(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
AK Partili Nihat Zeybekçi de fondan çıktı. Fakat Fatma Betül Sayan gibi ‘fon vurguncusu’ değil, ‘fon mağduru’. İktidar partisinde fonun kazananı da var, kaybedeni de… Zeybekçi “Mağdur 455 bin kişiden biriyim…” dedi. Sayan kârını kapıp çıktı. Zeybekçi’nin ortağı olduğu şirketler içeride kaldı. Kendisinin söylediği bu… Eğer aksi söz konusuyla gerçek kısa sürede ortaya çıkar. Zeybekçi’nin dikkat çeken bir cümlesi var. Fon krizine de ışık tutacak türden; “Devlet bunları saniye saniye bilebilecek, müdahale edebilecek durumda…”
‘Devlet’ dediği ilgili kurumlar… Ve tabii iktidar… Meselenin can alıcı noktalarından biri bu… Kriz göz göre göre mi geldi? Birileri göz yumdu? Kim o birileri…? Sorumluluk sadece bürokrasi de yoksa siyasetin de rolü veya payı var mı? Maliye Bakanı Mehmet Şimşek aylar öncesinden işareti verdi; “Manipülasyon var…” dedi. Niye beklendi? Hemen müdahale edilemez miydi? Zararın neresinden dönersen kâr değil miydi? Niye son ana kadar beklendi? Zeybekçi açıkça söyledi; “Saniye saniye bilinecek durumda…”
Fatma Betül Sayan ‘fon kârını’ iade etti. Ardından savcılık ilgili kurumlara yazı göndererek ‘mal varlığının dondurulmasını’ istedi. Tabanın beklentisi daha ileri… Yargının ‘hesap sorması’. Sayan milletvekili değil, dokunulmazlığı yok. Skandala karışan birçok isim gözaltına alınırken ‘Sayan’a dokunulmaması’ AK Parti içinde de ‘rahatsızlığa’ neden oldu. Çünkü durum çok ciddi… Krizin seçim kaybettirme riski söz konusu… Eğer sokaktaki insanı tatmin edecek adımlar atılmazsa siyasi faturanın AK Parti iktidarına kesileceği aşikar. Sayan ‘suç üstü’ yakalandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan meselenin öneminin farkında… AK Parti’nin misyonu, siyasetteki anlamı ve önemi üzerine vurucu mesajlar verdi. Özeleştiri yapmayı da ihmal etmedi. Şu sözler içeriye dönüktü; “Kimilerinin başı döndü, kimileri kibir tuzağına düştü. Kimileri kendi şahsi davasını, milletin ve ümmetin davasının önüne koydu. Kimileri yolunu şaşırdı. Kimileri nefsinin esiri oldu. Kimilerini şeytan aldattı…” Bu sözlerin adresi az çok belli… Her bir cümlenin kime veya kimlere söylendiğini kestirmek zor değil. Fon skandalına bulaşanlara bakan yönü de olduğu muhakkak. İlk anda “Nereye uzanıyorsa…” dedi.
Fatma Betül Sayan’ın ‘af talebini’ kabul etti. Ve partideki tüm görevlerinden uzaklaştırdı. Kulisler Sayan’ın biraz ağırdan almak istediği, meseleyi soğuttuktan sonra karar vermek istediği yönünde… Erdoğan konunun ‘zamana yayılmasına’ pek sıcak bakmadı. Çünkü partiyi yıpratan ve aşındıran boyutu vardı. Her geçen saat aleyhe işliyordu. Gece yarısına doğru Sayan ‘af talebini’ sosyal medyadan duyurmak zorunda kaldı. Çok yukarıdan düştü. Bir kaç gün önce zirvede dolaşırken bir anda kendini kapının önünde buldu. Bir siyasetçi için çok kötü son…
Erdoğan’ın mesajı ‘özeleştiri ile sınırlı’ değildi. AK Parti’nin misyonunu tekrar hatırlattı; “AK Parti adı gibi ak bir partidir. İsmi ile müsemma bir partidir. Kimse bu partinin aklığına halel getiremez, o aklığa leke süremez. Bu konuda hiç kimseye tolerans göstermeyiz. Devletin malına, milletin malına el uzatanla da bizim işimiz olmaz, olamaz…” Beyaz lekeyi kolay belli eder. Onun için şair “Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu / Birinciliği beyaza verdiler…” diye yazdı. Erdoğan çok keskin tavır koydu. Evet, ‘bazı kelleler uçacak…’
Erdoğan’ın son zamanlardaki en duygusal konuşmalarından biri bu… Köklere herkesin anlayacağı türden vurgu yaptı. Kuruluş felsefesini önce partililere hatırlattı sonra topluma… Çünkü ‘sorgulanır’ hale gelmişti. Söz yeterli değil, politika ile desteklenmesi lazım. Vatandaşın göreceği şekilde somut adımların atılması gerekir. Fatma Betül Sayan’ın istifası ‘evet’ doğruydu fakat ‘yetmez…’ ‘Ayrıcalıklı görüntüden’ de çıkarılması lazım. Yargı emsallerine nasıl davranıyorsa ona da aynı muameleyi yapması gerekir. Yoksa sokaktaki insanın tatmin olması mümkün değil.
Cumhurbaşkanı DDK’yı harekete geçirdi… Yarın Meclis kapılarını açacak. Bir ‘araştırma komisyonunun’ da gündeme geleceği ortada… DDK ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında kurul oluşması önemli… Fakat sadece bürokrasiyle sınırlı kalması eksik olur. Muhalefetin de içinde bulunduğu Meclis komisyonunun toplumda daha olumlu yankı bulacağı da aşikar. Bürokratlar sonuçta iktidarın memurları…





