(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Türkiye’de gazetecilik yapmak çok zordur. Özellikle de siyaset ve futbol muhabirliği yapıyorsanız, sorumluluğunuz iki kat daha artar. Çünkü habere konu olan siyasetçilerle Meclis’in bir köşesinde kesinlikle karşılaşırsınız. Hatta bir gazete ya da televizyon kanalının takım muhabiriyseniz, işinizin zorluğunu anlatmama imkan yok.
Neden mi? Gününüz takip ettiğiniz takımın antrenman maç programları ile geçtiği için, sporcularla artık abi ve kardeş gibi olursunuz. Amacınız gazetecilik yapmaksa tabii ki.
Özellikle futbolcuların yaş ortalamasının küçük olmasından dolayı, bazı sporcular biraz alıngan olabiliyor haliyle yapılan haberler karşısında. Bir gazetecinin futbolcunun düşük kondisyonu ya da formsuzluğu ile ilgili bir yazısı, bütün hayatını altüst edebiliyor. Bundan dolayı da bazı futbolcuların, gerçek anlamda gazetecilik yapanlara, nasıl tavır takındığının da onlarca örneği var.
Ancak geçtiğimiz günlerde, Trabzonsporlu Hüseyin Türkmen’in Trabzon’da gazetecilik yapan takım muhabiri Hasan Tüncel’e karşı yaptığı saygısızlık, yaşanan tabloyu yeniden gözler önüne serdi.
Öncelikle şunu ifade etmem gerekiyor. Bu köşeden Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan’ı, yaptığı transferler ve yönetim anlayışından dolayı eleştirdim. Ancak kendisinin insani yönünü ve medeni yaklaşımlarını da övmüşümdür. Çünkü eleştiri, sadece mesleki sınırlarla ve yönetimle ilgili olmalıdır.
Bu açıdan Tüncel’le ilgili bir futbolcunun olumsuz davranışı sonrasında gözlerim Sayın Doğan’a çevrildi. Biliyorum ki hem takımın hocası Şenol Güneş hem de Başkan Ertuğrul Doğan, bir gazeteciye yapılan bu saygısızlığa tahammül göstermeyecektir.
Şunun altını çizmem gerekiyor. Gazeteci Hasan Tüncel’i bir gazeteci olarak tanırım. Anadolu’nun güzel bir şehrinde Trabzonspor’un takım muhabirliği yapmakta.
Özellikle takım yönetimiyle de iyi bir ilişkisi olduğu içinde, takım içerisinden güzel kulis haberlere imza atıyor. Kısacası Tüncel, kimsenin borazanını üflemiyor. Sadece gazetecilik yapmaya özen gösteriyor. Haliyle takım içerisinde yaptığı kulis haberleri de, bazı oyuncuları rahatsız etmiş durumda.
Tüncel, Trabzonspor’da forma şansı bulmakta zorluk çeken ve sık sık sakatlık sorunu yaşayan Hüseyin Türkmen ve Serkan Asan’a Bodrumspor’dan teklif gelmesine rağmen her iki oyuncunun da bu teklifleri kabul etmediğini belirten bir kulis habere imza attı.
Bence bu haberde mesleki ve ahlaki bir sorun görmüyorum. İki oyuncuya teklif gelmesinde bir sorun yok. Ancak Hüseyin Türkmen isimli futbolcu, teklifi reddettiği yönündeki haberden dolayı, Tüncel’e veryansın ediyor. Gazeteci arkadaşımız, kendi ahlak anlayışına uymadığı için, görüşmenin ileri versiyonu anlatmak istemiyor. Haliyle haklı! Ne diyecek? Hüseyin Türkmen bana küfür ve hakaret mi etti diyecek! Medeni olarak “Gerisini söylemek istemiyorum” dedi.
Şimdi gelelim sorunların temel kaynağına. Burada Hüseyin Türkmen, sadece Hasan Tüncel’i hedef almamıştır. Şayet Tüncel, yazdığı haberde bilerek ve isteyerek, Türkmen’i hedef almış olsa, bir kasıt aranabilir. Ancak Hüseyin Türkmen, yıllardan beri bu takımın kadrosunda. Ancak bir tane 90 dakikası yok. Futbolculuk hayatı sakatlık ve yedek kulübesinde geçtiğini herkes biliyor.
Şayet bir takımdan teklif varsa, oynamak için insan can atar. Kaldı ki takımdan kaç tane oyuncu başka takımlara kiralık gönderildi. Yaptığım araştırmalara göre bu haberlerin çoğunda da Hasan Tüncel’in imzası var.
Demek ki Tüncel’in kimseyle bir sorunu yok. O zaman söz sırası şimdi Başkan Doğan’da. Bu girişimden sonra, Türkmen’i kiralık değil, sözleşmesi fesih edilerek gönderilmeli. Çünkü bu fıtratta bir futbolcuyu Trabzonspor artık hak etmiyor.
