(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Öcalan’ın çağrısına kulak veren PKK kongresini Nisan’ın sonuna kadar toplayacak ve ‘fesih kararı’ alacaktı. İddialar, öngörüler bu yöndeydi. AK Parti sözcüsü Ömer Çelik ‘İnşaallah bu ay içinde önemli gelişmeler olabilir’ demişti. Kastettiği PKK’nın kongresiydi. Ayın son günündeyiz. Şu ana kadar ne PKK kongresini topladı, ne de herhangi bir ‘önemli gelişme’ oldu. Tam bir belirsizlik, biraz da umutsuzluk hakim…
Gazeteciler, siyasi yorumcular öngörülerinde yanılabilir fakat bir iktidar partisinin sözcüsünün daha fazla veri ve istihbarata sahip olduğu düşünüldüğünde ‘hata payı’ yok denecek kadar az olmalı. Fakat şartlar değişkendir, bırakın haftayı günden güne farklılık arzeder. Nisan ayında kar yağar da siyasi iklim bundan etkilenmez mi? Rahmetli Demirel’in ‘Türk siyasetinde 24 saat uzundur’ sözü boşuna söylenmemiş. Çelik’in kabahati yok, o mazur… Burası Türkiye… Eski veya yeni fark etmiyor.
Örgütün Suriye kolu sınırın hemen öte yakasında Kamışlı’da, DEM’den bir heyetin de katıldığı ‘Birlik ve Ortak Tutum’ konferansı düzenledi. Bu Ankara’yı rahatsız etti. Çözüm sürecinin de hedeflerinden biri Suriye’deki PKK varlığını ortadan kaldırmaktı. ‘Öcalan açılımının’ mimarı Bahçeli’nin tepkisi sert oldu; ‘PKK’nın derhal silahlarını teslim etmesi, kongresini toplayıp örgütsel fesih işlemini tamamlaması Terörsüz Türkiye hedefinin enfekte olmaması, kimi komplikasyonların yaşanmaması için derhal sağlanmalıdır…’
TEK TARAFLI AÇILIM OLUR MU?
Süreci enfekte eden o sadece Kamışlı konferansı mı? Daha doğrusu bir süreç var mı? Öcalan’ın çağrısı tamam… Fakat sürecin tek yönlü ve tek boyutlu ilerlemesi eşyanın tabiatına aykırı. DEM’in ısrarlarına rağmen Ankara yarım adım bile atmış değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘Terörsüz Türkiye’ dışında sürecin içeriğine ilişkin herhangi bir söz sarfetmiş değil. Kendisini fesheden PKK’lıların akibeti ne olacak? Bu sorunun bile cevabı yok. Oysa en basit olanı bu…
PKK, Öcalan’ın bir şekilde ‘kongreye’ katılımını istiyor. Fiziken mümkün değil elbette. Canlı bağlantı veya video seçenekler arasında olabilir. Adalet Bakanı Tunç, ilk günden beri mevzuat gereği bunların mümkün olamayacağını tekrarlamakta… Son olarak DEM Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları Öcalan’ın iletişim ve çalışma özgürlüğü başta olmak üzere atılması gereken adımlarla ilgili top artık iktidarın sahasındadır’ açıklaması yaptı. İletişim ve çalışma özgürlüğü doğrudan kongreyle ilgili…
Adalet Bakanı Tunç’un bu sözlere verdiği cevap işlerin yolunda gitmediğinin kanıtı niteliğinde; ‘Top iktidarda ne demek, biz top oynamıyoruz’. Laf mı şimdi bu? Top deyince sadece futbol sahalarındaki meşin yuvarlak mı anlaşılır? Tunç’un topu taça atması verecek cevabı olmamasından… Yoksa böyle anlamsız bir çıkışta bulunmazdı. Bakan’ın grup salonundaki kısa açıklaması bununla sınırlı değil; ‘Burada ciddi bir mesele var, terörün tasfiyesiyle ilgili. DEM Parti ile müzakere yapmadık. Cezaevindeki hükümlülerle ilgili talepleri vardı, al-ver süreci yok’.
