(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL
Kibirli bir insan gördüğümüzde genellikle aynı şeyi düşünürüz:
“Bu insan kendine fazla güveniyor.”
Ama ya mesele fazla özgüven değilse?
Çünkü insanın kendisini değerli görmesiyle, kendisini başkalarından daha değerli görmesi aynı şey değildir.
Dışarıdan birbirine benzeyebilir.
Ama psikolojik olarak aynı şey değildir.
HER GURUR KİBİR DEĞİLDİR
Jessica Tracy ve Richard Robins, gururun iki farklı biçiminden söz eder:
Otantik gurur ve hubristik gurur. [1]
Otantik gurur kabaca şöyle konuşur:
“Bunu başardım çünkü çalıştım.”
Hubristik gurur ise daha çok şöyle:
“Bunu başardım çünkü ben zaten üstünüm.”
Birinde başarı yapılan şeye bağlanır.
Diğerinde kişinin kimliğinin kanıtına dönüşür.
“İyi bir iş yaptım.”
demek başka şeydir.
“Ben iyi olduğum için başardım.”
demek başka.
Bu ayrım önemlidir.
Çünkü başarınızı davranışınıza bağladığınızda başarısızlık canınızı yakabilir.
Ama bütün benliğinizi tehdit etmek zorunda değildir.
Başarıyı kimliğinizin kanıtı haline getirdiğinizde ise başarısızlık yalnızca bir sonuç olmaktan çıkar.
Şu soruya dönüşebilir:
“Ya sandığım kadar üstün değilsem?”
Araştırmalar otantik gururun daha yüksek özsaygı, özdenetim ve uyumlulukla; hubristik gururun ise narsisistik özellikler, saldırganlık ve düşük uyumlulukla daha güçlü ilişkiler gösterebildiğini ortaya koymuştur. [1]
Ama burada önemli bir ayrım var:
Hubristik gurur doğrudan kibir demek değildir.
Kibirle, üstünlük algısıyla ve büyüklenmeci davranışlarla yakından ilişkili bir gurur biçimidir.
Yani sorun gurur duymak değildir.
Sorun, gururun neyin üzerine kurulduğudur.
SAYGI MI, ÜSTÜNLÜK MÜ?
İnsan sosyal bir canlıdır.
Ve sosyal gruplarda statü önemlidir.
Ama statü kazanmanın tek bir yolu yoktur.
Araştırmacılar iki temel stratejiden söz eder:
Prestij
ve
dominantlık. [2]
Prestij sahibi insan bilgisiyle yükselir.
Ustalığıyla.
Yeteneğiyle.
İnsanlar onu dinler çünkü ona saygı duyarlar.
Dominantlık üzerinden statü arayan kişi ise farklı araçlar kullanabilir:
Baskı.
Korkutma.
Güç gösterisi.
Tehdit.
Başkalarını küçültme.
Araştırmalar otantik gururun prestijle, hubristik gururun ise dominantlık eğilimleriyle daha fazla ilişkili olduğunu göstermektedir. [2]
Buradaki fark önemlidir.
Prestij sahibi kişinin değerini sürekli ilan etmesine gerek yoktur.
Dominantlık üzerinden statü arayan kişi ise üstünlüğünü daha görünür biçimde sergilemeye ihtiyaç duyabilir.
Unvanla.
Parayla.
Bilgiyle.
Statüyle.
Güçle.
Bazen de başka insanları küçülterek.
Çünkü kibir yalnızca:
“Ben iyiyim.”
değildir.
Çoğu zaman şuna yaklaşır:
“Ben senden daha iyiyim.”
Ve insan kendi değerini sürekli başkalarının değeriyle karşılaştırarak belirlemeye başladığında, çevresindeki insanlar artık yalnızca insan değildir.
Rakip haline gelirler.
KİBİRLİ İNSAN ASLINDA ÖZGÜVENSİZ MİDİR?
Popüler psikoloji bu soruya çoğu zaman çok hızlı cevap verir:
“Evet. Kibirli insanların hepsi aslında özgüvensizdir.”
Ama bilimsel tablo bu kadar basit değildir.
Bazı insanlar gerçekten kendilerini diğer insanlardan daha akıllı, daha yetenekli veya daha önemli görebilir.
Başarılarını abartabilir.
Hatalarını küçümseyebilir.
