(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Geçmişe takılıp kalmayı sevmem. Ancak geriye dönüp, oradan dersler çıkarılması gerektiğine sonuna kadar inanırım. Çünkü insanoğlunun geçmişte yaşadıklarından çıkardıkları dersler günümüzde ona yol gösteren bir fener olma özelliği taşıyor. Bundan dolayı da, her bir birey anı yaşarken, geride iyi izler bırakmak zorundadır. Özellikle de, topluma mal olmuş, futbolcu, siyasetçi ve sanatçıların, dilin şehvetine kapılmadan bir hayat sürmesi gerekir. Neden mi? İnsanoğlu için şartlar ve mekanlar her daim değişkenlik taşır. Bir gün A takımının formasını giyen bir futbolcu ya da basketbolcu, birkaç yıl sonrasında rakip başka bir takıma transfer olabilir. Çünkü sporcular profesyonel bir hayat sürmek durumundadır. Tabii ki, kalbinde bir aslan yatar.
Ancak profesyonel hayatı bunu her zaman gizlemeyi başarır. Ancak altyapı eğitimi almamış, iyi bir danışmanı olmayan, hatta geldiği statü ile eğitimi arasında hiçbir bağ ve köprü kurmayan sporcular, dilin şehvetine mağlup olur bir anda. Takımının şampiyonluk ya da farklı bir eğlencesinde, rakip takıma, arkadaşlarına ve taraftarına ağza alınmayacak galiz küfürler edebilir. Fakat bir anlık hevesin faturası çok ağır olabilir. Bundan dolayı atalarımız sürekli uyarır: “Büyük lokma ye, büyük söz konuşma…” diye.
İşte Türkiye’nin önemli futbolcularından Kerem Aktürkoğlu bugün geçmişteki hatalarını yeniden gözden geçiriyor. Belki de günlerden beri, “Keşke dilimi eşek arısı soksa da, bu galiz küfürleri Fenerbahçe’ye yapmasaydım” diye düşünüp duruyordur. Ben, bu sözlerden sonra Fenerbahçe’nin Benfica ile Kerem Aktürkoğlu pazarlığı yapmasını anlamış değilim. Aktürkoğlu, dünyanın en iyi oyuncusu da olsa, bu sahaya adım atmamalı. Çünkü takım taraftarları günlerden beri, transfere tepki gösteriyor. Ama yönetim kulağını ve gözünü kapatmayı tercih ediyor. Benden uyarması… Bırakalım Kerem, Benfica’da yoluna başarıyla devam etsin. Hatta istediği bir takımda doyasıya mücadele versin. Fenerbahçe tutkusunun bir değeri olmalı. Aksi durumda, her küfür eden, bir gün soluğu bu kulüpte alabilir, Allah muhafaza…
Ben oldum olası, futbola bir kültür ve ahlak penceresinden bakmayı tercih ederim. Bu açıdan futbol oynamak, yalnızca bir spor değil, aynı zamanda bir kültürün, ahlaki yapının ve sosyal değerlerin aynasıdır bana göre. Bu açıdan bakıldığında, sahada yaşanan her olay yalnızca bir müsabakanın parçası değil, aynı zamanda toplumların karakterini dışa vuran sembolik birer göstergeden ibarettir. Geçmiş dönemde de şampiyonluk kutlaması esnasında Kerem Aktürkoğlu, Mario Icardi ve Okan Buruk’un sarı lacivertli takıma ve taraftarlarına yönelik, ağır küfürleri, yalnızca bir futbolcunun öfke patlaması olarak geçiştirilmemeli. Bu çirkin yaklaşım tarzı, Türk futbolcusunun saha içindeki etik sınırları, öfke kontrolü ve sportmenlik anlayışı hakkında daha derinlikli bir tartışmayı gerekli kılıyor aslında.
Bunu sadece Kerem Aktürkoğlu özelinde düşünmemek gerekiyor. Bazı takımlarla bütünleştiğini iddia eden oyuncuların, sahada rakibine yönelttiği hakaret, maalesef Türk futbolunun kronikleşmiş bir sorununu temsil ediyor. Bu aslında, kural tanımazlık ve denetimsizlikle birleşen hareket tarzı olarak literatürde yerini alıyor. Türk futbolcuların önemli bir kısmında, eleştiriye tahammülsüzlük, rakibe karşı kişiselleşen tavırlar ve mağlubiyet halinde öfkeye teslim olma gibi patolojik eğilimler görülüyor. Küfür, çoğu zaman bir oyun içi refleks değil, kişiliklerin ve kültürel altyapıların tezahürü olarak ortaya çıkıyor. Para, şöhret ve lüks kullanımı noktasında hiçbir eğitim almayan milyonluk oyuncular, bir anda hırslarının esiri olabiliyor. Aslında bu dönemdeki sporcuların ciddi bir psikolojik eğitimden geçmesi gerekiyor. Takımlar, oyunculara milyon Euro maaş vermesine karşın, onların sosyal eğitimi ve toplumsal kaynaşması noktasında hiçbir desteği vermiyor. Bu da Türk takımlarındaki en büyük eksiklik olarak kayıtlara geçiyor.
