Perşembe, Ekim 1, 2026
Turkish Post
Sonuç bulunamadı
Tüm sonuçları göster
  • Son Haberler
  • Gündem
  • Türkiye
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Spor
  • Yaşam
  • Kültür-Sanat
  • Bilim-Teknoloji
  • Language
    • English
    • العربية
  • Son Haberler
  • Gündem
  • Türkiye
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Spor
  • Yaşam
  • Kültür-Sanat
  • Bilim-Teknoloji
  • Language
    • English
    • العربية
Sonuç bulunamadı
Tüm sonuçları göster
Turkish Post
Sonuç bulunamadı
Tüm sonuçları göster
Anasayfa Köşe Yazarı

Hatice Yıldız yazdı | Yüce Divan yok – İstifa kültürü yok- “Görevden af” yalvarışı var

Dünya tecrübesi bize yolsuzluk iddiasının varlığının dahi istifa getirdiğini ve yargılamanın tereddütsüz yapıldığını gösterirken Türkiye tarihi, siyasi etiğin ilkelerle korunduğu dönemlerden, meclis çoğunluğuyla yargı yolunun kapatıldığı evrelere geçişimizin ibret verici tablosunu sunuyor.

01/10/2026 10:10
Okuma süresi: 9 dk. okuma
A A
Hatice Yıldız yazdı | Yüce Divan yok – İstifa kültürü yok- “Görevden af” yalvarışı var
Facebook'ta PaylaşX'de PaylaşBlueskyWhatsapp
Hatice Yıldız

Hatice Yıldız

8 köşe yazısı

(The Turkish Post) – HATİCE YILDIZ 

“Yolsuzluğa bulaşmış hiçbir insan, başkalarının yolsuzluğuna göz yuman hiçbir insan, topluma karşı görevini yerine getiremez.” (Theodore Roosevelt)

Türkiye’de kamuoyu iki haftadır fon vurgunu ile meşgul. Tarihimizde ilk olmayan “vurguna” bu kadar ilgi gösterilmesinin iki nedeni olduğunu düşünüyorum. Birincisi toplum kamu kaynaklarının kötüye kullanımını, kamu kaynaklarında yapılan yolsuzlukları bizzat kendi cebinden alınan para olarak algılamıyordu -ki bu tümden yanlış bir bakış açısı- bu defa bizzat kendi paralarının çalınması yolsuzluğun ne demek olduğunu anlık ve canlı canlı yaşattığı için bir ilgi var. İkincisi toplum her geçen gün yoksullaşırken bir garip seçilmiş azınlığın korkunç bir servete sahip olduğunu ve servetlerini her geçen gün arttırdıklarını biliyordu. Bu yolsuz servetin tek bir olayda bile milyarlarca Türk Lirası olduğunu görmek halkın bir kısmında neden yoksullaştıklarının farkına varılmasını sağladı. Ayrıca yıllardır kamuoyuna yansıyan pek çok iktidar temelli yolsuzluğun soruşturulmamasına dair oluşan tepki de bu ilgiyi sağlayan sebeplerden biri.

24 yıllık AKP iktidarında pek çok bakan, milletvekili, belediye başkanı, bürokrat yolsuzlukla suçlandı, yolsuzluk yapıldığına dair belgeler kamuoyu ile paylaşıldı ama ne ilginçtir ki 24 yılda bu gerekçe ile yargılanan hiç kimse olmadı. 24 yılda Yüce Divana sevk edilen hiçbir bakan yok. Hatta Ankara Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Gökçek, kameralar karşısında “Çekirge bir sıçrar iki sıçrar ben 500 defa sıçradım buradan da sıçrarım” demesi üzerinde uzun uzadıya düşünülmesi gereken bir beyan. 24 yıllık sürece bakıldığında iktidarın yolsuzlukla mücadele ettiğini söylemek pek mümkün değil, son fon vurgunu da “kurumsal yolsuzluk” şebekeleri kurulduğunu gözler önüne serdi. O yüzden bu skandal, sadece bir dolandırıcılık vakası değil, aynı zamanda denetimsizliğin, hesap vermeyen yönetim anlayışının, siyasi/kurumsal sorumluluk kültürünün ne denli derin yara aldığının göstergesi oldu. Milyonlarca doların buharlaştığı, bir zincirde tek bir “sorumluluk istifasının” dahi görülmemiş olması, Türkiye’nin demokratikleşme ve kurumsal hesap verebilirlik karnesindeki büyük kırılma noktalarına işaret ediyor.

