(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Bir dönem Türk takımları adeta Avrupa’da nam salmıştı. Galatasaray’ı, Beşiktaş’ı, Fenerbahçe’si ve Bordo Mavili takım, aldığı başarılı sonuçlarla adından söz ettiriyordu. Öyle ki, Avrupa’nın başarılı takımları bile, Türkiye’ye geleceği zaman ayakları titrerdi. Hem sahadaki etkin mücadele hem de tribün desteği bunun baş etkeniydi. Haliyle takımların kadrosunda bulunan yıldız oyuncuların performansları diğer faktörler arasında yer alıyordu. Ancak bir zamanlar Avrupa’da adından söz ettiren, Şampiyonlar Ligi’nde galibiyetler alan, UEFA kupaları kaldıran Türk futbolunun dört büyük kulübü derin sorunlarla mücadele ediyor. Bunun en başında da kulüplerin içinde bulunduğu borç sarmalı geliyor. Dört büyük takımımızın, milyarları aşan borçları sadece kendi geleceklerini değil, Türk futbolunu da tehdit ediyor. Bu tablo yalnızca ekonomik bir başarısızlık olarak değil; kulüplerin kurumsal yönetim zaaflarının, liyakatsiz kadrolaşmanın ve popülist yaklaşımlarının sonucu olarak okunmalı. Üzülerek belirtmem gerekir ki, 2025 yılı itibarıyla kulüplerin toplam borcu 1.14 milyar Euro seviyesine ulaştı.
Mayıs ayında liglerin bitmesinin ardından gözler, dört büyük takımın yapacağı sansasyonel transferlere çevrildi. Ancak Galatasaray’ın kadrosuna dahil ettiği Leroy Sane haricinde, hiçbir takımdan bir adım gelmiyor. Türkiye’deki spor gazeteleri, her gün bir dünya yıldızını İstanbul’a indirse de, kulüp başkanları bu kez yoğurdu üfleyerek yemeye çalışıyor. Çünkü, hem uzun vadeli sözleşmeli oyuncuların varlığı hem de kadrodaki şişkinlik, yönetimlerin elini bağlayan en temel sorunlar arasında yer alıyor. Gerçi, Avrupa’da oynayan oyuncular için Türkiye tam anlamıyla bir cennet! En önemlisi vergi yok… Hayatta bedava… Kulüpler yabancı oyuncuların bütün masraflarını ödemeyi taahhüt ediyor. Çocuklarının okul taksitlerine kadar. Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir deniz yok ne yazık ki!
DÖRT BÜYÜK TAKIMIN BORCU 1 MİLYAR EURO’DAN FAZLA
Gelelim temel soruna… Türk takımlarının transfer yapamamalarının temelinde kasada bir kuruş paranın olmaması yatıyor. Har vurup, harman savrulan transfer ödemelerinden dolayı dört güzide takımımız borç sarmalına girmiş durumda. Şubat 2025 itibarıyla kulüplerin Bankalar Birliği’ne olan toplam borcu yaklaşık 200,4 milyon Euro. Kara Kartal’ın 93 milyon Euro, Fenerbahçe’nin 76.6 milyon Euro, Sarı Kırmızı takımın da 30.8 milyon Euro borcu bulunuyor. Trabzonspor’un ise bu yapılandırmada borcu bulunmuyor. Ancak asıl borç yükü Bankalar Birliği dışında. Galatasaray’ın banka dışı borcu 293.9 milyon Euro seviyesinde. Fenerbahçe’nin 255.5 milyon Euro, Beşiktaş’ın 209.3 milyon Euro ve Trabzonspor’un da 184.6 milyon Euro borcu bulunuyor. Böylece dört büyük kulübün toplam borç yükü, döviz bazında 1 milyar 143 milyon Euro’yu geçiyor. Şartlar böyle olunca, takımların yıldız oyuncuları kadrosuna dahil etme şartı bulunmuyor. Bundan dolayı da ucuz ve orta seviyede oyuncuları kadrosuna dahil etmeye gayret gösteriyor. Hal böyle olunca da, ligin kalitesi de aynı oranda düşüyor. Seyir zevki düşen bir lige de, yayıncı, sponsor ve Avrupalı şirketler de ilgi göstermiyor.
Yaşanan krizin temelinde haliyle yönetimler yer alıyor. Maalesef, Türkiye’de kulüp yönetimleri, istikrarsızlık ve popülizm girdabına saplanmış durumda. Başkanlık seçimleri, genellikle kulübü rasyonel bir şekilde yönetebilecek kişiler arasında değil, en çok taraftarı coşturan, en büyük yıldız isimleri vadeden adaylar arasında geçiyor. Bunun sonucunda da, gerçekçi olmayan vaatlerle seçilen yöneticiler, birkaç yıl içinde kulübü daha da borçlandırıp görevi bir başkasına devrediyor. Bu dönüşüm içinde, uzun vadeli planlama, alt yapı yatırımı ya da kurumsal dönüşüm gibi kavramlar hiçbir zaman gündeme gelmiyor. Yönetimler birer “geçici kurtarıcı” olarak görülüyor, oysa ihtiyaç duyulan şey, köklü ve tutarlı bir reform anlayışı. Ayrıca mevcut yasanın da kulüp başkanı ve yönetimleri bağlamamasından dolayı borç sarmalı artarak devam ediyor. Çünkü, başkanlar bu kanunun güvencesine sığınarak, sınırsız yetkililer oyuncu alımı gerçekleştiriyor. Birkaç yıl sonra yönetimi devrettiğinde de, borç yükünü bir sonraki yönetimin sırtına yüklüyor.