Başkalarının katkısını görmezden gelebilir.
Kendileri hakkında gerçekçi olmayan ölçüde olumlu bir değerlendirmeye sahip olabilirler.
Yani her kibirin altında gizli bir özgüvensizlik aramak doğru değildir.
Bazen kibir bir yarayı örter.
Bazen de gerçekten şişmiş bir benlik algısının kendisidir.
Ama başka bir ihtimal daha vardır.
Bazı insanlar için üstünlük yalnızca hoş bir duygu değildir.
Korunması gereken bir kimliğe dönüşür.
O zaman karşısındaki insan daha başarılıysa,
daha bilgiliyse,
daha çok seviliyorsa,
daha fazla takdir görüyorsa,
kişinin kendi değeri tehdit altında hissedilebilir.
Çünkü mesele artık:
“Ben değerliyim.”
değildir.
Şuna dönüşmüştür:
“Ben senden daha değerli olmalıyım.”
Başka bir insanın başarısı, sağlıklı bir benliği küçültmek zorunda değildir.
Ama üstünlük üzerine kurulmuş bir benlik için başkasının yükselmesi, kendi düşüşü gibi hissedilebilir.
GÜÇ İNSANI DEĞİŞTİREBİLİR Mİ?
Burada “hubris sendromu” adı verilen bir kavram devreye girer.
Bu kavram özellikle uzun süre büyük güç ve otorite kullanan bazı kişilerde görülebilen aşırı özgüven, eleştiriye kapalılık ve kendi kararlarını sorgulanamaz görme eğilimlerini açıklamak için önerilmiştir.
Ancak hubris sendromu, DSM veya ICD’de yer alan bağımsız bir psikiyatrik tanı değildir.
Daha çok güç ile kişilik arasındaki ilişkiyi açıklamaya çalışan bir kavramsallaştırmadır.
Yine de tarif ettiği dönüşüm dikkat çekicidir.
İnsan önce:
“Bence haklıyım.”
der.
Sonra:
“Ben haklıyım.”
Ve bazen en sonunda:
“Bana karşı çıkan yanlıştır.”
noktasına gelir.
Burada eleştiri bilgi olmaktan çıkar.
Tehdit olur.
Fikir ayrılığı saygısızlık gibi algılanabilir.
Hata ise öğrenilecek bir şey değil, gizlenmesi gereken bir zayıflık haline gelir.
İnsan kendi yanılabilirliğini unutmaya başladığında, gerçeklikle arasındaki en önemli kontrol mekanizmalarından birini de kaybetmeye başlar:
Başkalarının geri bildirimini.
PEKİ KİBİR BAZEN KIRILGANLIKTAN MI DOĞAR?
Evet.
Bazen.
Psikanalitik düşünce bu ihtimali uzun zamandır tartışıyor.
Freud narsisizmi, benliğin psikolojik yatırımın önemli bir odağı haline gelmesi üzerinden ele aldı. [3]
Heinz Kohut ise meseleyi kendilik gelişimi açısından düşündü. [4]
Çocuk kendi değerini yalnızca kendi başına öğrenmez.
Önce bunu başkalarının yüzünde görür.
Görülür.
Onaylanır.
Takdir edilir.
Ve başarısız olduğunda da hâlâ değerli olduğunu öğrenir.
Bu gelişim sürecindeki ciddi aksaklıklar, kişinin ilerleyen yıllarda kendi değerini içeriden düzenlemekte zorlanmasına katkıda bulunabilir.
Böyle bir durumda kişi değerini dışarıdan toplamaya başlayabilir.
Başarıdan.
Statüden.
Hayranlıktan.
Güçten.
Takdirden.
Bu nedenle bazı insanların kendilerini sürekli büyük göstermeleri, içeride gerçekten büyük hissettikleri anlamına gelmeyebilir.
Bazen tam tersine,
büyük görünmeye ihtiyaç duydukları anlamına gelebilir.
Donald Winnicott’un “sahte benlik” kavramı da farklı bir yoldan benzer bir soruya yaklaşır. [5]
İnsan, çevrenin beklentilerine uyum sağlarken kendi daha doğal ihtiyaçlarından uzaklaşabilir.
Farklı kuramlar farklı açıklamalar getirir.