Siyasette kamu imkânlarını kötüye kullanma, rüşvet ve haksız kazanç iddiaları insanlık tarihi kadar eski. Ancak bu iddialar karşısında siyasi iradenin ve yargı mekanizmalarının takındığı tutum o ülkede demokrasinin, hukukun ne denli işler olup olmadığını gösteren en belirleyici kriterlerdir. Dünya genelinde yaşanan benzer örnekleri ile Türkiye’nin siyasi tarih hafızasını yan yana koyduğumuzda, “istifa” ve “hesap verebilirlik” kavramlarının nasıl farklı sınavlara tabi tutulduğunu açıkça görebilirsiniz.

100 yıllık Cumhuriyet tarihinde de yolsuzluk, rüşvet ve haksız kazanç iddiaları bakan istifalarına, Meclis soruşturmalarına ve Anayasa Mahkemesi (Yüce Divan) yargılamalarına yol açtı. Ancak siyasi iradenin tutumu, parlamentodaki çoğunluk dengeleri ve yargısal süreçlerin işletilme biçimi dönemden döneme oldukça ciddi farklılıklar gösterdi. Gelin birkaç örnek üzerinden bu farklılığı somutlaştıralım

Cumhuriyet’in ilk yıllarında, 1928’deki Yavuz-Havuz Olayı Cumhuriyet tarihinin ilk yolsuzluk davası olarak kayıtlara geçti. Başbakan İsmet İnönü’nün bizzat verdiği soruşturma önergesiyle Bahriye Eski Bakanı İhsan Eryavuz, Birinci Dünya Savaşı yıllarının sembol gemilerinden biri olan ve savaşı hasarlı olarak atlatan Yavuz Zırhlısı’nın onarımı için havuz alımı sırasında bir Fransız şirketinden rüşvet aldığı iddiasıyla Yüce Divanda yargılandı ve 1928 yılında hüküm giydi. Verilen karara dair ilerleyen yıllarda pek çok eleştiri getirildiğini de belirtmeliyim.

Cumhuriyetin ilk Yüce Divan vakası bununla sınırlı kalmadı. Kısa bir zaman sonra bu defa Mahmut Muhtar Paşa o zamanlar Anayasa mahkemesi olmadığı için Divan-ı Âlî’ye sevk edilmiş ve mahkum edilmişti. Olay ise bir hayli ilginç Mahmut Muhtar Paşa 1912 yılında O zamanki adı ‘‘Seyrüsefain İdaresi’’ olan Denizyolları adına, ‘‘Times Iron Works’’ isimli bir İngiliz şirketine gemi sipariş etmiş ve ilk taksit olarak 20 bin altın ödemiş, ancak  ‘Times Iron Works’’ firması iflâs edince gemi gelmediği gibi ödenen ilk taksit olan 20 bin altın da alınamamış ve Paşa şirketten teminat almadığı için bu olayda suçlu bulunmuş, 20 bin altın paşanın mallarının kirası ile 4 yılda geri alınmıştı.

Hilmi İşgüzar, Bakanlığı döneminde yolsuzluk, nüfuz ticareti, vazifeyi suistimal ve menfaat temini suretiyle Bağ-Kur ve SSK‘yı zarara uğrattığı iddialarıyla Millî Güvenlik Konseyi tarafından 2 Şubat 1981 tarihinde Yüce Divan’a sevk edilmiş, 9 yıl 8 ay ağır hapis ve 5 milyon 251 bin lira para cezasına çarptırılmıştı.

Tuncay Mataracı, 12 Eylül Darbesi‘nden sonra “rüşvet almak” iddiasıyla Milli Güvenlik Konseyi tarafından Yüce Divan‘a sevk edildi. Ekseriyetini “rüşvet almak” suçunun oluşturduğu, 25 ayrı suç iddiasından 43 yıl ağır hapis ve 787 milyon 386 lira para cezasına çarptırılarak Yüce Divan’ın kuruluşundan o tarihe kadarki en ağır cezaya çarptırdığı bakan olarak kayıtlara geçti. Tuncay Mataracı 10,5 yıl hapis yattıktan sonra 1991 yılında tahliye olmuştu.

