(The Turkish Post) – KEMAL ALBAYRAK
Cem Karaca’nın “Yağma Sofrası” şarkısını dinlerken, “Görünen değişir, görünmeyen değişmez.” fikrini hatırladım.
Bu iktidar yönetime gelmeden önce kurtuluş reçetesi vaatleri çoktu. “Kurtların elinden kuzuyu alıp kurtaracağız.” misali, yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele edeceklerini söylediler. Ancak kurdun elinden kuzuyu kurtardılar ama kuzuyu bizim yiyeceğimizi, güç ellerine geçince anladık. Koltuk meşruiyetini, düşman oldukları her kesimle, hatta sömürücü devletlerle kurdukları ilişkiler üzerinden sağlamaya başladılar. “Tilki kümese bekçi olmuş.” misali hikâyeler gündeme geldi. Dinî ve ideolojik kılıflarla milleti aldatmaları ise çok daha vahim bir hâl aldı.
Bir tarafta din eksenli topluluğa, “Dinden ayrılan kötülüğe bulaşır, iflah olmaz.” nasihatleri çokça yapıldı. Diğer tarafta ise seküler anlayışla cehalete karşı “Okuyun, yazın, diploma sahibi olun.” denildi. İki tarafın da paradigması iflas etti.
Ahlaki ölçüden yoksun olanların, yaptırımı dürüst olmayan bir düzen içerisinde çeşitli kılıflarla ahlaksızlıklarını gizleyebildikleri görüldü. Her ahlaksızlık inanç kılıfıyla ahlaka dönüşmediği gibi, her okumuş, sorumlu ve diplomalı insan da bu statülerinden dolayı ahlaklı olmayabiliyor. Temel mesele, insanın inandıklarıyla ahlaki değerleri arasında uyum olmasıdır. Reçete iyi olabilir; fakat uygulanmazsa hiçbir anlamı yoktur.
Fon soygunlarında yaşananların doğru olduğu ortaya çıkarsa, soyguncuların kimliğine ve statüsüne bakınca aklıma bir olay geldi.
Değerli bir düşünce insanı olan Prof. Dr. hocamızın evine, Cumhuriyet ve Demokrasi Platformu grubu olarak ziyarette bulunduk. Ülke meselelerini, çözüm yollarını, adaleti, yönetimi, fon soygunlarını ve kurallı yönetimin gerekliliğini birçok başlık altında iyi niyetle müzakere ettik.
Ev sahibi, yiyecek tabaklarını hazırlayıp masalara koymuştu. İsteyen alıyordu. “Bulut” isimli küçük, beyaz bir köpek de evin içinde dolaşıyor, misafirlere bakıyor fakat izinsiz hiçbir tabağa dokunmuyordu. Kendisine yiyecek verilirse yiyor, verilmezse dokunmuyordu.
Bu durum çok ilgimi çekti. Ufacık bir canlıya verilen eğitim ve onun davranışındaki ölçü, önemli bir duruşu gösteriyordu. Ülkemizde soygunculuk yapanların, hak yiyenlerin, bu yavru Bulut kadar haysiyet ve utanma duygusuna sahip olmamaları, hatta bunu tamamen kaybetmiş görünmeleri insanı düşündürüyor.
“Allah utandırmasın.” duasını çok duyardık. Demek ki duaları kabul olmuş; çünkü utanmıyorlar!
Sadi Şirazi’nin bilgece bir sözü aklıma geldi: “Hükümdar yol vermezse eşkıya kervan basmaz.” Bu sözden şu anlamı çıkarmak mümkün: Bir ülkede hukuksuzluk, yolsuzluk ve adaletsizlik gibi kötülükler, çoğu zaman yöneticilerin ve sorumluların göz yumması, zafiyeti veya çıkar ortaklığı sonucunda büyür.
Konuşulanlara, iç ve dış basında yer alan haberlere bakınca, çok büyük haksız servetlerin kimleri zengin ettiği, kimleri mağdur ettiği sergileniyor. İmtiyazlılar hariç, bu ülkede herkes KHK’lı olmuş gibi!
Umarım bütün bu işler sonuna kadar adalet ve hukuk yoluyla aydınlatılır. Eğer faili meçhullerdeki “leş pazarlıkları” burada da uygulanırsa, bu soygunlar gelecek bahara kalabilir. Ama biz biliyoruz ki arşivler unutmaz. İki kişinin bildiği sır, sır olmaktan çıkar.
Kötülüğün sıradanlaştırıldığı bir ülkede, sorunlu sorumluların payı büyüktür. Bir tarafta aç insanlar intihar ediyor, gençler ülkeyi terk ediyor; diğer tarafta ne doyan var ne duyan var. Bir başka tarafta ise “Korumazsam, korunamam.” anlayışı konuşuluyor.
Bunları duyunca, hevesleri kırılan bir ülke anlayışından niçin kurtulamıyoruz? Aydınlarının kimini zindana, kimini toprağa, kimini de sürgüne gönderen anlayıştan niçin kurtulamıyoruz? Komedyen Deniz Göktaş’tan korkanlar, adaletten niçin korkmuyorlar?
Düşünür, muhalif, gazeteci ve sanatçı; toplumun uyarıcılarıdır. Sistem mi, insan mı? Fail mi, fiil mi? Kural mı, sınır mı? Ölçü mü, doyumsuzluk mu? Ahlak mı, ahlaksızlık mı?
Bunları sorgulamak gerekir.
“Karunlaşmayacağız, Belamlaşmayacağız.” diyenlerin, kirliliğin ortaklığında hangi etkenlerle yer aldıklarını da sorgulamak gerekir. Rant mı, servet mi, çıkar mı, taptıkları put mu?
Ölümü yaşayarak ölümden korkan insanlarda bu ahlaksızlık niye?
Sebebi bilinmeyen acıların şifası olmuyor. O hâlde topyekûn bir arınmaya ihtiyaç var.
Mezarlıklar, her insanı sonunda iki metrelik toprağa kapatıyor. Değer mi anlamsız bir hayatı yaşamaya?
Kurtuluş, kuruluşu getirir. Önemli olan, kuruluşu devam ettirmektir. Bunun yolu da akıl, bilim, hukuk, demokrasi ve ahlaktan geçer.
TBMM bugün açılıyor. İktidarı ve muhalefetiyle, bütün bunları sorgulasın.























