(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Mehmet Uçum’un kim olduğunu bilmeyen yoktur herhalde. Sık sık ekranlarda arz-ı endam ediyor. Aynı zamanda sosyal medyayı aktif olarak kullanan biri. Erdoğan’dan sonra ‘sesi en çok çıkan kim’ diye sorulsa ‘Mehmet Uçum’ cevabı verecekler az değildir. Sesi hem yüksek hem de belli ağırlığa sahip. Görmezden, duymazdan gelinemeyecek türden…
Uçum, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın danışmanlarından biri. Sıradan danışman değil, başdanışman. Erdoğan’ın kaç başdanışmanı veya danışmanı vardır? Onlarca… Belki 100’ü aşkın. Aralarında Mehmet Uçum kadar bilineni ve konuşanı yok. Kamuoyunun önüne en çok çıkan başdanışman o. Özgül ağırlığı sanki bakanlardan bile fazla. Misyonu bir danışmandan ötesi olmalı…
Hangi danışman Meclis Başkanı’na laf edebilir? Hangi danışman iktidar partisinin yöneticisine parmak sallayabilir? Hangi danışman partinin önemli isimleriyle polemiğe girebilir? Hangi danışman hükümet ve parti adına konuşanlara ayar verebilir? Bütün bunları yapar da koltuğunu kaç danışman koruyabilir? Yakın siyasi tarihi iyi okudum, Mehmet Uçum gibisini görmedim, duymadım.
Uçum gücünü nereden alıyor? Danışmanlığını yaptığı Erdoğan’dan mı? Siyasi geçmişi ve politik çizgisi AK Parti’den uzak biri. Kendini solda tanımlıyor. Bir dönemlerin ‘komünist partilisi’. Erdoğan’dan çok Doğu Perinçek çizgisine yakın. Vatan Partisi iktidarın bileşenlerinden biri. Acaba Perinçek’in temsilcisi olarak mı orada bulunuyor?
Yani gücünü Erdoğan’dan değil de AK Parti’yi iktidarda tutan dinamiklerden mi alıyor? AK Parti içinden yükselen itirazlara ve eleştiri oklarının hedefi olmasına rağmen statüsünü ve varlığını korumasının bir sebebi olmalı. Bünye içinden biri olsaydı çoktan kapı dışarı edilmişti. Erdoğan’ın kendisinden başka konuşanlara tahammülü olmadığı örnekleriyle sabit. Mehmet Uçum neden istisna?
Erdoğan’ın hukuk danışmanlarından ve hemşehrisi İzzet Özgenç isim vermeden Uçum’a ‘Saray’daki çakal’ dedi ve çok ağır ifadelerle eleştirdi. Eski Bakan Hüseyin Çelik ‘komünist bozuntusu’ diye yüklendi. AK Parti’nin vicdanı olduğu kabul edilen ve Erdoğan’ın ‘abi’ dediği Bülent Arınç da Uçum’un çıkışlarından rahatsız; ‘Adam gemi azıya almış gidiyor. Arkasında olsa olsa eski yoldaşlarından Perinçek olur’ dedi. En son AK Partili Şamil Tayyar ‘Devleti ve kurumları çökerten Soroscu…’ dedi. Erdoğan, yol arkadaşlarının itirazlarını dikkate almadı. Bu tepkiler Uçum’un konuşmasına da engel olmadı.
Son olarak T24’ten Cansu Çamlıbel’e uzun bir röportaj verdi. Çok konuşulacak tartışılacak şeyler söyledi. Bahçeli’nin Öcalan açılımı, Kürt meselesi ve Erdoğan’ın adaylığı üzerine söyledikleri ‘ses getirecek’ türden. Konumunu, ‘Erdoğan’ın fikri asistanı’ olarak tanımladı; “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fikri yardımcılarından biri olarak yürütme içinde görev yapan biriyim. Açıkladığım görüşler de görevlerimin gerekleri olan ödevlerin sonucudur. Cumhurbaşkanı istediği sürece de fikri asistanlık işine devam edeceğim.”
