(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Aslında CHP değil, siyaset hatta ülke ‘rahat bir nefes’ aldı. İptal kararı politikadan ekonomiye kadar her şeyi etkileyecekti. Mahkeme tehlikeyi tümden ortadan kaldırmadı, davayı 24 Ekim’e erteledi. ‘Tedbir taleplerini’ ret etmesi olumlu karşılandı. Fakat diğer açıdan da ‘Demokles’in Kılıcı’ CHP ve siyasetin üzerinde sallanmaya devam edecek. CHP 40 gün daha davayla yatıp kalkacak. Belirsiz kolay hal değil.
Partileri için daha da olumsuz bir durum. Geleceği ilişkin plan yapmakta zorlanırsınız. Siyaset üretmekte güçlük çekersiniz. Tüm enerjinizi dava harcamak durumunda kalırsınız. Oysa bir ana muhalefet partisi için siyaset yapacak müthiş elverişli siyasi iklim söz konusu… Ülkenin ağır gündemleri var. Ekonomi ve adalet her vatandaşın gündemi… Rakamlar enflasyonun düşmekte olduğunu gösterse de sokak bunu pek hissetmedi.
CHP ister istemez 40 gün boyunca yine parti içiyle meşgul olacak. Kemal Kılıçdaroğlu’nun sessizliği tartışılacak… Çevresinden sızdığı ileri sürülen haberler manşetlere çıkacak. Kılıçdaroğlu’nun kaybettiği kurultaya hile karıştığı iddiasına duyarsız kalamaması doğal. Süreci yakından takip etmesi de aynı şekilde… Fakat karşısında bıraktığı bir CHP değil, ölü toprağını üzerinden atmış, 31 Mart seçimlerini kazanmış, yükselişe geçmiş, rüzgarını almış bir parti var.
Mayıs seçimlerinde “Ben Kemal geliyorum…” sloganı çok tutmuştu. Kılıçdaroğlu iyi de hava yakalamıştı. Fakat olmadı, büyükşehirlerin çoğunu kazanmasına rağmen kaybetti. Gelemedi. Cumhurbaşkanı olamadı. Slogan bir mizahi replik olarak kaldı. Ülke yönetimine gelemedi ama CHP’ye tekrar dönme fırsatı çıktı. CHP muhalifi kesimler “Ben Kemal geliyorum…” cümlesini sık sık hatırlattı. İlki Cumhurbaşkanı Erdoğan içindi, diğeri Özgür Özel için. Siyasette ‘CHP içi iktidar, ülke iktidarı kadar önemli’ diye anlamış vardır. Bir çok siyasetçiye CHP’de iktidar olmak yeter. Şimdi Kılıçdaroğlu benzer pozisyona girdi.
Hikmet Çetin yılların siyasetçisi… Bir ara partiye ‘ağabey genel başkanlık’ da yaptı. Mutedil, uzlaşmacı bir isim. Sadece kendi partisinde değil siyasi çevrelerde sevilir, sayılır, kabul görür. T24 internet sitesine verdiği röportajda Kılıçdaroğlu hakkında ilginç iddialarda bulundu. Çetin gibi mutedil bir ismin söyledikleri önemli. Belli ki o da Kılıçdaroğlu’nun tutumundan, suskunluğundan rahatsız.
Çetin, deneyimli gazeteci Cansu Çamlıbel’e “Eski Genel Başkan’ımız bu konuda çok çalışıyor” dedi. “Kemal Kılıçdaroğlu mu?” sorusuna ise, “Evet” cevabını verdi. Çetin “Ben onun en üst düzeydekilerle de temas içinde olduğunu sanıyorum” diye bir cümle sarfetti. Gazetecinin “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yakın çevresini mi kastediyorsunuz?” sorusuna ise “Evet… Dikkat ederseniz ‘Ben neredeysem Genel Merkez orasıdır’ gibi şeyler söyledi bir ara. Hazırlığı ona göre yapıyor”.
İddia ağır… Hikmet Çetin gibi bir isim sırf duygularıyla konuşmaz. Duyumları da olmalı… Önce Kılıçdaroğlu’nun cevabını görmek lazım. Buna da sessiz kalmaz herhalde. Hem söyleyen hem de iddialar ‘ciddiye alınması’ gerekecek türden. Suskunluk iddiaların doğruluğu anlamına gelir. Sükut ikrardandır çünkü. Kılıçdaroğlu, AK Parti yönetimle işbirliği halinde olabilir mi? Yargı ve kurultay süreçlerini bu işbirliğinin bir neticesi mi? CHP’de kavga AK Parti’nin işine gelir.
Belli ki siyaset uzun süre daha normalleşmeyecek… Kurultay’ın iptali gündemden düşmeyecek. İstanbul’da kayyım varlığını sürdürecek. Yargı kararları siyasetin üzerine bir gölge olarak düşecek. CHP bir yandan kendi içiyle meşgul olurken diğer yandan ana muhalefet partisi olmanın sorumluluğunu yerine getirmeye çalışacak. Oysa siyasetin tartışması, konuşması ve politika üretmesi gereken o kadar çok konu var ki… Keşke iktidarıyla muhalefetiyle siyaset bütün enerjisini ülke sorunları için harcasa…





















