(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de emek piyasasında derinleşen bir krizle karşı karşıyayız. Resmi söylemlerde asgari ücret artışı “tarihi başarı” olarak lanse edilirken, sahadaki tablo bunun tam tersini gösteriyor. Devlet, rakamları büyüterek işçilere refah sağlandığı izlenimini yaratmaya çalışıyor, patronlar ekonomik dar boğazı gerekçe göstererek kayıt dışına yöneliyor. Ancak bu süreçte işçilerin payına düşen tek şey giderek küçülen alım gücü, yetersiz ücretler ve geleceksiz bir çalışma hayatı oluyor.
“REEL ARTIŞ” MASALI
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın “asgari ücrette %242 reel artış sağladık” açıklaması bunun en somut örneklerinden biri. Bakanlık, 2002’den bu yana asgari ücretin nominal olarak 119 kat, reel olarak ise %242 arttığını iddia ediyor. Ancak bu iddianın gerçeklerle örtüşmediği, ekonomistlerin yaptığı hesaplamalarla net bir şekilde ortaya çıktı.
ALIM GÜCÜ YARI YARIYA AZALDI
Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yakup Küçükkale, TÜİK verilerini esas alarak yaptığı paylaşımda nominal artışın 120 kat olduğunu kabul etmekle birlikte, fiyatlar genel seviyesindeki artışın aynı dönemde 234 katı bulduğunu hatırlattı. Buna göre, asgari ücretlinin reel alım gücü aslında 0,51 kata geriledi, yani yarı yarıya azaldı. Bu tablo, işçilerin resmi açıklamalardaki gibi refaha kavuşmadığını, aksine yıllar içinde giderek daha fazla yoksullaştığını gösteriyor. Kağıt üzerindeki rakamlar büyüse de işçinin mutfağında tencere kaynamıyor, pazardaki file boş kalıyor, kiralar maaşı çoktan aşmış durumda.
PATRONLARIN KRİZE CEVABI: SİGORTASIZ İŞÇİLİK
Bir diğer çarpıcı veri ise kayıt dışı istihdamın boyutlarıyla ilgili. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) SGK verilerine dayanarak hazırladığı Haziran 2025 tarihli “İstihdam İzleme Bülteni”, işçilerin yalnızca alım gücüyle değil, sosyal güvenlik açısından da büyük bir kayıpla karşı karşıya olduğunu ortaya koydu. Rapora göre, Türkiye’de toplam istihdam 32,6 milyon kişi civarında olmasına rağmen bunların 8,5 milyonu herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı değil. Bu da kayıt dışı istihdam oranını %25,9’a çıkarıyor.
TARIMDA TABLO DAHA AĞIR
Daha da çarpıcı olan ise tarım sektöründeki durum: Tarımda çalışanların %80’inden fazlası sigortasız, yani emeklilik, sağlık ya da iş güvenliği haklarından tamamen mahrum. Tarım dışı sektörlerde bile bu oran %16,8 seviyesinde. Patronların kriz koşullarında maliyetleri kısmak için ilk olarak sigortasız işçiliğe yönelmesi, aslında işçinin geleceğini çalmak anlamına geliyor.
AÇLIK SINIRI İLE ASGARİ ÜCRET ARASINDAKİ UÇURUM
Uzmanların dikkat çektiği bir diğer nokta ise, 2026 yılında yapılacak asgari ücret zammının bile açlık sınırının gerisinde kalacağı. Sosyal Güvenlik uzmanı İsa Karakaş’a göre, 2024 yılında ara zam yapılmaması çalışanları büyük kayıplara uğrattı ve 2025’te yapılan yüzde 30’luk zam, resmi enflasyonun gerisinde kalarak alım gücünü daha da düşürdü. Yeni asgari ücretin de açlık sınırına yaklaşamayacağını öngörülüyor. Hükümetin politikaları işçilerin temel yaşam hakkını görmezden geliyor ve toplumsal adaletsizliği derinleştiriyor.
ÇİFTE KAYIP: BUGÜN DE YARIN DA ERİYOR
Ortaya çıkan manzara, emekçiler açısından çifte kayıp anlamına geliyor. Bir yandan asgari ücretin alım gücü hızla eriyerek bugünkü yaşamı sürdürülemez hale getiriyor, diğer yandan kayıt dışı istihdamın yaygınlaşması işçilerin yarınlarını güvence altına almasını imkânsızlaştırıyor.
POLİTİKALARIN BİRLEŞTİĞİ NOKTA: EMEKÇİNİN SIRTI
Devlet, “asgari ücret arttı” söylemiyle başarı hikâyesi yazmaya çalışırken, patronlar da “krizle baş edemiyoruz” bahanesiyle maliyeti işçiye yüklüyor. Bu iki farklı aktörün farklı gerekçelerle ortaya koyduğu politikalar, emekçinin hayatında aynı noktada birleşiyor: daha fazla yoksulluk, daha fazla güvencesizlik, daha fazla çaresizlik. İşçinin emeği hem bugün de hem de gelecekte sistemli bir biçimde değersizleştiriliyor.





