TARAFTAR VE MEDYA BASKISI, KULÜPLERİ ZORLUYOR
Bir diğer sorun olarak da, taraftar ve medya destekli başarı baskısı geliyor. Taraftarlar sabırsız, medya da transfer haberleriyle reyting peşinde ne yazık ki. Her sezon takımdan şampiyonluk bekleniyor, her beraberlik bir kriz olarak yansıtılıyor. Bu baskı ortamında yöneticiler, sürdürülebilir bir takım kurmak yerine, günü kurtaracak yıldız isimleri alarak tribünleri ve medyayı susturmaya çalışıyor. Sonuç olarak da, borçlar büyüyor, takımın kimyası bozuluyor, başarı yine gelmiyor. Ancak kazanan yöneticilerle, takımla yüksek maaş karşılığında uzun dönemli kontrat yapan futbolcular oluyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan konfor şartları altında, mesleklerini yerine getiriyor. Hatta konfor alanında elde ettikleri kazançlarını da değerlendirme fırsatı yakalıyorlar. Aksi bir başarısızlık halinde, taraftarın baskısı geldiğinde de, sırtını dönüp tepki vermeye çalışıyorlar ne yazık ki. Şunun altını çizmek gerekiyor ki, başarı ve başarısızlık halinde, sırtını dönmeyen sadece taraftar oluyor. Tuttuğu takıma gönül veren gruplar, hem maçlara giderek hem de forma satın alarak, takımın gönüllü sponsoru oluyor haliyle. Şartlar böyle olunca da, taraftarların bir başarısızlık halinde yönetim ve futbolculara tepki vermeleri de, makul karşılanmalı. Her ne kadar takımın patronu yönetim olsa da, taraftarsız bir takımın başarı elde etmesi de mümkün değil.
MODERN FUTBOL, ARTIK SAHADAKİ SKORLA SÜRDÜRÜLEMEZ…
Futbolun içinden gelmiş bir kişi olarak belirtmem gerekir ki, modern futbol, artık yalnızca sahadaki skorla değil, finansal sürdürülebilirlik, marka yönetimi ve altyapı başarısı ile koordineli değerlendirilmek durumda. Avrupa’da mücadele eden Borissia Dortmund, Bayern Münih, Liverpool ve Benfica gibi takımların borç batağına saplanmadan rekabet etmelerinin temelinde bu şartların olgunlaşması yatıyor. Fakat, Türkiye’de hala “başkan cebinden para verir” zihniyeti egemenliğini koruyor. Halbuki modern kulüpler, kendi kendini döndüren ekonomik modellerle yönetilmek zorunda. Dört büyüklerin bu modele geçememesi, onları uzun vadede Avrupa düzeyinde rekabet edemez hale getiriyor. Bir diğer etken de, kulüp başkanların başarılı iş adamları olmaları. Örneğin; Ali Koç, Ertuğrul Doğan, Dursun Özbek ve Serdar Adalı gibi isimler, kendi şirketlerini profesyonel kadrolarla yönetiyor. Hepsinin şirketi de yılın sonunda kar açıklayarak, ülkeye ciddi değer katıyor. Ancak bu kadar başarılı iş adamlarının, kulüplerinde hata yapmasının sebebi de, yönettikleri takımda profesyonel hareket etmemeleri. Ayrıca kontrat altına alınan borç miktarları, şahıslarından ziyade, kulübün geleceğini ipotek altına aldığı içinde, başkanlar konforlarından feragat edemiyor. Koltuklarında devamlı kalabilmek adına da, sansasyonel adımlar atmaktan da geri durmuyorlar.
Sonuç olarak bir konunun altını çizmek gerekiyor. Bu ağır ekonomik tablo karşısında, Türk futbolunun dört büyük takımı, artık radikal değişim yapmak zorunda. Şeffaflık, liyakat, finansal disiplin ve uzun vadeli planlama merkezli bir dönüşümle, öncelikle kulüpleri ağır ekonomik çıkmazdan çıkarabilirler. Açıkça ifade edilmesi gerekirse, sportif başarıya ulaşılmasının tek tek yolu da buradan geçiyor. Bu bütünlüğün sağlanması içinde, sadece kulüp yönetimlerinin değil, taraftar ve medyanın da destek vermesi gerekiyor. Tabii ki, başarılı bir yönetim eliyle kulüpleri borçları kapatılabilir. Kaldı ki, batma aşamasındaki onlarca şirketin, yeniden eski günlerine dönüş yaptığına şahit olduk.
Fakat, kötü yönetimin yarattığı güven ve itibar kaybının nelere sebebiyet verdiğini bilmemiz gerekiyor. Tamam takımların başkanları iyi birer iş adamı olabilir. Ancak yönettikleri kulüplerde bıraktıkları tabloyu gördüğümüzde, iyi birer spor adamı olmadıklarını da söylememiz gerekiyor. Türkiye’de başarılı olmak artık tek başına bir anlam ifade etmiyor. Yıllardan beri Avrupa kupalarında aldığımız başarısız sonuçları dikkate aldığımızda, Türk futbolunu yönetenlerin şapkalarını önlerine almaları gerektiğin söylemem gerekiyor.






