ELEŞTİRİ SADECE, SAHADAKİ PERFORMANSA GÖRE OLMALI
Ben yıllarca bu mesleğin içinden gelmiş biri olarak bazı analizler ortaya koymak istiyorum.
Trabzonspor futbolcusu Hüseyin Türkmen’in bir gazeteciye hakaret etmesi, futbol dünyasında sıkça rastlanan bir gerilimin güncel örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor aslında.
Olayın temelinde, spor basınının futbolcuları eleştirme biçimi ile futbolcuların bu eleştirilere verdiği tepkiler arasındaki gerilim yatıyor bana göre. Yukarıda izah ettim. Takım muhabirliği çok zordur. Özellikle birkaç ay sonra oyuncularla çok samimi oluyorsunuz. Bu da sizi bazen kısıtlayabiliyor. Çünkü samimi olduğunuz bir futbolcuyu köşenizde eleştirmek, yerden yere vurmak çok zordur. Özellikle de spor gazeteciliği, futbolcuların performansını değerlendirmek ve bunu kamuoyuyla paylaşmak üzerine kurulu bir meslek dalı olduğundan dolayı, gazetecilerin eleştirileri bazen sert olabilir.
Ancak burada önemli olan nokta, eleştirinin yapıcı olup olmadığıdır. Eleştiri, futbolcunun sahadaki performansına, taktiksel hatalarına ya da gelişim alanlarına odaklanmalı; kişisel hakaret, küçümseme veya aşağılamaya dönüşmemelidir.
Üzülerek söylemem gerekir ki; Türk spor basınında, sıklıkla eleştirinin hakarete, yapıcı geri bildirimin ise linç kültürüne dönüştüğüne şahit oluyoruz. Spor yorumcularının bazıları, futbolcuların hatalarını analiz etmek yerine, onları ağır ifadelerle hedef alırken, bu durum, futbolcuların psikolojik olarak yıpranmasına, özgüven kaybına ve hatta sahadaki performanslarının olumsuz etkilenmesine neden olabiliyor.
Futbolculuk da gazetecilik gibi kamuoyunun önünde olan meslek dalları arasında. Övgü de eleştiri de bu mesleklerin doğalarında var. Ancak eleştiriyi kabul etmek ile ona saldırgan bir tepki vermek arasında ince bir çizgi vardır.
Hüseyin Türkmen’in gazeteciye hakaret etmesi, futbolcuların eleştiri karşısındaki sınırlarını tartışmaya açıyor maalesef.
Bir futbolcunun eleştirilere yanıt verme hakkı elbette vardır. Fakat bunu yaparken profesyonelliğini koruması beklenir futbolcudan. Hakaret, doğrudan bir saldırı ve etik dışı bir tepki olarak kabul edilir. Bu tür bir tepki, futbolcunun itibarına zarar verdiği gibi, futbol kamuoyunda da yanlış bir örnek oluşturur.
Burada tabii ki, futbolcuların psikolojik durumlarını ve üzerlerindeki baskıyı da göz ardı etmememiz gerekiyor. Sürekli hedef gösterilmek, sosyal medya linçlerine maruz kalmak ve bazen ailelerinin dahi bu saldırılardan etkilenmesi, futbolcularda öfke patlamalarına neden olabilir.
Bu yüzden, futbolcuların psikolojik destek alması ve kulüplerin oyuncularına medya ile ilişkiler konusunda eğitim vermesi önemlidir bana göre. Dolayısıyla Hüseyin Türkmen özelinde olduğu gibi, futbolcuların gazetecilere hakaret etmesi, profesyonel sınırların aşıldığını ve futbolcuların medya ile sağlıklı bir ilişki kuramadığını bir kez daha gösterdi kamuoyuna.
SON SÖZ DOĞAN VE GÜNEŞ’TE
Artık son sözü söyleyecek iki isim var. Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan ve teknik patron Şenol Güneş. İki taraf da açık yüreklilikle dinlenmeli.
Şayet gazeteci Hasan Tüncel’in kulis haberinde Hüseyin Türkmen’i şahsi olarak hedef alacak bir yaklaşım yoksa, Türkmen’e yol gösterilmeli.
Umarım genç futbolcu arkadaşımızın hem Tüncel’e hem de kamuoyuna söyleyecek bir sözü vardır.
Son söz olarak şunu vurgulamalıyım. Kişinin mesleği, statüsü ya da gelir seviyesi ne olursa olsun, bir başkasına tepeden bakma ve küfür etme hakkı yoktur. Medeni insanlar, eleştirilere bağırarak ve hakaret ederek tepki göstermezler. Uygar insanların en güzel cevabı mesleklerindeki başarıları olmuştur. Hüseyin Türkmen de bir gazeteciye hakaret etmek yerine, takım kadrosuna girip, 90 dakika çetin bir mücadele göstermekle, kendini ispat etmelidir.























