(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Düşünüyorum, acaba Kemal Kılıçdaroğlu’nu cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetmek mi daha fazla üzdü yoksa CHP Genel Başkanlığı koltuğunu yitirmek mi? Mayıs seçimlerini kazanabilirdi, Erdoğan’ı en zayıf anında yakalamıştı, rüzgarı arkasından alıyordu, 6 parti yanındaydı. Doğrusu iyi ‘oyun kurdu’. ‘Helalleşme’ dedi, Saadet gibi muhafazakâr partilerle aynı masada oturdu.
Fakat sağ seçmenin eli Kılıçdaroğlu’na oy vermeye gitmedi. Buna rağmen seçim ikinci tura kaldı. Erdoğan işi ilk turda bitiremedi. Bu onun adına ‘başarısızlık’ idi. Kılıçdaroğlu’nun ‘ikinci tur’ stratejisi kelimenin tam anlamıyla ‘felaketti’. Ümit Özdağ’la ‘akla ziyan’ anlaşma yaptı. Ülkeyi yönetecek profilden uzak davranışları ‘toparlama’ şansı ve imkanını yerle bir etti.
HİZİP DENİNCE AKLA CHP GELİR
CHP genellikle ‘devlet iktidarının’ bir parçası olduğu için siyasi iktidarı yitirse de gam yemez. Sivil ve askeri bürokrasi, yargı ve medyada hükmü yürür. O yüzden asıl iktidar mücadelesi ‘parti içinde’ verilir. Kimisi için ‘CHP’de iktidar olmak, ülkede iktidar olmaktan daha önemlidir. Ansiklopediler bile ‘hizip’ maddesini anlatırken örnek olarak CHP içindeki çekişmeleri örnek gösterir.
AK Parti’nin seçim zaferleri CHP’nin ‘devlet içi iktidarını da çökertti’. Bürokrasi, yargı, medya CHP’den uzaklaştı, AK Parti limanına demirledi. Bu kadar uzun süren güçlü yönetimin kaçınılmaz sonucuydu bu. CHP sıradan bir partiye dönüştü. ‘Atatürk’ün partisi’ gibi klişe laflar Kemalistlerin nostalji ve romantizm duygularını okşamaktan öteye gitmedi. Siyasi ağırlığını yitiren CHP’nin ‘sayısal ağırlık’ kazanmak için sandığa yüklenmekten başka seçeneği kalmamıştı.
Kılıçdaroğlu ‘siyaseti ve süreçleri’ doğru okudu, partisini katı, laik ve Kemalist çizgiden toplumun merkezine doğru ilerletti. 27 Mayıs’a bile açık tavır almaktan kaçınmadı. ‘Altılı Masa’ böyle doğdu. Yerinde bir projeydi. ‘Sonuç vermesi’ mümkündü. Seçim kazanmak işten bile değildi. Eğer Kılıçdaroğlu ‘adaylık sürecini’ doğru yönetebilseydi Mayıs seçimlerinden zaferle çıkardı. Belli ki o da ‘dolmuşa bindi’.
CHP İLK KEZ KAZANMAYA BU KADAR YAKLAŞMIŞTI
Mayıs’ı kaybetmenin bir bedeli olacaktı? Belki de tarihinde ilk kez CHP, ‘büyük kazanmaya’ bu kadar yaklaşmıştı. Bu, parti tabanında da bir travmaydı. Şampiyonluğu son maçta kaybeden takımın travması gibi. Kurultay’a ’Mayıs’ın yarası’ ile gitti. Kendisinden sonra bir ‘geçiş dönemini’ hazırlayabilirdi. Yapmadı, yarışa girdi. Ekrem İmamoğlu’nun başını çektiği iç muhalefet ‘yenilginin faturasını’ kesti.
Kurultay’da neler döndü? Delegelerin oyları ‘parayla satın alındı’ mı? Seçime ‘şaibe’ karıştı mı? Kaybeden suçu kendinde bulmaz, değişik iddialara sarılır. Bu toprakların özelliğidir. Ya hakem kötüdür, ya rakip hile yapmıştır. Bir zamanlar seçimlerden sonra çöplüklerde ‘oy pusulaları’ bulunurdu. Ve bunların hepsi de kaybeden partiye basılmış mühürlerle dolu olurdu. CHP’ye yani… Çöplüklerde basın açıklaması yapıldığını hatırlarım.
