(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Çetin Altan “Bugün canım yazı yazmak istemiyor” derdi. Bilgisayarın başına otururken içimde bir isteksizlik var. Havadan mı, gündemin can sıkıcı olmasından mı? Bilemedim. Yoksa ormanlar yanarken bir şey yapamamanın derdinden mi? Söylenecek çok söz, sorulacak çok soru var? Ama sırası mı? ‘Hazırlıklı halimiz bu muydu?’ diye sormak bile yeterli… Tuşlara gönülsüzce dokunuyorum, zihnimi toparlamakta zorlanıyorum. Üzgünüm, içim yanıyor…
Orman yangınları yaz aylarının klasiği… Bazen anız yakarken tarlada başlar, ormana sıçrar, bazen de nereden geldiği belli olmayan bir kıvılcımla orman alev topuna dönüverir. Bilinçsizce atılan bir cam şişeye vuran güneş ışınlarının kuru otları tutuşturması ortalığı yakar. Elektrik tellerinin rüzgarda birbirine sürtmesiyle oluşan ateş parçalarının orman yangınlarına sebep olduğunu biliyoruz.
Sabotaj olamaz mı? Kim kıyar ki güzelim yeşile, içindeki börtü, böceğe? Bir kendini bilmez bir kibrit çakar onlarca hektar yeşil alan kül oluverir. Bir ara PKK ormanları hedef aldı. Kaza veya kasıt mümkün elbette. Son orman yangınlarında bazı soru işaretleri yok değil. Yetkililer de açık açık dillendirdi. İnsanın aklına her türlü senaryonun gelmesi doğal. Tutuklananların sayısı 20’nin üzerinde…
‘Su ve ateş’ iki büyük nimet aslında… Medeniyet bu iki olgunun etrafında gelişti. Ama kontrol dışına çıkarsa nimet bir anda ‘afet haline’ geliveriyor. Dur durabilirsen, suyun ve ateşin önünde… Yıkar, yakar geçer. Ülke her ikisinin de acı örneklerini yaşadı. Su sel oldu önüne geleni götürdü, ateş yangın oldu değdiği her şeyi yaktı. Kaç kurban verildi…? Yaşanmışlık ‘tecrübe ve deneyimi’ de beraberinde getirmesi gerekir.
Madem ki yangınlar bir ülke gerçeği ve yaz aylarının önlenmeyen felaketi… Tedbirli olmak gerekmez mi? Cumhurbaşkanı Erdoğan “24 saat teyakkuz halindeyiz” dedi. Uçak, helikopter ve diğer yangın söndürme araçlarını rakam rakam duyurdu. On binlerce orman işçisi… Yeterli mi acaba? Bir eksiksiz söz konusu olabilir mi? Mesela daha fazla uçak… Veya daha büyük uçak… Gece görüşü olan hava araçları…
Yangında ilk dakikalar önemli… Ateşi çıktığı yerde boğmak, büyümeden önünü almak hayati değerde… Arkasına rüzgarı alınca hızına da büyümesine de erişebilmek çok güç. Her şeyden önce ‘profesyonellik’ gerekir. Eğitim şart yani. Sanki burada sorun var gibi… Geçen hafta 10 işçi alevlerin arasında kaldı. Giydikleri kıyafetlerinden, aldıkları eğitimlere kadar çok soru işareti belirdi. Tatmin edici bir cevap da verilmedi.
Bursa, Karabük, İzmir… Ülkenin dört bir tarafı alev alev… Medyaya yansıyan görüntüler ‘cehennem manzaraları’ gibi. Gözünün alabildiği yer alevlerle kaplı… Ürkmemek mümkün değil. Eskiden bu kadar değildi. Büyüklüğü ve çapı daha sınırlıydı. Neden arttı? Yerleşim yerlerine kadar geldi. Binlerce kişi tahliye edildi. Geçmişte orman köyleriyle sınırlı kalırdı. Şimdi büyükşehirlere kadar indi alevler… Neden yangınların çapı büyüdü?
İklim değişikliği faktör elbette… Sıcaklar rekor düzeyde arttı. Yağışlar azaldı. Rüzgar şiddetlendi. Buna göre de tedbir almak gerekmez mi? Şartlar kötüleşmiş olabilir. Eğer, yangın çıkmak için fırsat kolluyorsa, bizim de havadan, karadan, denizden yani dört koldan söndürmek için hazır olmamız gerekmez mi? Burada bir sorun var. Ekipman ve donanım büyük yangınlara göre değil. Ateş kuşları yetersiz. Daha büyük hava araçlarına ihtiyaç var.
Yaşanan kelimenin tam anlamıyla bir afet… Felaket boyutunu çoktan aştı. Profesyonel ve seferberlik ruhuyla hareket etmek elzem. Sorumluluk önce iktidarın ve devletin… Vatandaşı harekete geçirecek olan da devlet. Giderek büyüyen cehennemin andıran alevler ‘afet yönetiminde sorun var!’ diye bağırıyor. Siz de duymuyor musunuz?






















