi de var elbette… Beyefendinin uçağı ile sağa sola seyahat eden, şarkı söyleyip, klarnet üfleyenler arasında gemiden ayrılanlar da oldu. Herhalde başka bir şey düşünmüşlerdi, bugün başka bir şey düşünüyorlar. Ancak onlar da güvenilir gelmiyor insanlara. En azından kendi çaplarında, küçük dahi olsa onurlu bir tavır sergilemiş olduklarını düşünüyor olabilirler tabii.
“BAZI SANATÇILAR, CHP’NİN KURULUŞ YIL DÖNÜMÜNDE BEDAVA SAHNEYE ÇIKTI”
Muhalefet partilerinin, son dönemde sanatçılara sadece “miting süsü” olarak baktığını düşünüyor musunuz?
Yok canım, estağfurullah. Kim miting süsü? Kim zan altında kalıyor böyle? İnsanlar Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluş yıl dönümünde sahneye bedava çıktığı için ne kazanım elde ediyor? Ben böyle bir bakış açısı olduğunu düşünmüyorum.
“CHP’Lİ BELEDİYELER, SANATÇILARA ALAN AÇMAYA ÇALIŞIYOR”
Sizce Türkiye’de muhalefet, kültür-sanat alanında gerçek bir alternatif üretebildi mi? CHP gelinen süreçte beklentilerinizi karşılayabildi mi?
Bir kültür sanat politikası oluşturabilmek için ülke yönetimini elinizde tutmanız gerekiyor. Cumhuriyet Halk Parti’sinin elinde belediyeler var. Bu belediyeler ülkenin kültür ve sanat hayatına ellerinden geldiğince destek olmaya çalışıyor. Sanatçılara alan açmaya çaba gösteriyor.
“HER ŞEYİ SADECE BİRİLERİNDEN BEKLEYEMEYİZ”
İktidarın baskılarını çok konuşuyoruz; peki muhalefetin eksiklerini konuştuğumuzda, en fazla hangi konudaki sessizlik sizi hayal kırıklığına uğratıyor?
Bugün itibari ile muhalefetin elinden geldiğince, gücü yettiğince toplumun birçok sorununa, toplumla birlikte karşı çıktığını görüyorum. Ancak bu sadece partilerden beklenecek bir şey değil. Vatandaşların da yapması gereken şeyler var. Dizilerin reytinglerine bakın örneğin. Halkın yaşadıkları sorunlara karşı ses çıkarmayan insanların yaptıkları işlerin reytingleri, toplumun da duyarlı olmadığını gösteriyor. TMSF bir televizyon kanalına el koyuyor. Sadece AK-MHP’liler değil birçok insan bunun nedenini ve sonuçlarını değil, o kanaldaki dizinin bitip bitmediğini önemsiyor.
Böyle bir toplum olduğunuzda, bunun yansıması her yere sirayet ediyor. Hayat böyle durumlarda, kaypak zeminlerde yapılmış bir buz patenine benziyor. Kayıp duruyorsunuz oradan oraya, figürler atıyorsunuz ama başarısız oluyorsunuz, sürekli düşüyorsunuz. Bir şeyin karşısında olmak, külliyen karşısında olmaktır çünkü küllüm senin, senin varlığının karşısında. Her şeyi sadece birilerinden bekleyemeyiz. Dönüp bir kendimize de bakmamız gerekiyor.

“KAÇ TANE DÜNYA ÇAPINDA SANATÇI ÇIKARIYORUZ”
Sizce Türkiye’de siyaset, hem iktidarı hem de muhalefetiyle, sanatçıları yalnızca “işe yaradığı kadar” mı önemsiyor?
Bunları önemsemesi gereken alan siyaset değildir. Elbette siyasetin bir kültür politikası olabilir ancak bunun içine girecek kadar kapsamlı bir başlık değil bu. Sanatçılarla ilgilenmesi gereken yapılar başka yapılardır ve önemli olan, geleceğimizi belirleyecek olan bu yapılardaki kalitedir. Önemsenme oranımızı teorisinden pratiğine tüm aşamalarda biraz da bizim kalitemiz belirliyor. Bizlerin kalitesi nerede? Sanatın tüm dallarında aldığımız ve verdiğimiz eğitimlerde biz ne kadar donanımlıyız? Kaç tane dünya çapında sanatçı çıkarıyoruz biraz da buna bakmak lazım. ‘Her şeyi devletten beklemeyin’ tam olarak bunun karşılığı oluyor.
“SANAT DEMOKRASİNİN BİR PARÇASI”
Şayet sanatçılar gerçekten bağımsız kalabilseydi, Türkiye’nin demokratikleşme süreci nasıl bir yol izlerdi?
Türkiye’nin demokratikleşip demokratikleşememesi sadece sanata bağlı bir şey değil. Sürekli anlatmaya çalışıyorum ki sanat demokrasiyi belirlemiyor, onun bir parçası.
“AHLAK, MANİFEST GRUBUNUN YA DA BİRİLERİNİN KOSTÜMLERİNİ, DANSLARINI SORGULAMAK DEĞİLDİR”
Malumunuz Manifest grubu bir konserinde uygunsuz gösteri yaptığı iddiasıyla, haklarında soruşturma açıldı. Ünlü bir sanatçı olarak, sanatla, ahlak arasındaki yaklaşımı net olarak ortaya koyar mısınız?