‘Kaybetmeyi kabullenmek’ kolay değil. Hele iki seçimde art arda hüsrana ve bozguna uğramanın altından kalkmak çok zor. Kazanmaya bu kadar yaklaşmışken, zafer sadece bir adım ötedeyken kaybetmek çok daha ağır olmalı. Sonuçta Kılıçdaroğlu kaybetti. Hem de ‘büyük kaybetti’. Ve de ‘kaybettirdi’. Ülkenin yarısını oluşturan muhalefet blokunun başını öne eğdi. Demirel’in ‘Tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur’ sözünü bile boşluğa düşürdü.
‘KEMAL BEY, ÇOCUĞUNU DOĞURURKEN ÖLEN ANA GİBİ…’
‘Umut’ olanın ‘felakete’ dönüşmesinden daha kötü ne olabilir? ‘Kemal Bey çocuğunu doğururken ölen ana gibi…’ benzetmesini yapan haklı… Çocuk doğdu. Ama ana da öldü. Çocukta umut var. Nitekim ilk seçimde sandıktan zaferle çıktı. Yanlış anlaşılmasın bu çocuk Özgür Özel falan değil, Kılıçdaroğlu’nun Yeni CHP’si… Mansur Yavaş’ı partiye kazandıran, Ekrem İmamoğlu’nu bulup çıkaran Kılıçdaroğlu’ndan başkası değil. Kabul etmek lazım ki CHP’ye yeni bir ruh üfledi…
Köşesine çekilip, tribünden siyasi gelişmeleri izlemek varken ‘elini partinin’ içine attı. Bu kadar uzun süre genel başkanlık yapmış bir ismin izlerini partiden silip atmak mümkün değil. Hem milletvekili düzeyinde hem de örgütte hâlâ Kılıçdaroğlu’nun işaretini bekleyenlerin varlığı sürpriz değil. Kulislere uzak ben bile bir süredir, ‘40-50 civarında’ milletvekilinden söz edenleri duyuyorum. Kılıçdaroğlu’nun tekrar genel başkanlığa dönmek istediğini sanmıyorum.
Şaibeli kurultay iddiası bu şartlarda ortaya atıldı. İlk kim gündeme getirdi? Kılıçdaroğlu’nun çevresi mi? Erdoğan’ın Kasım ayındaki grup konuşması dikkat çekiciydi; ‘Karşımıza çıktığı istisnasız bütün seçimleri kaybeden bu zat, kendi partisi içerisinde de her türlü hakarete uğrayan, şaibeli bir kurultayla devrilip sürgüne gönderilen bir siyasetçi eskisi… Yenilen pehlivan güreşe doymazmış. Bu zat da partisini tekrar kurultaya götürmek için karanlık ittifaklar kurma ve delege avı peşinde koşarken gündeme gelmenin yolunu bize sataşmakta, daha doğrusu bizim üzerimizden prim yapmakta görüyor…’.
MUŞ’TAKİ CHP’LİNİN İDDİASI, BURSA’DA SORUŞTURMAYA KONU OLDU
Aylar önce Muş’ta bir CHP’linin iddiası Bursa’da soruşturmaya konu oldu, ardından dosya Ankara’ya gönderildi. Ve ‘şaibeli kurultay’ ülkenin gündemine bir girdi, pir girdi. İfade vermeye gitmeyeceğini açıklayan Kılıçdaroğlu ve çevresi dosyaya malzeme taşıyor mu? Belki… Hatay’da seçimi kaybeden Lütfü Savaş kurultayın iptali için dava açacağını duyurdu. AK Parti ve medyası konuyla çok ilgili… Erdoğan grup konuşmasında yine bu konuya değindi. İnsanın aklına gelmiyor değil acaba heybedeki ‘büyük turp’ bu muydu?
‘Şaibeli’ denen kurultay yargı kararıyla iptal edilir mi? Kurultayın iptali 31 Mart seçimlerinin meşruiyetini de tartışmaya açar mı? İş, 31 Mart’ın da iptaline kadar gider mi? Şimdi Ankara’da bunlar tartışılıyor. Kurultay tartışmaları, erken seçim sürecini başlatmış, ön seçim manevrasıyla bir adım öne geçmiş CHP’ye mevzi kaybettirdiği açık. Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının buna zemin ve malzeme hazırlamasının siyaseten lehlerine sonuç vermesi mümkün değil. Kurultay yenilense bile sonuç değişir mi? Hiç sanmam…
Kılıçdaroğlu herhalde CHP’ye seçim kaybettirmek istemez… Yoksa ister mi? ‘İnsan ve siyaset’ söz konusu olduğunda tarih bize gösteriyor ki her şey mümkün.
