45. Dönem Hükümetinde Devlet Bakanı olan İsmail Özdağlar olayı da bir hayli ilginç. İşi ilginç kılan o dönem Başbakan olan Turgut Özal’ın gösterdiği refleks. 1985’lerde yaşanan bu hadisede UM Denizcilik’in sahibi Uğur Mengenecioğlu, İsmail Özdağların petrol taşımacılığı konusunda kendisinden 25 milyon lira rüşvet istediğini ileri sürüyor. Başbakan Özal danışmanı Adnan Kahveci’yi bu olayı ortaya çıkartmakla görevlendiriyor. Kahveci, Mengenecioğlu’na konuşmaları kaydetmesi için bir teyp veriyor. Konuşma kaydı sonrası Özal, İsmail Özdağlar’ı Bakanlık görevinden derhal çekiyor ve Özdağlar “Rüşvet almak” ve “görevini kötüye kullanmak” iddiasıyla TBMM tarafından 15 Mayıs 1985 tarihinde Yüce Divan‘a sevk ediliyor. Davada dönemin Başbakanı Turgut Özal da tanık olarak dinlendi. Yüce Divan, “rüşvet” suçlaması için kanıt olmadığını vurgulayarak o suçlamadan beraat, “görevini kötüye kullanmak”tan ise 2 yıl hapis ve 30 bin lira ağır para cezasına hükmetti. Anayasanın 84. maddesi gereğince de Özdağların Milletvekilliği 5 Mart 1986 tarihinde düşürüldü.

1990’larda da Türkbank ve ihalelere fesat karıştırma iddialarıyla eski Başbakan Mesut Yılmaz, Devlet Bakanı Güneş Taner ve Bayındırlık Bakanı Koray Aydın gibi isimler Yüce Divanda yargılandılar.

Gördüğünüz üzere AKP öncesi ağır aksak da olsa işleyen bir Yüce Divan yargılama pratiği mevcut. Ancak gelin görün ki, pek çok yolsuzluk iddiasının gündemi aşındırdığı bu 24 yılda bir tane bile yargılama, Yüce Divan’a sevk örneği yok. Bildiğiniz üzere 17-25 Aralık soruşturmaları sonrası 4 bakan görevlerinden ayrıldılar, ancak Meclis çoğunluğu oylamasıyla Yüce Divan’a sevk edilmediler. O 4 bakan yargılanmadı, hesap vermedi. Olayın merkezindeki Reza Zarrap ise ABD’de itirafçı oldu. Şayet böylesi bir suçlama AKP öncesi iktidarlar döneminde yaşansa imiş, görünen o ki bu 4 Bakan Yüce Divan’da yargılanırmış.

Peki Dünyada uygulama nasıl? Onu da birkaç örnekle anlatalım.

Peru Cumhurbaşkanı Pedro Pablo Kuczynski’nin Odebrecht skandalı: Odebrecht isimli şirketin,  2016 yılında büyük altyapı projelerini kazanmak için Latin Amerika genelindeki yetkililere yaklaşık 800 milyon dolar rüşvet verdiğini, bunların 29 milyon dolarının Perulu yetkililere ödendiğini kabul etmesi ile başlayan skandalda Cumhurbaşkanı Pedro Pablo Kuczynski hakkında soruşturma açılmış ve Peru parlamentosunda 100 milletvekilinden 93’ünün Kuczynksi’nin ifade vermesi gerektiği yönünde oy kullanması üzerine mahkemede ifade vermişti.

Avusturya Şansölyesi Sebastian Kurz devlet bütçesini kendi lehine anketler ve olumlu haber yaptırmak için kullanmakla suçlanarak hakkında soruşturma açıldı. Açılan soruşturma kapsamında Avusturya polisi, Kurz’un ofisine ve Avusturya Halkın Partisi Genel Merkezi’ne baskın düzenledi. Kunz bu iddialar üzerine istifa etti.

İsrail Başbakanı Ehud Olmert ve Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma gibi isimler, görevdeyken açılan yolsuzluk ve nüfuz ticareti davaları nedeniyle istifa etmiş ve sonrasında hapis cezasına çarptırılmışlardı.

Ukrayna ağır bir savaş ortamından geçerken dahi enerji sektöründeki 100 milyon dolarlık rüşvet ve zimmet soruşturması kapsamında Adalet ve Enerji Bakanları istifa ettiler.

Dünyanın pek çok ülkesinde, devlet başkanı veya bakan düzeyindeki siyasiler haklarındaki ciddi iddialar sonrası siyasi etik gereği görevlerini bırakıyorlar.

Bu örnekler, gelişmiş veya gelişmekte olan demokrasilerde yolsuzluk şüphesinin dahi makamda kalmayı imkansız kıldığını ve istifanın yargılama sürecini engellemediğini göstermektedir.