Oturup sanat etiği üzerine konuşacak değiliz elbette. Sanatın yapılma dinamikleri, yaratmanın ahlakıyla ilgili çok güzel kitaplar var. ‘Quills – Tüy Kalemler’ isimli bir film önermek isterim örneğin bu konuda. Sanat ve ahlak üzerine kafa yoranların da bununla ilgili eserleri takip etmesini öneririm. Ahlak üzerine yazılmış Fransızca bir kitapta ‘Ahlak nedir, toplumdan topluma ve dönemden döneme farklılık gösteren insan alışkanlıklarıdır’ şeklinde çok güzel bir tanım vardı. Örneğin sahneye koyduğumuz ‘Cadı Kazanı’ oyunundaki olaylar, Salem Kasabası’nda neredeyse birebir yaşandı.
“HER SANAT ÜRÜNÜNÜ BEĞENMEK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ”
Ancak 1600’lerin Amerika’sında bu olayları yaşayan insanların yaşları, bugün aklımıza hayalimize gelmeyecek kadar küçüktür. Bugün sahneye koyarken bu karakterlerin yaşları daha büyük olarak ele alınıyor, yani gerçekliği kırıyoruz. Ahlak dediğimiz şeyin temel ilkeleri bile yere ve zamana göre değişebiliyor. Biraz bu bilinçle yaklaşmak gerekiyor. Sanatın etiği de yine bu şekilde değişken. Ancak şunu da söylemek gerekir, ahlak Manifest grubunun ya da birilerinin kostümlerini, danslarını sorgulamak değildir. Her ortaya konan sanat ürününü takip etmek, izlemek, dinlemek, okumak, beğenmek zorunda değilsiniz. Türkiye’deki ahlaksızlık Manifest grubunun sahne şovu mu, hiç suçu olmayan insanları cezaevine göndermek mi?

“RÜŞVET ALMAK, RÜŞVET VERMEK AHLAKSIZLIK DEĞİL Mİ?”
Sadece insanın iki bacağı arasında mı ahlak? Rüşvet almak, rüşvet vermek ahlaksızlık değil mi? Neyi ört pas etmek için Manifest grubunu önümüze atıyorlar acaba? Haberlerde en çok konuşulan şey bu değil mi son zamanlarda? Türkiye’de 20 bin liranın altında kaç kişi çalışıyor, döviz kaç lira oldu, zaten parasını vererek yaptırdığımız köprülerimiz neden satılıyor, ormanlarımız neden yanıyor, zeytinlerimiz neden topraktan sökülüyor, yeni doğan çocuklar para için öldürülüyor… Bu ve bunun gibi konular neden konuşulmuyor. Bu haberleri silmek için bir müzik grubunun gündemde tutulması mı ahlaklı olan? Ben böyle bakıyorum…
“İNSANLARA SANATÇI DİYEREK BAŞKA BİR KATEGORİYE SOKUYORUZ
Siz hem aydın bir sanatçı, hem de kendi tiyatrosu olan yönetmensiniz. Bugün Türk dizilerinde ve filmlerinde kadın karakterlerinin, cinsellik objesi olarak kullanılmasını ve hep ikinci planda kalmasını nasıl yorumlarsınız?
Sanat ve sanatçı kavramlarıyla ilgili derin bir tanım sıkıntımız var, az önce de söylediğim gibi. Sanatçının kim olduğunu da anlatmaya çalışmıştım. Bir insan sanat yaratımının içinde değilse icracı olur. Bir şarkıcı beste yapmıyorsa, bir oyuncu eser kaleme almıyorsa icracıdır. Ki bahsettiğiniz çoğu kişi sanat icracısı. Bu insanlara sanatçı diyerek başka bir kategoriye sokuyoruz. Şov dünyası diyebiliriz buna, ben de bu dünya ile konuşabilecek kapasitede birisi değilim. Şov dünyasındaki insanların para kazanma yöntemleri, teknikleri, ilişkileri hakkında bilgi sahibi de değilim. Bu soruların ve bu tarz sorular sorulmasının sanata ve sanatçıya karşı büyük yanlış anlamalara yol açacağı kanısındayım.
Bu tarz sorularla insanlar güdüleniyor. Soru sorarken sanat ve sanatçının kim olduğunun ayrımını yapmak gerekiyor. Lütfen açınız, bakınız; sanat nedir, sanatçı kimdir? Türkiye’de bu tanıma uyan ve anlattığınız bu şeyleri yapan kaç insan vardır, bir bakınız. Bu tür tanımlarla sanatı aşağılıyoruz. Bu tanımları bu şekilde kullanmayı sürdürürsek gelecekte bir sosyal medya platformunda şiir okuyan, şarkı söyleyen, rol yapan insanları da sanatçı olarak adlandırmak gibi saçma sapan bir noktaya gidebiliriz. Dünyanın her yerinde ‘çıplaklık satar’ yaklaşımı kullanılır. Bu sadece bir işi bu şekilde yapanları değil bu şekilde alanları da ilgilendirir. Bunu unutmamak gerekiyor. Teşekkür ederim beni bir sanatçı olarak gördüğünüz için. Ancak ben bir tiyatro oyuncusuyum. Kendimi bir sanatçı olarak görmüyorum.






















