(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
AK Parti ilçe ve illerden başlayan kongre sürecini çok önemsedi. Partinin yerel teşkilatlarında büyük değişimler yaşandı. İl başkanlarının 4’te 3’ü yenilendi. Bu çok büyük bir rakam… Neredeyse teşkilatlar ‘sil baştan’ yeniden kuruldu. Değişimin sebebi belli, 31 Mart’ın faturası…
AK Parti 31 Mart yerel seçimlerinde yıllardır yönettiği birçok şehri kaybetti. ‘Bir çok’ tabiri hafif kalır. Ekseriyeti veya çoğunluğu demek lazım. Yenilginin sorumlusu il veya ilçe teşkilatları mıydı? Değildi elbette. Seçim mağlubiyetinin nedeni sadece yerel teşkilatlar mıydı? Hayır, en alttan en üste kadar herkesin sorumluluğu vardı.
Fakat fatura ağırlıklı olarak ‘parti teşkilatlarına’ kesildi. İstanbul gibi büyük iddialarla il başkanı seçilen isimler koltuğundan oldu. Teşkilatlar kadar olmasa da parti yönetiminde hissedilir oranda değişim yaşandı. MKYK’ya 39 yeni isim girdi. Yarıdan fazlası değişti. Ancak 36’sı yerini koruyabildi. MYK’nın o düzeyde değişimden nasibini aldığını söylemek zor. Partinin ekran yüzü sözcü Ömer Çelik yerinde kaldı. Bu ismi niye söylüyorum çünkü sokaktaki vatandaş AK Parti deyince ekranda onu görüyor.
Büyük kongrenin sloganı ‘Adında AK, Işığında İstikbal’ idi. Siyasi uzman ve iletişimciler bu sloganı pek beğenmedi. Diğer kongrelere göre ‘ışıltısız ve heyecansız’ bir slogan yorumlandı. Daha fazla çağrışımlar yapan, zengin ve derinliği olan slogan bulunabilirdi. ‘İsim ve gelecek’ vurgusu fena değil ama bu farklı sözcüklerle ifade edilebilirdi.
AK Parti kongresini şubatın sonunda topladı. Kış mevsiminde yani. Geç mi kaldı, yoksa acele mi etti? Oysa siyasi gelenek, parti kongrelerinin genellikle sonbahar aylarında yapılmasıydı. AK Parti tarihinde bir ilk olan Şubat Kongresi’ni seçim takvimiyle ilişkilendirmekten başka anlamı olamaz. Erdoğan’ın henüz açık etmediği bir ‘seçim planı ve takvimi’ var. Bütün politika ve siyasi hamlelerini buna göre şekillendiriyor. Kongre süreci de buna dahil. AK Parti’yi seçimlere ‘yenilenmiş parti yönetiminin’ götüreceği kesin gibi.
Hem Erdoğan hem de AK Parti kritik sürece girdi. Erdoğan siyasi hayatının finalini yapacak. Aday olup olamayacağı tartışmalı olsa da o bütün hesabını tekrar adaylığı üzerine yapıyor. İbrahim Tatlıses’e ‘Varım…’ dedi zaten. Erdoğan gibi bir isim 31 Mart yenilgisiyle siyasete veda etmek istemez. Bir seçim zaferi 31 Mart sonrası çok daha anlamlı hale geldi.
Her parti sandığa ‘kazanmak’ üzerine gider. Erdoğan için ‘seçim zafer’ demek. 31 Mart’ı istisna tutarsak… Erdoğan’ın, 7 Haziran sonrası yaptığı gibi ‘yenilgiden tekrar zafer çıkarmak’ en büyük hedefi. Siyasi yaşamının en kritik ve kader seçiminin onu beklediğini söylemem bu yüzden. Tabii önce ‘adaylık bilmecesini’ çözmesi lazım.
Milletvekili transferleri bu çözüm yollarından sadece biri… Erdoğan, AK Parti’nin kapılarını ardına kadar açtı. Ahmet Davutoğlu gibi bir kaç kişi dışında her gelenin önüne kırmızı halılar seriliyor ve içeri ‘buyur’ ediliyor. Kürşat Zorlu gibi İYİ Parti’nin sözcülüğünü yapmış biri bile soluğu AK Parti’de aldı. Ve kongrede parti vitrinine çıkmayı başardı, genel başkan yardımcısı oldu. Bana biraz AK Parti’nin kuruluşunda yer alan Kürşat Tüzmen’in pozisyonunu hatırlattı. Her ikisinin de ismi Kürşat ve her ikisi de milliyetçi kökenli…
Transferde en büyük sürprizi Serap Yazıcı Özbudun yaptı. Gelecek Partisi milletvekiliydi, Meclis’e CHP listelerinden girdi. Serap Hanım bir akademisyen… Eşi Türkiye’nin sayılı anayasa hukukçularından biriydi. Hem Meclis kürsüsünden hem de ekranlarda AK Parti’nin ‘hukuk politikalarına’ ağır eleştiriler yönelten Serap Hanım’ın AK Parti macerası merak konusu. Nasıl ikna edildiği çözülemedi? İstifa ederken sadece ‘gördüğüm lüzum üzerine’ demekle yetindi. Neydi ‘o lüzum…’ bilen yok. Bu tabir klasiktir. Genellikle sebebi söylenmeyen istifa metinlerinde kullanılır.
Bu dönem parti değiştiren milletvekili sayısı çok. Ama siyasi tarih Serap Yazıcı Özbudun’a ayrı paragraf açacak. Hızlı muhaliflikten, iktidarın gölgesine geçmek o kadar kolay değil. Bu ‘değişim veya dönüşümü’ siyasi bünyenin nasıl kaldıracağını ben de merak ediyorum. Benzerlerinde sık rastlandığı türden ‘sessizliğe gömüleceğini’ sanmam. Özellikle yeni anayasa konusunda hem görünür olacak, hem de AK Parti’nin hukuk politikalarının kamuoyuna anlatılmasında rol alacak. Ve her defasında da eleştirilerin odağında yer alacağı muhakkak.
Bir magazin unsuru olarak eski futbolcu Mesut Özil’in AK Parti kadroları arasına katılması da önemliydi. Siyasi partiler zaman zaman bünyelerine kamuoyunun yakından tanıdığı renkli isimleri alır. Özil de bunlardan biri. Futbolcu kökenli tek siyasetçi o değil. Yeşil sahalarda çalımlarıyla iz bırakan Ünal Karaman da İYİ Parti’den AK Parti’ye geçti. En azından bir dönem daha milletvekilliğini kurtardığı söylenebilir. Serap Hanım için de aynı şeyi söyleyebiliriz.
Evet, 31 Mart yenilgisinin gölgesinin düştüğü AK Parti’nin kongre sürecinde alt düzeyler büyük, üst yöneticiler ise daha küçük bedeller ödedi. Parti yönetiminde isim ve yüzlerde değişimler yaşandı. Bu temel politikalara yansır mı? Paradigması değişir mi? Bu soruya ‘evet’ cevabı vermek zor. Yine de kabine revizyonunu görmek lazım. Kabinede de ‘büyük revizyon’ beklentisi var. Ve eli de kulağında…





