Dünyadaki demokratik işleyişte, özellikle yolsuzluk veya büyük çaplı idari ihmal soruşturmalarında istifa “kurumsal sorumluluğun” bir gereği olarak görülür. Gelişmiş demokrasilerde bir bakan veya üst düzey kamu görevlisi, bağlı olduğu birimdeki bir yolsuzluk soruşturması üzerine sadece soruşturmanın selameti için değil, halkın kuruma olan güvenini tazelemek adına da istifa eder. Çünkü bu ülkelerde esas olan kişi değil, makamın dokunulmazlığı ve halka karşı olan sorumluluk bilincidir. Soruşturma usulleri de buna göre şekillenmiştir; bağımsız yargı kültürü siyasetin üzerinde bir denetim kurar ve siyasi sorumluların istifasını, yargı sürecinin baskıdan uzak durmasını sağlar.

Türkiye’deki tablo ise oldukça farklı. Fon vurgunu örneğinde olduğu gibi, devasa bir skandal yaşandığında dahi “kurumsal refleks” göstermek yerine “savunma refleksi” ön planda ortaya çıkıyor. “Benim haberim yoktu”, “O kişi münferit hareket etti” gibi söylemlerle, kurumsal hesap verebilirliği imkansız kılıyor.

Türkiye’de yolsuzluk soruşturmaları, genellikle olayın üst düzey sorumlulara dokunmaması için “dikey” bir yapılanma ile sınırlandırılıyor. Yani sorun, “bir alt düzeydeki memur” veya “dolandırıcı banka müdürü” ile sınırlandırılarak, sistemik hata göz ardı ediliyor. Oysa insanlık tarihi boyunca yaşanan örnekler, hesap sorulabilen ve sorumluların bedelini ödediği sistemlerin daha dirençli olduğunu gösteriyor. Fon vurgunu skandalında dahi sorumluluğu üzerine alacak bir mekanizmanın yokluğu, sorunun sadece bir “dolandırıcılık” değil, bir “yönetim kültürü” sorunu olduğunu açıkça ortaya çıkıyor.

Bir devlette skandallar yaşanabilir; ancak o skandalların sorumlularının koltuklarında oturmaya devam etmesi, skandalın kendisinden daha vahim bir “sistem sorunu”dur. Haftalardır yaşanan fon skandalında biraz da kamuoyunun tepkisi sonucu mecbur kalınarak Fatma Betül Sayan Kaya görevlerinden ayrıldı veya alındı. İstifa etmek veya görevden el çektirmek yerine görevlerinden aflarını istemek gibi garip bir uygulamaya şahidiz.

İstifa, bilindiği üzere kişinin kendi iradesiyle görevinden ayrılmasıdır. Bu kararın arkasında bir başarısızlık, siyasi sorumluluk, etik itiraz, yönetim anlaşmazlığı ya da soruşturmanın sağlıklı yürümesinin sağlanması bulunabilir.

“Görevden af ​​istemek” ise farklı bir anlam taşıyor. Burada siyasetçi, “Sorumluluğu üstleniyorum ve istifa ediyorum” demek yerine, “Beni bu görevden affetmenizi istiyorum” diyor. Karar yetkisini kamuoyuna veya bağımsız bir kurumsal değerlendirmeye değil, atamayı yapan yani onu oraya getiren siyasi iradeye bırakıyor. İstifada iyi-kötü yurttaşa karşı sorumluluk duygusu varken, af talebinde üst makama karşı sadakat ve izin ilişkisi var.

Demokratik sistemlerde bakanlar ve üst düzey yöneticiler, makamlarını kendilerine bağışlanmış kişisel imtiyazlar olarak değil, kamu adına sürdürülen geçici sorumluluklar olarak görür. Dolayısıyla görevden ayrılma kararı da öncelikle halka ve kamuya karşı sorumluluk çerçevesinde açıklanır. İstifada sorumluluk halka ve kamuoyuna karşıdır. Af talebinde ise sorumluluk yukarıya, yani atama makamına karşı. Bu durum, siyasal sistemin nasıl devam ettiğine dair bize güçlü bir mesaj veriyor. Görev, halka karşı sorumluluk gerektiren geçici bir kamu hizmeti olmaktan ziyade, kendisini atayan siyasi iradeye bağlı bir görev olarak görülüyor. Kamuoyu denetimi yerine liderin takdirini toplama amaçlanıyor. Böyle bir anlayış ve dil, demokratik sorumluluk kültürünü değil, patrimonyal bir yönetim anlayışını çağrıştırıyor.

