(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Başını Heyet-i Tahriri Şam’ın (HTŞ) çektiği muhalif grupların bu kadar kısa sürede ‘domino teorisi’ gibi önce Halep ardından Hama ve Humus’u ele geçirerek ‘son vuruşu’ yapmaları bekleniyor muydu? Yıllardır Rusya ve İran’ın desteğiyle direnen Esad’ın bu kadar kolay pes etmesi, arkasına bakmadan ülkeyi terk etmesi öngörülüyor muydu? Putin neden Esad’ı kaderiyle baş başa bıraktı?
Muhalif grupların arkasında kim vardı? Neden bugüne kadar başarılı olamayan ve sürekli geri püskürtülen muhalifler otobanda gider gibi kolayca Şam’a ulaştılar? Esad mı kağıttan kaplana dönüştü yoksa muhalif gruplar mı aslan kesildi? Esad rejiminin düşmesiyle sonuçlanan gelişmelerin şekillenmesinde rol oynayan güç veya güçler kim ya da kimler?
Türkiye olaylara yön veren ülkelerden biri mi? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın birkaç hafta önce görüşmek ve Suriye’nin geleceğini konuşmak için Putin’i aracı olarak devreye sokması bir tesadüf müydü yoksa olacakların habercisi mi? Birkaç haftalık iktidar ömrü kalan Esad’la neden görüşmek istesin? Erdoğan Cuma günü bir yandan ‘hedef kazasız belasız Şam’ derken diğer yandan neden ‘bölgede sıkıntılı ve arzu etmediğimiz gelişmeler oluyor’ dedi.
Bölgede her taşın altından çıkan İsrail olayın neresinde? Yanı başında bulunan Suriye’deki gelişmeleri uzaktan seyretmekle yetinir mi? Esad’ın gitmesinde Netanyahu’nun parmağı ne kadar Suriye’nin içinde? Neden Esad’ın düştüğü günü ‘tarihi’ diye niteledi? İsrail’in Hamas ve Hizbullah’a operasyonlarıyla Suriye’de yaşananlar arasında bir ilişki var mı? İsrail’i Suriye’nin dışında görmek ne kadar doğru?
Peki Esad’ın gitmesinden duyduğu memnuniyeti gizlemeyen Amerika sadece okyanus ötesindeki bir seyirci mi? Suriye’de askeri güç bulunduran Washington yönetimi Suriye’de olup bitenleri uzaktan izler mi? Ortadoğu dünyanın en karmaşık coğrafyası olduğuna göre Suriye’de kimin eli kimin cebinde? ABD, Avrupa ülkeleri, Fransa veya mesela İngiltere Suriye’yi kendi haline bırakır mı?
Soru çok. Bir gerçek var ki… O da Suriye’de 61 yıllık Baas rejimi çöktü. Esad ailesinin saltanatı sona erdi. Baba Hafız Esad’dan sonra iş başına gelen Beşar Esad’ın iktidar dönemi, karışıklıklar ve iç savaşla geçti. Esad, Rusya ve İran’ın desteğiyle son ana kadar direndi. Ama son anda ne olduysa tek başına kaldı. Ne Putin imdadına yetişti ne de İran.
Erdoğan’ın Esad’ın gitmesinden memnuniyet duyduğunu söylemek yanlış olmaz. Türkiye en ağır bedel ödeyen ülkelerin başında geliyor. Milyonlarca Suriyeli mülteciye yıllardır ev sahipliği yapmak zorunda kaldı. Ve bir ‘mülteci sorunu’ doğdu. Esad’dan sonra Suriyelilerin evlerine dönmemeleri için hiçbir gerekçeleri yok. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da Esad’ın ülkeyi terk etmesini mülteciler üzerinden yorumladı.
Türkiye’nin ‘ihtiyatlı iyimserlik’ içinde olması doğal. Esad dönemi Ankara’nın çok başını ağrıttı. Fakat Esad’dan sonra Suriye’nin ne olacağı da soru işareti? Gelen gideni aratır mı? Irak, Saddam’dan sonra bir daha toparlayamadı. Ankara’nın hiç de hoşnut olmadığı Kuzey Irak’ta bir Kürt yönetimi kuruldu. Benzer bir kurguyu Suriye’de asla istemez. Ya Esad’ı deviren güç, özerk bir Kürt bölgesi arzuluyorsa? Mesela Amerika veya İsrail… Hadi İsrail’e ‘dur demek’ mümkün de, Trump gibi bir ismi durdurmak nasıl mümkün olacak? Trump’ın ilk döneminde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yazdığı mektubun konusu Suriye’deki Kürtler’di. Amerika Suriye’de de Kürt oluşumuna ebelik ve hamilik yaparsa Türkiye Esad’ı arar hale gelir mi?
Bir zamanlar 3 bölgeli Suriye senaryoları çok konuşulur, tartışılırdı. O senaryoların buzdolabından çıkarılmayacağı ne malum. Ekranlarda uzman olduğu söylenen kişilerin elinde sopayla hamasi yorumlarının derinliği ve gerçekliği yok. Ahmet Davutoğlu’nun da Esad’ın gidişinden kendisine pay çıkarmaya çalışması da bir o kadar anlamsız. Esad, Erdoğan veya Davutoğlu istediği için gitmedi. Bir başka el ve güç var. Bu gerçeği anlamak lazım. Erdoğan ve arkadaşlarının şu ana kadarki sakin ve ihtiyatlı tutumlarını doğru buluyorum.
Esad’ın Baas rejimi zalimdi, acımasızdı. Bir azınlık iktidarıydı. Arkasında kan ve gözyaşı bıraktı. Doğru, demografisi altüst olmuş, bitmiş tükenmiş enkaz yığınına dönüşmüş bir ülke bıraktı. Fakat Esad’dan sonra Suriye ve bölgeye huzur ve sükunetin egemen olacağının da garantisi yok. Aksine kriz ve sorun üreten istikrarsız bir Suriye, ikinci bir Irak riski var? Sizce de öyle değil mi?






