İNGİLTERE’DE RAKİBE VE HAKEME KÜFÜRE AĞIR CEZA VERİLİYOR
Ben yıllardan beri Türk oyuncuların Avrupa’ya transfer olmasını savunanlar arasındaydım. Artık Kerem Aktürkoğlu ve Orkun Kökçü’den sonra kararımı değiştirdim. Bu oyuncular neden geri dönmek istiyor bunu merak eden yok ne yazık ki. Kerem, Benfica’ya giderken kendi isteği ile gitmişti. Avrupa macerası başlamadan bitti. Sadece kendine değil, kendisini takip eden oyuncu arkadaşlarına da kötü örnek oldu. Ben Kerem’in Avrupa’da iyi bir seviye yakalayacağını hayal etmiştim. Çünkü onda o potansiyel fazlasıyla mevcuttu. O oradan hiçbir ders alamadan gerisin geri Türkiye’ye geri gelmeye karar verdi. Elbette Avrupalı futbolcular da hatalar yapar, sinirlenir, zaman zaman sertlik sınırını aşarlar. Ancak bu durumun kültürel düzeyde bir alışkanlığa dönüşmediği açıkça görülebilir. Özellikle üst düzey liglerde mücadele eden futbolcuların saha içindeki soğukkanlılığı, rakibe yönelik fiziksel ve sözel saldırılardan büyük ölçüde uzak durmaları, bir etik eğitim meselesi olur. Biz sporcuların bu etik anlayışa sahip olması için Avrupa’yı işaret ediyoruz. Yoksa Türk futbolunun oyunculara etik ve ahlaki bir katkı sağlayacağını asla düşünmüyorum.
Benim için İngiltere gibi çok üst düzey bir seviyedir. Burada oynamak bir oyuncu için hayal olmalıdır. Mesela bir Premier Lig oyuncuları, hakeme ya da rakibine doğrudan küfrettiğinde ağır para cezası, uzun süreli men ve kamuoyu baskısı ile karşı karşıya kalıyor. Bu sistem, futbolcunun kişisel öfkesini törpülemesini sağlıyor. Ayrıca, öfke ve eleştirinin saha yerine basın toplantılarında, sosyal medyada ya da sendikal yapılar içinde ifade edilmesi teşvik ediliyor. Bunun yanında ayrımcılık taşıyan söz ve fiillere de ağır yaptırımlar uygulanıyor. Bizde durum aynı mı? Örneğin Avrupa’da altyapıdan yetişen oyunculara yalnızca futbol dersi değil; davranış, iletişim, medya karşısında duruş ve empati gibi sosyal beceriler de öğretiliyor. Türkiye’de ise altyapı hâlâ teknik yetersizlikler ve bireysel egoizmle örülüdür. Futbolcular hiçbir teste tabii tutulmadan bir anda A takımın kadrosuna dahil ediliyor. Bol sıfırlı bir sözleşmenin ardından oyuncunun başı dönüyor. Sahada görmek istediğiniz oyuncuları başka yerde aramak zorunda kalıyorsunuz.
TFF GEREKLİ CEZALARI VEREMİYOR
Avrupa’da futbolu yönetenler bu adımları atarken, TFF ne yapıyor acaba? Türkiye Futbol Federasyonu, saha içi ahlak ihlallerine karşı yeterli ve istikrarlı bir disiplin mekanizması işletmediği gibi, kulüplerin kendi oyuncularını koruma refleksiyle hareket etmesi de sorunu kronik hale getiriyor. Bu da haliyle küfrü ve ağır sözleri neredeyse normalleştiriyor. Şayet kutlama esnasında ve sonrasında Kerem Aktürkoğlu, Icardi ve Okan Buruk cezaya tabii tutulmuş olsaydı, bu ahlaki yoksunluğun kapısı aralanmazdı. Bu açıdan Aktürkoğlu’nun davranışı bir öfke anı olarak geçiştirilmemeli. Bu olay, Türk futbolunun yalnızca teknik ya da taktik anlamda değil, ahlaki olarak da bir rehabilitasyona ihtiyaç duyduğunu açıkça göstermesi açısından çok önemli.
Çünkü futbol sahası, yalnızca yeteneklerin değil, karakterin de sergilendiği bir platform olarak yerini almalı. Fenerbahçe yönetimi Aktürkoğlu’nun kendilerine ve taraftarlarına yaptığı ağır küfürleri sineye çekerek yoluna devam edecekse, buyursun yoluna devam etsin. Taraftarının sosyal medyada oluşturduğu tepkilere bile kulaklarını tıkayan bir yönetim, aslında taraftarı takmadığının işaret fişeğini veriyor. İşler iyi giderken her şey normal kabul edilebilir. Ancak Şampiyonlar Ligi ön elemesi ve devamında bir başarısızlık gelirse o zaman gelen tepkiler de hoş karşılanmalı.
Ben yine bildiğimi okumak istiyorum. Yönetimine ve taraftarına küfür eden bir oyuncu asla o kulüpten içeri adım atmamalı. Dünyanın en iyi oyuncusu da olsa. Çünkü Fenerbahçe gibi bir kültürü ve geçmişi olan bir takıma kimse küfür ve hakaret edemez. Ettiğinde de bedelini ödemek zorunda. Aksi hâlde, uluslararası alanda sadece sportif değil, ahlaki olarak da temsil sorunu yaşamaya devam eder bu kulüp. Ne yazık ki, bu durum sadece futbolcunun değil, bir toplumun kendine yakışanı yapamaması anlamına da gelir.
