Ama ortak soru aynıdır:
İnsan kendi değerini içeriden sürdüremediğinde neye tutunur?
NARSİSİZMİN DE TEK YÜZÜ YOK
Modern psikoloji narsisizmi de tek bir görünüm olarak ele almıyor.
En bilinen ayrımlardan biri:
Büyüklenmeci narsisizm
ve
kırılgan narsisizm.
Bir insan odaya girer ve sanki şöyle der:
“Beni fark edin.”
Kendisini öne çıkarır.
Üstünlüğünü vurgular.
Beğenilmek ister.
Ayrıcalık bekleyebilir.
Eleştirildiğinde öfkelenebilir.
Bu, büyüklenmeci tarafa daha yakındır.
Başka biri aynı odaya girer.
Ama onun zihnindeki cümle farklıdır:
“Ya beni yeterince değerli bulmazlarsa?”
Kolay incinir.
Eleştiriye aşırı duyarlı olabilir.
Utanç yaşayabilir.
Geri çekilebilir.
Bu ise kırılgan narsisizme daha yakındır.
Dışarıdan bakıldığında bu iki insan birbirine hiç benzemeyebilir.
Biri çok güçlü görünür.
Diğeri çok hassas.
Ama ikisinin zihni de kendi değerinin başkaları tarafından nasıl görüldüğüyle yoğun biçimde meşgul olabilir.
Çağdaş narsisizm araştırmaları, bu farklı görünümlerin altında hak görme, benmerkezcilik ve kişilerarası antagonizma gibi ortak özelliklerin bulunabileceğini tartışmaktadır. [6]
O HALDE KİBİR NEDİR?
Belki önce ne olmadığını söylemek gerekir.
Kibir, özgüvenin fazlası değildir.
Çünkü özgüven ile kibir aynı çizginin iki ucu değildir.
Bir insan kendine çok güvenebilir ve kibirli olmayabilir.
Başka biri kibirli görünebilir ama içeride son derece kırılgan olabilir.
Bir başkası ise gerçekten kendisini diğer insanlardan üstün görebilir.
Yani tek bir kibir yoktur.
Tek bir nedeni de yoktur.
Bazen şişmiş bir benlik algısı vardır.
Bazen hayranlık ihtiyacı.
Bazen kırılgan bir özdeğer.
Bazen güç.
Bazen statü.
Bazen de insan kendi değerini koruyabilmek için başkasının değerini azaltmaya ihtiyaç duyar.
Ama bütün bunların ortasında temel bir ayrım vardır.
Kendinizi değerli hissetmek başka şeydir.
Başkalarından daha değerli olduğunuzu hissetmeye ihtiyaç duymak başka.
Başarınızla gurur duymak başka.
Başarınızı insan olarak üstünlüğünüzün kanıtına dönüştürmek başka.
Psikolojinin söylediği şey, “kibirli insan aslında kendine güvenmiyor” kadar basit değildir.
Daha incelikli bir şey söyler:
Kendinden emin görünmek ile psikolojik olarak sağlam bir benliğe sahip olmak aynı şey değildir.
Sağlam bir benliğin sürekli kazanması gerekmez.
Sürekli haklı çıkması gerekmez.
Sürekli övülmesi gerekmez.
Ve kendisini değerli hissedebilmek için başka bir insanı küçültmesi de gerekmez.
O halde asıl soru belki de şudur:
İnsan neden kendisini değerli hissedebilmek için başkasından üstün olmaya ihtiyaç duyar?
Kaynaklar
- Tracy, J. L., & Robins, R. W. (2007). The Psychological Structure of Pride: A Tale of Two Facets. Journal of Personality and Social Psychology.
- Cheng, J. T., Tracy, J. L. ve çalışma arkadaşlarının prestij, dominantlık, gurur ve sosyal statü üzerine çalışmaları.
- Freud, S. (1914). On Narcissism: An Introduction.
- Kohut, H. Kendilik psikolojisi, narsisizm, aynalanma ve grandiyöz kendilik üzerine çalışmaları.
- Winnicott, D. W. Gerçek kendilik ve sahte kendilik üzerine çalışmaları.
- Büyüklenmeci ve kırılgan narsisizm, antagonizma ve kişilerarası işlevsellik üzerine çağdaş kişilik psikolojisi literatürü.























