(The Turkish Post) – KEMAL ALBAYRAK
Bu iktidara bir sözüm var: Muhalefete yönelik hukuka aykırı uygulama iddiaları titizlikle incelenmeli; hukuk devleti ilkelerinden ayrılmamalıdır.
Muhalefet, basın, sanatçılar, düşünürler ve siyasetçiler; iktidarın yanlışlarını eleştiren, toplum adına denetim yapan önemli aktörlerdir. Bu nedenle eleştirilere kulak verilmesi ve farklı görüşlere saygı gösterilmesi gerekir.
Mersin Belediye Başkanının evine yönelik arama haberini görünce ciddi bir kaygı duydum. Benzer uygulamaların geçmişte çok sayıda kişiyi mağdur ettiği yönündeki iddialar da kapsamlı ve bağımsız biçimde araştırılmalıdır. Yaşlılar, öğrenciler, gazeteciler, sanatçılar ve toplumun farklı kesimleri, yalnızca siyasi görüşleri veya aidiyetleri nedeniyle ayrımcılığa uğramamalıdır. Aksi hâlde toplumsal kutuplaşma ve güvensizlik derinleşir.
Unutmayın: Hukuk dışı uygulamalar, hangi dönemde ve kime karşı yapılırsa yapılsın, gelecekte yeni mağduriyetlere zemin hazırlayabilir. Rövanş siyaseti doğru değildir; yeni rövanşlara yol açacak adımlardan kaçınılmalıdır.
Kamu görevlilerinin ve siyasi iktidarın her işlemi, gerektiğinde bağımsız yargı ve demokratik denetim mekanizmaları tarafından incelenebilir. İşkence, kötü muamele, taciz, cinsel saldırı veya haksız işten çıkarma gibi ciddi iddialar varsa bunlar somut delillerle araştırılmalı ve sorumlular hakkında hukuka uygun işlem yapılmalıdır. Devlet imkânları, herhangi bir kişiyi veya grubu baskı altına alma aracı olarak kullanılmamalıdır.
Kamu kaynaklarının kötüye kullanıldığı veya usulsüz finansman sağlandığı yönündeki iddialar, kanıtlar ortaya konularak ve adil yargılama ilkelerine uyularak soruşturulmalıdır. Kamuoyunun bilgi edinme hakkı gözetilmeli; ancak kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadan kişiler suçlu ilan edilmemelidir. Mağduriyet iddiaları da bağımsız biçimde incelenmeli, mevcut yasalara uyulmalıdır. Güç kalıcı değildir; adalet ve hukuk güvencesi herkes için gereklidir.
Bugün siyasi destek sağlayan çevreler, koşullar değiştiğinde farklı tutum alabilir. Bu nedenle hiçbir siyasi yapı, demokratik denetimden ve hukuki sorumluluktan muaf görülmemelidir. Ekonomik veya siyasi çıkar ilişkilerinin kamu yararının önüne geçmesine izin verilmemelidir.
Kamuoyunda, bazı kişilerin veya grupların mağdur edildiğine ilişkin ciddi iddialar varsa, yasaların uygulanmasından endişe edilmemeli; aksine iddialar şeffaf ve tarafsız biçimde araştırılmalıdır. “Konuşurlarsa ne yaparız?” anlayışı, demokratik yönetimle bağdaşmaz. İddiaları dış güçlere veya anonim sosyal medya hesaplarına bağlamak yerine somut bilgi ve belgeler ortaya konulmalıdır. Siyasi rekabet ve parti içi anlaşmazlıklar da kamu yararı gözetilerek, doğrulanabilir bilgiler temelinde değerlendirilmelidir.
Geleceğe ilişkin kaygı, yalnızca suç isnadı yöneltilen kişileri değil, hakları ihlal edilen herkesi etkiler. Bu nedenle masumiyet karinesi korunmalı, suç isnatları ise bağımsız yargı tarafından değerlendirilmelidir.
Ülkede, farklı kesimlerin idari işlemler ve kamu görevlerinden uzaklaştırmalar nedeniyle mağdur edildiği yönündeki değerlendirmeler dikkatle ele alınmalıdır. KHK’lar ve benzeri işlemler, bireysel sorumluluk ve etkili başvuru hakkı gözetilerek yeniden incelenmelidir. İktidara yakın veya uzak herkes için aynı hukuk standardı uygulanmalıdır. Kamu yönetiminde dürüstlük, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri güçlendirilmelidir.
Bunları hiç sorguladınız mı? TBMM, bu iddiaları araştırmalı; gerekli gördüğü durumlarda komisyonlar kurmalı ve kamuoyunu düzenli biçimde bilgilendirmelidir.
Ülke, kamu kaynaklarının dağıtımı ve ekonomik imtiyazlar bakımından ciddi bir adalet tartışmasıyla karşı karşıyadır. Bazı şirket veya grupların ayrıcalıklı muamele gördüğü yönündeki iddialar incelenmeli; kamu zararının oluşup oluşmadığı bağımsız denetimle belirlenmelidir. Ekonomik yükün adil paylaşılmadığı bir düzen sürdürülemez. Her baharın bir kışı, her kışın da bir baharı vardır; ancak kalıcı toplumsal barış için adaletli politikalar gerekir.
Ekonomide, hukukta ve toplumsal barışta ciddi sorunlar yaşandığı yönündeki eleştiriler dikkate alınmalıdır. “Dindarlık, vatan, bayrak ve dış tehdit” gibi söylemler, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını veya hesap verebilirliğin ertelenmesini haklı gösteremez. Bu değerler, siyasi tartışmalarda ayrıştırma aracı olarak kullanılmamalıdır.
Hukuka dönün. Toplumsal barışı sağlamak için mağduriyet iddialarını kabul edin, gerekli durumlarda özür dileyin ve telafi mekanizmaları oluşturun. Mezarlıkları ziyaret etmek, hayatın geçiciliğini ve kamu görevlerinin sorumluluğunu hatırlamak açısından anlamlı olabilir. Siyasi mücadele, hukuk ve ahlak sınırları içinde yürütülmelidir.
Toplumu bir arada tutan hukuki ve ahlaki kurallar işlevini yitirir, adalet mekanizmalarına güven azalır ve liyakat ilkesi zedelenirse suçla mücadele de zorlaşır. Güvenin yeniden tesis edilmesi için bağımsız yargı, şeffaf yönetim, etkili denetim ve eşit yurttaşlık ilkeleri güçlendirilmelidir. Gücü olan için her şey mubah değildir; kamu gücü, hukukla sınırlıdır.
Geçmiş uygulamalarda ısrar eden bir yönetim anlayışı, yeni ve daha adil bir yola giremez. İnsanların uğradığını ileri sürdüğü mağduriyetlerin sorumluluğu, bağımsız inceleme ve yargı süreçleriyle ortaya konulmalı; hiç kimse hesap verebilirlikten kaçmamalıdır.
Samimi olarak söylüyorum:
Yapmayın!
