‘Fikri asistanlık’ ilk kez duyduğum bir kavram. Siyasi ve fikri danışmanlığı anladık da ‘asistanlık’ ne ola ki? Asistanlık akademik bir ünvan… Siyasetle, siyasi hiyerarşiyle uzaktan yakından ilgisi yok. Siyasette asistanlık değil, uzmanlık esastır. Danışmanlık da uzmanı olduğu sahaya göre anlam kazanır. ‘Fikri asistanlık’ diyerek konumunu ve pozisyonunu emsallerinden ayrıştırıyor. Sıradan olmadığı, farklı olduğu her halinden belli de bunu kendisinin ifade etmesi ilginç.
‘Fikri yardımcı’ olarak ‘yürütmenin içinde görev yapan biri’ derken neyi kastettiğini de anlamadım. Danışmanlar ne zamandan beri yürütmenin içinde oldu? Yürütmenin içinde olanlar bakanlardır, bürokrat statüsündeki danışmanlar değil. Sınırlarını zorlayan bir tanımlama bu. Erdoğan’ın özellikle bu pozisyona bir cevabı olmalı. Bu cümlenin onu da rahatsız ettiğini düşünüyorum. Kendisini bakanlarla eşdeğer gören bir başdanışman… Bu normal olabilir mi?
Siyasi çizgisini tanımlarken kullandığı ifadeyse şu; “Benim dünya görüşüm yurtsever demokratlıktır. Benim dünya görüşüm Türkiye’nin bağımsızlığından yana bir görüştür. Antiemperyalist mücadeleden yana bir görüştür…” Kullandığı kelime ve kavramların şifresini çözmek zor değil. Türkiye’nin yakından tanıdığı, bildiği bir jargon bu. Sığ, içeriği zayıf, temelsiz slogandan ibaret. Adını söylemiyor ama doğrudan Doğu Perinçek çizgisini işaret ediyor. Neden açıkça ‘Perinçek…’ demiyor. Herhalde AK Parti’den gelecek tepkilerden çekiniyor.
Uçum, Bahçeli’nin başlattığı süreci sahiplenen ve çerçevesini çizmeye çalışan bir yaklaşım içinde. Kim adına? Söyledikleri Erdoğan’ı bağlıyor mu? Yoksa kişisel görüşü mü? Erdoğan, Bahçeli’nin Öcalan açılımını Uçum kadar sahiplenmedi, mesafeli durdu. İçeriğine girmeden genel değerlendirmeler yapmakla yetindi. Uçum ise Bahçeli’nin açılımını daha ileri taşımanın çabası içinde. Söyledikleri bir yana, kullandığı dil son derece sorunlu. Erdoğan’ın sözcüsü gibi konuşması ne kadar sağlıklı… Erdoğan eğer görev vermediyse tabii.
Uçum’un analiz edilmesi ve değerlendirilmesi gereken çok mesajı var. Selahattin Demirtaş’ın, Erdoğan’ı kastederek ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ sözünü ‘ihanet’ olarak yorumlaması gibi. Bir siyasi parti liderinin, bir başka parti liderinin adaylığına karşı çıkması nasıl ‘ihanet’ olarak yorumlanabilir? Bu itham demokrasiyle nasıl bağdaşır? Farklı parti, farklı siyaset demek… Erdoğan’ı cumhurbaşkanı yapmak Demirtaş’ın demokratik görevlerinden biri mi? İhanet, dönemlik gibi kavramlar sol jargonun eseri.
Benim merak ettiğim, Uçum’un mesajlarına Erdoğan’ın ne diyeceği… Sessiz mi kalacak? Ki bu kabullenmek demek… Yoksa ‘artık yeter, sus mu?’ diyecek? Ya da öfkeyle karışık ‘Görüşlerini kamuoyuna değil bana anlat…’ mı diyecek?






