Dünya tecrübesi bize yolsuzluk iddiasının varlığının dahi istifa getirdiğini ve yargılamanın tereddütsüz yapıldığını gösterirken Türkiye tarihi, siyasi etiğin ilkelerle korunduğu dönemlerden, meclis çoğunluğuyla yargı yolunun kapatıldığı evrelere geçişimizin ibret verici tablosunu sunuyor. Bu tablonun kendi kendine var olmadığını, bu kurumsal yolsuzluk düzenine tercihlerimizle geçit verdiğimizi hatırdan çıkarmayalım ve hiç değilse bu rezaletten sonra artık buna geçit vermeyelim.

Yazıma ABD’nin 26. Başkanı Theodore Roosevelt’in sözü ile başlamıştım, bitirirken o söze ben de bir ilave yapayım; Yolsuzluğa bulaşmış hiçbir insan, hiçbir yapı, hiçbir siyasi parti ülkesini feraha ve refaha ulaştıramaz.

Hakikatten ayrılmayanlara selamlarımla.

Etiketler: afdivangörevdenHaticeistifakültürüÜst ManşetVARyalvarışıyıldızyökYüce
PaylaşTweetPaylaşGönderTara
Hatice Yıldız

Hatice Yıldız

Önerilen Haberler

Bünyamin Ünal yazdı I Kibirli insan gerçekten kendine mi güvenir?
Köşe Yazarı

Bünyamin Ünal yazdı I Kibirli insan gerçekten kendine mi güvenir?

Suna Yaman yazdı I Rusya’nın asker sayısı ve savaş bütçesindeki artış Avrupa’yı korkutmalı mı?
Köşe Yazarı

Suna Yaman yazdı I Rusya’nın asker sayısı ve savaş bütçesindeki artış Avrupa’yı korkutmalı mı?

Erdoğan: İsrail’in başlattığı savaş piyasaları olumsuz etkilemeye devam ediyor
Köşe Yazarı

Hüsnü Yusuf Turabiç yazdı I Erdoğan’dan özeleştiri: “Kimilerini şeytan aldattı”

Fatma Zehra Fidan yazdı I Galiba asr-saadete ulaştık 
Köşe Yazarı

Fatma Zehra Fidan yazdı I Galiba asr-saadete ulaştık 

Popüler Haberler

“Oğlumu istiyorum, suçunu söyleyin ya da özgürlüğünü verin”

“Oğlumu istiyorum, suçunu söyleyin ya da özgürlüğünü verin”

Fatma Sayan’ın kardeşi, ikinci kez büyükelçi yapıldı

Fatma Sayan’ın kardeşi, ikinci kez büyükelçi yapıldı

Hakim çiftler arasındaki ‘zehirleme’ iddiası yargıya taşındı

Savcıdan dikkat çeken yakalama notu: Dosyanın müştekisi Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, ivedi acil

‘Yolyemezler’ suç örgütüne operasyon: 38 gözaltı

Kahvaltılık çalarken yakalanan 49 yaşındaki baba kelepçeyle gözaltına alındı

Fenerbahçe’nin N’Golo Kanté’ye ödeyeceği maaş belli oldu

Fenerbahçe’nin N’Golo Kanté’ye ödeyeceği maaş belli oldu

SABAH-A Haber’in ‘kayyum’ haberine Şamil Tayyar’dan tepki

AYM önündeki intihar sonrası Şamil Tayyar’dan iktidara emekli uyarısı: 17,1 milyon emeklinin feryadı

Öne Çıkan Haberler (Son 24 Saat)

Tera yöneticileri Emir Münir Sarpyener ile Erdin Özel tutuklandı

Tera yöneticileri Emir Münir Sarpyener ile Erdin Özel tutuklandı

Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında şarkıcı Nil Özalp gözaltına alındı

Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında şarkıcı Nil Özalp gözaltına alındı

Hatice Yıldız yazdı | Yüce Divan yok – İstifa kültürü yok- “Görevden af” yalvarışı var

Hatice Yıldız yazdı | Yüce Divan yok – İstifa kültürü yok- “Görevden af” yalvarışı var

Bünyamin Ünal yazdı I Kibirli insan gerçekten kendine mi güvenir?

Bünyamin Ünal yazdı I Kibirli insan gerçekten kendine mi güvenir?