Peki, müzakere yoksa o görüşmeler niye yapıldı? Erdoğan DEM heyetini niye kabul etti? Adalet Bakanlığı neden DEM’in İmralı yolunu açtı? Ardından da bizzat Bakan’ın kendisi DEM’lilerle niye konuştu? İmralı ve DEM’in talepleri hiç dikkate alınmadan süreç yürüyebilir mi? Tunç’un birkaç cümleyle sınırlı açıklamaları aslında çok şey anlatıyor. Daha önce DEM yöneticisi Sezai Temelli’nin ‘İktidar donmuş hal içinde’ sözü bugüne birebir uyuyor. Daha önceki süreç de ‘dondurulmak’ üzere buzdolabına konmuştu. O arada unutuldu. Yenisi başladı fakat orada da bir ‘donukk vaziyet’ söz konusu.
ERDOĞAN’IN SUSKUNLUĞU
Erdoğan İtalya’dan döndü, ayağının tozuyla grup toplantısına katıldı. Konuşmasına özellikle süreç veya açılım bağlamında neler söyleyecek diye dikkat kesildim. İktidara yakın medya organlarından konuşma metnini okudum. Fakat ‘Terörsüz Türkiye’ başlığı altında bile Erdoğan’ın bir cümlesi olmadı. Sürece ilişkin doğrudan veya dolaylı mesaj vermedi. Bu suskunluk da manidar değil mi? Olumlu veya olumsuz bir şeyler söylemesi gerekmez miydi? Öcalan çağrı yaptı. Fakat şartlar oluşmadığı için Nisan ayında kongre toplanamadı. En azından Bahçeli gibi bir ‘uyarıda’ bulunabilirdi.
PKK’nın ‘fesih sürecini’ kapattığı anlamına gelmiyor bu. Nisan’da olmadı, Mayıs ayında gerçekleşir. Süleymaniye, Erbil olmadı Bahçeli’nin ‘adres olarak’ gösterdiği Malazgirt’te toplanır. Fakat şartlar nasıl oluşacak? Öcalan nasıl sahne alacak? PKK çağrıyı içeren yazılı metni yeterli görmüyor. Bizzat sesini ve sözünü duymak istiyor. Tunç’un açıklamasına göre bu yöndeki bütün iletişim kanallar kapalı… Peki şimdi ne olacak? Şu ana kadar bir formülün üretilemediği ortada.
İYİ Parti’nin grup toplantısı da vardı. Musavat Dervişoğlu sürece ilişkin tepkisini dilen getirirken Bahçeli’yi de topa tuttu. Al işte bir ‘top’ kelimesi daha… Tunç buna der acaba? Şu sözler Dervişoğlu’nun; ‘Terörist başını Meclise çağıran zat, artık teröristlerle pek sıkı fıkı oldu. Ama Suriye’deki konferansa incinmiş. ‘Pişmiş aşa su katmayın’ diyor. Hala hayal aleminde. Bunları pişirdiğin aşın malzemesi zehirdir, zehir. Su katsalar ne, katmasalar ne? Pişmiş aş dediğin, bu millete dayatılan baldıran zehridir…’. Dervişoğlu’nun tavrı öteden beri malum, söyledikleri şaşırtıcı değil.
Sürecin akibetini düşünürken Ankara açıklamalarına kadar bazı gazetecilerin yorumlarına da bakıyorum. Açılımı ilk kez kamuoyuna duyuran Mümtazer Türköne bunlardan biri. Hocanın yazıları hem bilgilendirici hem ufuk açıcıydı. Fakat son zamanlarda o da heyecanını yitirdi. Beklendiği veya öngörüldüğü gibi yürümüyor. İktidar üzerine düşeni yapmakta çok çekingen ve isteksiz davranıyor. Süreç bitmiş değil fakat ‘durağan ve donuk’ bir döneme girdi. Buzları ancak Erdoğan eritebilir. Orada da sessizlik hakim…