TESK Başkanlığına Mehmet Yiğiner seçildi

TESK Başkanlığına Mehmet Yiğiner seçildi

MGK’da Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge için atılan adımlar değerlendirildi

MGK’da Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge için atılan adımlar değerlendirildi

‘Yolyemezler’ suç örgütüne operasyon: 38 gözaltı

Kahvaltılık çalarken yakalanan 49 yaşındaki baba kelepçeyle gözaltına alındı

“Oğlumu istiyorum, suçunu söyleyin ya da özgürlüğünü verin”

“Oğlumu istiyorum, suçunu söyleyin ya da özgürlüğünü verin”

‘Kredi Kartı Vergisi’ için yeni teklif: 1 milyon limiti olandan 10 bin TL kesilsin

Kredi kart limitini düşürten geri yükseltemiyor

Erdoğan’dan Bahçeli’ye Öcalan desteği

Erdoğan’dan Bahçeli’ye Öcalan desteği

Fon soruşturmasında Bulls Yatırım’a da tedbir: Eski bakan yardımcısının eşi ortaklar arasında

Fon soruşturmasında Bulls Yatırım’a da tedbir: Eski bakan yardımcısının eşi ortaklar arasında

Cinsel saldırıya uğradığını söyleyen üniversiteli genç kız ile ilgili şok gerçek

Cinsel saldırıya uğradığını söyleyen üniversiteli genç kız ile ilgili şok gerçek

AK Partili Hayati Yazıcı’nın oğlunun mal varlıklarına tedbir kondu 

AK Partili Hayati Yazıcı’nın oğlunun mal varlıklarına tedbir kondu 

Hakkında

Amacımız, haberlerde tarafsızlık, bağımsızlık ve doğruluk ilkelerine bağlı kalarak, okuyucularımıza en güvenilir ve en nitelikli haberi sunmaktır. Türkiye'de ve dünyada sağlık, ekonomi, siyaset, yaşam, spor, teknoloji, tarih ve gündeme ait gibi birçok alanda geniş bir haber yelpazesi sunarak, okuyucularımıza çeşitli konularda farklı bir bakış açısı kazandırmayı, Türkiye'de, dünyada neler oluyor, Dünyada da Türkiye'de neler oluyor diye merak eden insanların doğru habere zamanında, yazılı ve görsel olarak ulaşacağı büyük bir medya grubu olmayı hedefliyoruz.

false

Bizi takip edin

Kategoriler

  • Bilim-Teknoloji
  • Çalışma Hayatı
  • Çevre
  • Dünya
  • Edebiyat Deneme
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Foto Galeri
  • Gezi İzlenim
  • Gündem
  • Günün Yazarı
  • Güvenlik
  • Haber Analiz
  • Haber İzlenim
  • Haber Kulis
  • Haber Portre
  • Haber Yorum
  • Köşe Yazarı
  • Kültür-Sanat
  • Magazin
  • Medya
  • Özel Haber
  • Özel Röportaj
  • Politika
  • Portre
  • Sağlık
  • Son Haberler
  • Spor
  • Tarım-Hayvancılık
  • Türkiye
  • Yaşam
  • Yorum

Son Haberler

  • Tera yöneticileri Emir Münir Sarpyener ile Erdin Özel tutuklandı
  • Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında şarkıcı Nil Özalp gözaltına alındı
  • Hatice Yıldız yazdı | Yüce Divan yok – İstifa kültürü yok- “Görevden af” yalvarışı var
  • Bünyamin Ünal yazdı I Kibirli insan gerçekten kendine mi güvenir?

Gizlilik ve Güvenlik

  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım Koşulları
  • Çerez Politikası
  • Künye

 


 

İletişim
[email protected]
Whatsapp
+1 (224) 817-1794

Tekrar hoş geldiniz!

Aşağıdan hesabınıza giriş yapın

Parolanızı mı unuttunuz?

Parolanızı alın

Parolanızı sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş yap

Yeni çalma listesi ekle

Sonuç bulunamadı
Tüm sonuçları göster
  • Son Haberler
  • Gündem
  • Türkiye
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Spor
  • Yaşam
  • Kültür-Sanat
  • Bilim-Teknoloji
  • Language
    • English
    • العربية

© 2023 Turkish Post Haber - Tüm hakları saklıdır.

Sitemizde deneyimlerinizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Web sitemizde gezinmeye devam ederek bu çerezlerin kullanımına izin vermiş olursunuz. Gizlilik Politikası & Çerez Politikası.